Çok Okunanlar
 Yorumlananlar
 Anket
Sizce ilimizin öncelikli sorunu hangisi ?
Alt Yapı
Eğitim
Sağlık
Sosyal ve Kültürel Etkinlikler
Ulaşım
İçme Suyu
İşsizlik
Sonuçlar
 Foto Galeri
Gözleri Olan Ağaç
Köylerde Tehlike
Leylek
Mudosk
Nevruz Bayramı
Nevruz Bayramı
Su
Şampiyona
Şehitler Günü
Tezek
MUHTAR FENA ÇARPILDI
Varto’nun Hürriyet Mahallesi muhtarı, kontör dolandırıcılarına fena avlandı. 9 bin 800 kontör kaptıran Muhtar Niyazi Bingöl, 2 bin TL’nin üzerinde zarara uğradı.

Varto’nun Hürriyet Mahallesi muhtarı, kontör dolandırıcılarına fena avlandı. 9 bin 800 kontör kaptıran Muhtar Niyazi Bingöl, 2 bin TL’nin üzerinde zarara uğradı.


 


Muhtarı fena çarptılar. Kontör dolandırıcıları, Varto’nun Hürriyet Mahallesi Muhtarı Niyazi Bingöl’ü 9 bin 800 kontör dolandırdılar. Emniyet teşkilatınca, kontör dolandırıcılarına vatandaşın dikkati çekilirken ve uyarılar yapılırken, Hürriyet Mahallesi Muhtarı Niyazi Bingöl’ü dolandırıcılar, 9 bin 800 kontör dolandırdılar. 2 bin TL’nin üzerinde kontör kaptıran Bingöl, bu işin dolandırıcılık olduğuna nasıl uyanamadığına şaşıyor. 17 Şubat 2010 tarihinde kendisini arayan şahsa toplam 42 kart kontör kaptıran Bingöl, 27 adet Turkcell 150 kontorlük kart, 10 adet Turkcell 250 kontörlük kart, 7 adet Vodafone 250 kontörlük kart, 4 adet Vodafone 150 kontörlük kart olmak üzere 47 kontör kartı kaptıran Bingöl’ün eşi Medine Bingöl, eşinin birkaç kontör kartı gönderdikten sonra, kendisini uyardığını ancak eşinin kendisini dinlemediğini söyleyerek, yaşadıklarına inanamadığını ifade etti. Hürriyet Mahallesi Muhtarı Niyazi Bingöl: “Benden sürekli kontör istemelerine uyanamadım. Sanki basiretim bağlandı. 9 bin 800 kontör gönderdikten sonra, bu işin dolandırıcılık olduğunu anlayabildim. Eşim beni uyardı ama ben dinlemedim” dedi.





20:41:41
19 Mayis 2013
Bu haber  1842  kere okundu Yazıcıya Yolla
YORUMLAR
 Şenay  2013-04-07
  BU BARIİ SÜRECİNDE SİZİNDE BİR KATKINIZ OLUSUN,NE DERSİNİZ;
 GELİN ÜLKENİN BU BARIŞ SÜRECİNİN YAPILMAKTA OLAN DUVARINA,BİR TUĞLADA SİZ KOYUN,NE DERSİNİZ.;
Bazıları ülkenin barış ve huzurunu neden istemezler. Bu hususta bu konumlarını kamuoyunda aşina ederler. Ben bir Müslüman Türk milletinin bir vatandaşı olarak, sabahlara kadar uyumadım ve bunun cevabını bulamadım desen doğrudur. Bir zamanlar ülkemin değişik yerlerinden, sayıları her geçen gün artarak, bir ve daha fazla şehit tabutlarının gözlerimizin önünde gelip geçmekteydi, şehidimize uzakta bile olsak ve onun tabutuna dokunmasak da, o şehidin acıları halkımızın yüreğine büyük ateş közü koyarak, bizleri çok acıtmıştı. Bu hususta ki haberler yüzünden televizyonlarımızdaki haberleri izlemeye bile bakamaz olduk. Çünkü ülkemizin birçok hanesinde, anne ve baba’ların ciğerine büyük kör ateşi gibi bir ateş düşmüştü. Şehit yakınlarının feryadı figanı ülke ortamlarını yakıp geçiyordu. Ateş düştüğü yeri yakar doğru ve yerinde söylenmiş doğru bir sözdür. Bizler o günlerin acısını ne kadar yüreğimizde bulundursak, şehit veren ailelerin acısı yanında bizlerin toplum olarak çektiğimiz acılar küçük kalır. Bizler o günleri bir nebze, of püfle geçirince, o şehit ailelerinin evinde öyle kolay, kolay o acı hafiflemiyordu ve geçmiyordu. Çünkü şehidin tüm anıları o şehit evinin tüm çevresine yayılmıştı ve yansımıştı. Nereye baksan şehidi hatırlatacak bir anıyla rastlanırdınız. Allah hiç bir Müslüman Türk ailesine bundan böyle şehit acılarıyla karşılaştırmasın. Bu acı nın altından her aile öyle kolay, kolay kalkamaz.
Şimdi hükümetimiz geçmişte yaşanan bu acıların tekrar yaşamaması için, iyi niyetli bir adım atarak, bu barış sürecine kamuoyundaki akil insanları da katarak bir son vermek istiyor. Nedense birileri bu ülkenin barış ve huzur içinde yaşamasını istemeyerek, bu barış sürecini sürmesine köstek olmaktadırlar. Beyler sizi bilmem, ben bir şehit yakınıyımdır. Galiba sizler şehitlik sözcüğünü lügatlerde okudunuz ama yaşamadınız. Sizin yakın ailenizde bu ülke için şehit veren birileri yok ki, sizler bu tutarsız hareket ve davranışınızla, bu barış sürecine engel olmaya çalışıyorsunuz. Bu barış süreci ha böyle ha öyle halkımızın lehine çıkacaktır. Siz buna şerrinizle katkı sağlasanız bile, bu barış süreci hedefine kavuşacaktır. Çünkü bu ülkenin içinde yetmiş dokuz milyon bu barış sürecinin devam etmesini istiyor. Eğer biraz insafınız varsa, bu barış sürecine katkınız olsun. Olmuyorsa bu barış sürecini yolunda engel oluşturmayınız, çünkü buna gücünüz yetmez.
Umarım bir an önce, bu barış süreci sona erer. Ülkemizdeki tüm vatandaşlarımız huzura erer. Dilerim bu otuz yıldan fazla süren bu gayesi ve hedefi belli olmayan bu P.P.K,a belası bu şekilde son bulur. Çünkü bu gün doğu ve güney doğuda bir kardeş kavgası vardır. Uzun zaman geçmişte bu iki halk birlikte bir asker ordusu kurmuş, bu iki halk ülkenin her yerinde birlikte sanayi kurmuş. Bu iki halk biri birine kız vererek mutlu yuvar kurmuş. Bu iki halk bu devletimizin kurtuluş savaşında omuz omuza düşmanlar çarpışmış. Bu iki halk bayramlarda ve sahi günlerde camilerde imam arkasında saf kurmuş. Bu iki halk et ve kemik olmuş. Bundan sonra bu et ve kemik birbirinden ayrılır mı, tabii ki ayrılmaz. Bu iki millet aynı dini, aynı bayrağı ve aynı örf ve geleneklerinde birlikte beraber olmuş. Şimdi hangi sudu belirsizler bu iki halkı biri birine düşman edip ve bu çarpışmalarına seyirci kalacak. Bunların bu kavgalarında birileri ya rant arıyor ve yahut bu Türk milletinin devleti olan,(TÜRKİYE CUMHURRİYETİ)Asya ve Avrupa’nın göz bebeği haline gelmeye çalıştığı bir durumda, bu olumsuz hadiselerin arka arkaya gelmesi, bir tesadüf olmamalı. Bizi hem içerden hem de dışarıdan yıkmaya çalışanlar var. Aklımızı başımıza alalım, farklı ve düşüncelerimizi bir yana bırakalım. Bir olalım diri olalım, ülkeyi bölmeye çalışanlara karşı koyalım. Bizler yetmiş dokuz milyon insanımızla, ülkemizi ve halkımızı ayrıca devletimizi seviyoruz. Bizi geçmişte yedi dövül devlet bizi işkal erinin altına almak istemiştir ama buna muktedir olmamışlardır. Şimdide olamayacaklardır. Haydi, hep birlikte bu barış sürecine destek olalım. Tüm katkılarımızı bu hususta esirgemeden ülkemiz ve halkımız için ortaya koyalım. Allah yar ve yardımcınız olsun. Sağlıkla kalın mutlu kalın efendim.
Şenay ÇOBANOĞLU
07/04/2013
 Şenay  2013-03-17
  ÇANAKKALE GEÇİLMEZ.
 ÇANAKKALE GEÇİLMEZ.!



18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Zaferi’nin bir kez daha milletce bu yıl büyük coşkuylar’la ve etkinliklerle yürekten kutlamaktayız. Büyük imkansızlıklar içerisinde, Türk Milleti'nin kahramanlığını destanlaştırdığı, Türk tarihinin dönüm noktalarından birisi olan Çanakkale Savaşları, milletimizin bağımsızlığı için gerektiğinde neler yapabileceğini tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir. Bu zafer,azziz milletimizin tarih boyuca kazandığı en parlak zaferlerinden ve en büyük kahramanlıklarından biridir.



Çanakkale Zaferi, tarihten silinmek istenen bir milletin vatanını ve mevcudiyetini canı pahasına nasıl savunacağını göstermesi bakımından insanlık tarihi için de ibret alınması gereken bir hadisedir. Aziz milletimizin ortaya koyduğu bu destanlar neticesinde adeta yeni bir tarih yazılmıştır. Unutmayalım ki, bizler bugün, şehitlerimizin fedakârlıklarıyla kazanılmış bu vatan toprakları üzerinde yeni bir gelecek inşa ediyoruz.Bizler, şehitlerimizden miras kalan bu mukaddes emaneti asla yere düşürmeyecek, çok daha da yükseklere taşıyacağız.



Bu günlerde birileri tarafından,iç ve dış mihrakcılar bu ülkenin parçalanması için uğraşsa bile,bu millet bu farklı düşünce ve tavırlarıyla da olsa,buna izin vermiyecektir.Ülkenin doğusundan batısına,kuzeyinden güneyine eskisi gibi barış ve huzur rüzgarları esecektir.Kimler ne söylerlerse söylesinler,bu millet yetmiş milyonu olarak,bu ülkenin birinci vatandaşıdır.(Dil,Irk,İnaç ve Mezhep) ayrılıkları bile olsa,bu meziyetler bu ülkenin zenginliğidir ve ne kadar büyük olduğunu gösteren bir vesikasıdır.Hiç bir kimse bu farklılığımızla bizi biri birene düşürme cüretinde bulunmasın,bu ülkeye oynan bu kirli oyun tezgahları,bu aziz millet onların başına yıkacaktır,bundan emin olunuz.



İnanıyorum ki, bizi millet yapan yüksek değerlerimize sıkı sıkıya bağlı kaldıkça, aramızdaki ihtilafları bertaraf edip ittifak noktalarımızı güçlendirdikçe, Türkiye gelecekte hak ettiği gerçek yeri alacaktır.



Bu inançla, Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünü kutluyor, 18 Mart Şehitler Günü’nde bu toprakları bize mukaddes bir vatan emanet eden tüm şehitlerimizi, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün kahramanlarımızı rahmetle, şükranla anıyorum.



Şenay ÇOBANOĞLU



17/03/2013
 Şenay  2013-01-16
  DEVLETİMİZİN MUHTARLARA VERDİĞİ SÖZÜ YERİNE GETİRMESİNİ BEKLİYOR;
 MUHTARLAR KENDİLERİNE, DEVLETİN VERDĞİ SÖZÜN YERİNE GETİRMESİNİ BEKLİYORLAR.
“Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.”
Türkiye’nin kurucusu, Mustafa Kemal ATATÜR, bir nutkunda, kurduğu yeni Türkiye Büyük Millet Meclisinde, ülkenin değişik yerlerinden, değişik farklı görüş ve düşüncesinde olan, yeni seçilmiş mebuslara, o günkü yeni kurulan meclisin tüm mebuslarına hitap ederken,”KÖYLÜLER BU MİLLETİN EFEDİSİYDİR.”diyerek nutkunun içersindeki bu cümleleri kullanarak, sozlerini tamamlamıştı. Çünkü o ülkesinin içersinden çıkmış bu kahraman kişi, biliyordu ki, bu köylü halkı, şehirdeki halkını doyuruyor. Köylü çalışmasaydı, bu şehirdeki halk aç kalırdı. Çünkü o biliyordu ki devletin tüm ağır yükü bu köyde yaşayan, köylülerin omuzları üstündeydi. Tabi şimdi köylümüz eski köylü değil, devletimiz eski devlet değildir. Bu geçmiş zamanın üzerinden çok, zaman geçti, ne o köy eski köylüdür, nede o devlet eski konumunda değildir.
Şimdi bu büyük kurtarıcı atamız sağ olsaydı, şimdiki Türkiye büyük millet meclisindeki milletvekillerinin huzuruna çıkıp bir konuşma yapsaydı, sanırım atam, meclisteki konuşmasında, bu önemli cümleleri, hazır un tüm milletvekillerinin gözünün içine bakarak, ”MUHTARLAR BU TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİN EFENDİLERİDİR” bu cümleleri defalarca bu meclisteki konuşmasında kullanırdı. Çünkü o biliyordu ki, bu devletin en küçük kurumları olan muhtarlıklar, ülkesinin her yerine bir yelpaze gibi sarmış, bir ordudaki bir Mehmetçik gibi, bulundukları hududu korumaya ve kollamaya ve her an vazifesinin başında, halkına ve devletine hizmet aşkıyla, gece gündüz demeden bu kutsal görevini, sürdürdüğünü biliyor olacaktı atam. Şimdiki devlet idarecilerimiz, tarafından bu muhtarlık kurumların pek değeri olmayabilir. Ama halkımız halkımızın gözünde ve gölünde, her geçen gün ve zaman içersinde, önem kazanmaktayız. Bu aziz halkımız hep bizlere sahip çıkmışlardır, onlar bize her geçen gün değerimize değer katmaktadır. İşte bu yüzden, halkımız tarafından her zaman takdire şayan olan bu muhtarlık kurumları, devletin diğer kurumları gibi mesaisi sekiz saat değil,bu demokrasi neferleri olan bu muhtarlıkların mesaisi yirmi dört saat olduğunu da biliyordu.Büyük ata devletin halkıyla en çok yüz yüze geldiği,halkıyla kaynaşmış ve bir bütün olan bu muhtarlık kurumları,halkının birer bireylerinmiş gibi ,devletimizin, bu kurumlara bu ağır koşullardaki sorumluluk taşıyan bu çalışmalarını yürütebilmeleri için,bu muhtarlık kurumlarına bir çalışma yeri tahsis etmeden,bu muhtarlık kurumlarının,kullandıkları kırtasiyesini,harcadığı su,elek,telefon,internet,kira,sağlık sigortası ve ısınma aracını karşılamadan ,muhtarlıklar bu çalışmalarını yürütürken bu hususda devletin diğer kurumlarına verdiği imkanlardan mahrum olarak,muhtarlıklar bu önemli görevlerini hiç aksatmadan, gece gündüz demeden büyü bir azim ve şevk içersinde görevlerini sağlıklı bir şekilde yürütmekte olduğunu bilirdi atam.Halk tarafından,kendi köy’ünü ve mahallesini yönetmek için,gönüllü seçmişlerdi bu demokrasi bekçileri ve neferleri.Bu muhtarlıkların,maksatları ve gayeleri hep bağlı bulundukları bölge halkının yanında olmak ve bağlı bulunduğu sorumluğunu omuzlarında hissettikleri ,halkını mutlu etmekti.Ne kadar güç şartlar altında bu kutsal vazifelerini yerine getirmiş olsalar bile ,yaptığı görevlerinin çok kutsal ve mübarek olduklarını biliyorlardı,ve vazifelerine o kadar çok bağlı kararak,halka yaptıkları hizmetin,hak ve halk tarafından takdirle aşılanacağını içlerine sindirerek işe konulmuşlardı ve benimsiyorlardı,.Çünkü halkını ve milletini gönülden sevdiği için, her şey parayla ve pulla olamayacağını,buna yürekten inanıyorlardı.İşte bu sevda içersinde, bu yaşadıkları zorluklar karşısında,bu muhtarlık mesleklerini, bıkmadan usanmadan gece ve gündüz demeden ,bu muhtarlık kurumuna gelen halkımızı memnun etmek için canla başla çalıyorlardır, ve o halkımızın, sorunlarını yerinde ve zamanında çözmekti bütün emelleri ve gayeleri.Halkın muhtarlık kurumlarına, daha rahat bir şekilde kavuşa bilecekleri ve halkın muhtarıyla hiç çekinmeden yüz yüze gelerek tüm sorunlarını ,bir zat devletin kendisi olan muhtara ,konuşarak aktarması,muhtarların en büyük sevdasıydı.Çünkü muhtar kendisine gelen halkın sorunlarına çare bulan devletimizin sağlıklı bir kuruluşu ve bir kurumu olarak görmektedir.Halkımız bu muhtarlık müesseselerine, çok güveniyor onun çatısı altında tüm işlerini yürütmek istiyordu.Yoksa devletin onlara verdiği küçük bir meblağdaki bu komik bir ücretle ,hiçbir devletin ne atanmış bir bürokratı ve nede seçilmişlerin bir milletvekilleri bu işe talip olamazlardı.,ve bu komik ücretle bu devletin bu kurumları çalışmazlardı.Ancak ve ancak bu muhtarlık kurumlarına,muhtardan başka hiçbir devletin kurumu sahip çıkmazdı..İşte bu demokrasi bekçileri olan kıymetli bu muhtarlar,bu gönül erlerinden oluşan bir ordu.Ülkemizin her yöresinde,her iklim şartları altında,her olağan üstü durumlarda görevlerini icra etmektedirler.İşte bu yüzden halktan biri olup,hep tüm mesaisini halkla yüz yüze gerçekleştiren bu muhtarlar,hep takdiri halkından almaktadır,halkın bu muhtarlara aşıladığı pozitif sevgileri,muhtarları bu kutsal her geçen gün bir daha bağlamaktadır.
İşte şimdi 2013 yılına girdik, bu yıl ülkemize ve milletimize barış, huzur ve bereket getirmesini canı gönülden isteyerek, devlet idarecilerimizin muhtarlarımıza defalarca, yazılı ve görsel medya önünde, bu muhtarlık kurumlarının, özgür haklarını iyileştirmesi için yeni bir kanun düzenlemesinden bahsediliyordu ve bu konumu, devletimizin önemli şahsiyetlerinden ve icra kurulun başındaki olan idarecilerimiz bu sözü muhtarlarımıza vermişti. Şu aşamaya kadar,ancak bir kamuoyunda muhtarlarımız için müspet bir durum ortaya konulmadı. Eli üç bin muhtarımız devletin kendilerine verilen sözün bir an önce gerçekleşmesini umuyor. Bu yeni yıla girmemiz,hükümetimiz inde, muhtarlarla ilgili güzel bir kanun çıkararak,muhtarlarımıza,bir nebzede olsa, bir can suyu vermek olacaktı.. Bu elli üç bin demokrasi bekçileri, devletine her zamanki gibi güveniyor, onlarında bu kurumlara verdikleri sözlerin arkasında durmasını istiyor. Ümitiliz ve umudumuzu kaybetmiş değiliz.Şimdiye kadar bekledik,şimdide bekliyoruz.Bizler devletin bir kurumu olarak her zaman bulunduğumuz bölgenin her yerinden duyarlı bir şekilde,çevremizdeki insanlarımızla yüz yüzeyiz.Devletimizin idarecilerinden istirhamım ,bu muhtarlık kurumlarını unutmaması.Onlar belki bizlerin ne zor şartlar altında bu kutsal görevi yaptığımızı,ama bunu bilsinler ki kainatın yaratıcısı olan cenabı hak bizlerin ne şekilde çalışmamızı görüyor ve izliyor.Çünkü onlar fanidir,ama fani olmayan, bir rabbimiz vardır.Bizleri unutmasınlar ve bizlere sahip çıksınlar.Yoksa Allahın onlara vurduğu tokat’ın,ne dermanı vardır nede çaresi.Tüm muhtar meslektaşlarıma sevgi ve saygılarımı sunuyor.İyi varsınız,iyi ki ülkemin her karanlık yerini ışıklarınızla aydınlatmaktasınız. Sizleri devlet unuta bilir,ama bu aziz milletimiz unutmaz.Bizler milletimiz ve devletimiz için varız.İnşallah en kısa zamanda beklediğimiz bu dileklerimiz gerçekleşir.
Sağlıkla kalın mutlu kalın efendim.
16/01/2013
Şenay ÇOBANOĞLU
 Şenay  2012-10-24
  BELEDİYELER NEDEN ,MAHALLERE HİZMET DURUMUNDA DUYARSIZDIR,
 Belediyeler asli işlerini unuttu mu?

Geçtiğimiz hafta bizler adına oldukça yoğun ve hareketli bir hafta oldu.
Konya’ya yapılması planlanan birbirinden güzel projelerin temel atma törenleri, “programlar” derken devlet erkanı Konya’ya akın etti.
Şehir topyekün hummalı bir çalışmanın içerisine girdi.
Bir yandan temel atmalar, bir yandan ya açılışların ardı arkası kesilmez oldu.
Özellikle bu temel atma ve açılışlar Büyükşehir ve merkez ilçe belediyelerinin programlarıyla yoğunlaştı.
Maşallahı var belediyelerimizin…
Ama bazen “belediyelerimiz bu temel atma ve açılışlardan dolayı asli görevlerini unutuyor mu?” Sorusu akla geliyor.
Geçtiğimiz hafta, Konya’nın bu yoğun gündeminin yanı sıra birkaç gezi ve araştırmada bulunduk.
Yolumuz Konya’nın en büyük ve en gözde ilçesi olan Selçuklu’ya düştü.
Musalla Bağları Mahallesi’nde bir gurup vatandaşla sohbet etme imkanı bulduk.
Havadan, sudan sohbet ederken, konu döndü dolaştı belediyelerin mahallelere yaptığı veya yaptığını iddia ettiği hizmetlere geldi.
Pek bir dertli gördük Musalla Bağları Mahallesi sakinlerini…
Başkanların asli görevlerini unuttuğunu ve uzun zamandır Musalla Bağları Mahallesi’ne duyarsız kalındığı iddia ediliyor.
Vatandaş bu mahallenin ne Büyükşehir Belediyesi’nden, ne de Selçuklu Belediyesi’nden yeterince hizmet alamadığını iddia ediyor.
Örneğin tüm mahallelere muhtarlık ofisi yapılmış, ancak bu mahalle ofis yapılması ile ilgili dilekçe vermesine rağmen muhatlık ofisinden mahrum kalmış.
Mahallenin okulu yok…
Yine eksik olan yaya kaldırımları halen tamamlanmamış.
Şehit Ahmet Değerli Sokak ile Gülbahar Sokak’ın kesiştiği yere, süratli geçen araçları engellemek için rampa yapılmamış.
Bunlar sadece birer örnek…
Aynı sorunlar Mahşer Sokak’ın, Yüksek Sokak’a birleştiği yerde de var.
Ancak tüm sorunları burada anlatmanın sanırım anlamı yok.
Mahalleli belediyelerin asli görevlerini yapmadığını iddia ederek, başkanlara çağrıda bulundu.
Mahallelinin bu sorunlarını öğrenir öğrenmez, Muhtar Şenay Çobanoğlu ile bir görüşme yaptık.
“Sizin mahallenizde bir takım sorunlar varmış, bunları belediye başkanlarımızla görüşmediniz mi?” diye sorduğumda, Muhtar Çobanoğlu, kendilerini kimsenin muhatap almadığını ve mahallenin sorunlarının hat safhaya ulaştığını söyledi.
Yakında mahalleli belediyelere kazan kaldırırsa, kimse şaşırmasın.
Bu yüzden hem Büyükşehir Belediyesi’nin hem de Selçuklu Belediyesi’nin bu mahalle ile ilgili gerekli düzenlemeleri yapması gerektiğini düşünüyorum.
Her mahalleye eşit hizmet ürettiklerini söyleyen belediyelerimizden, mahalleli eşitlik bekliyor.
Bekleyip göreceğiz eşitlik sağlanacak mı?
Önder ÇİFTCİ
 Şenay  2012-01-21
  İLK ÖĞRETMENLER ANNELERDİR;
 ÇOCUK DOĞAR DOĞMAZ, HAYATTA HEP İLK ADIMINI ANNESİYLE BİRLİKTE ATAR:
En iyi öğretmen annelerdir. Belki de hani gözlerinin içine, bakar bakmaz anlar o isteğini. Bir şey öğretmeden, o şefkat elleriyle sıvazlar başını, ilk kelime olan o mübarek anne kelimesiyle eğitir çocuğunu.
En İyi Doktor Annelerdir Belki De, Hani GÖZLERİNİN İçine Bakar Bakmaz Anlar YARANI, Merhem Sürmeden Bir SÖZLE Dindirir ACINI.
En iyi aşçıdır Anneler, belki de gözlerinin içine baka, baka açlığını hisseder çocuklarının, o mübarek ve hamarat elleriyle,çocuklarına yemek yapar ve açlığını giderir çocuklarının.
En iyi bir koruma meleğidir anne, çocuklarının kılana bir kötülük gelmesin diye, canını dişine takar kanat açar ve korur çocuklarını.
En iyi bir vasıta aracıdır anne, bir yerden bir yere giderken, o şefkat ve merhametli kollarının arasında kenini güvenli ve huzurlu bir şekilde hisederek seyahat eder.
En iyi bir terzidir anne, model kafada,biri birinden güzel kumaşlardan, göz nurunu dökerek ve el hamaratlığıyla asbat diker,çocuklarını giydirir. Onları mutlu eder sevince boğar.
En iyi bir rehberdir anne, nerde olursa olsun, çocuklarına hep doğru şeyleri öğretir, insanlar sahipsiz değil, yaratanın onun her şeyini takip ettiğini, hakkı iyice anlatır ve doğru rehberlik eder.
Çocuğu gülünce içi bir hoş olur annenin, ağlayınca çocuğu, deliye döner anne. Çocuğu ne kadar büyürse büyüsün, evlenip yuva kursa, çoluk çocuğa karışsa karışsın,çocuk hep annelerin gözünde bir çocuktur. Anne hep çocuğuyla olmak ister onunla oynmak ister. Çünkü çocuğu canını bir parçasıdır .Onsuz ne mutlu olur ne huzurlu olur. Çünkü çocuğu tek oyuncağıdır annenin. Bir çocuğun elinden ,nasıl alamazsınız oyuncağını. Annenin de elinden oyuncağını alamazsın.Dünyada anne sağ olduğu müddetçe, hep çocuğu olan oyuncağıyla oynamak ister anne, onunla beraber olmak ister. İşte rabbin annelerin önemini şöyle açıklamaktadır. Anneler çocukları için allahın onlara bahşettiği bir kıymetlı varlıktır.Çocukları için değeri büyük bir hazinedir.Bu hazineden nice bir sürü insanlar mahrumdur.Annelerini görmediği için, birine anne demek için o hasret kıvılcımları içkerini açıtıyor.Çünkü birilerine anne demeleri için bu kelime sözcüğüne hasret.Eğer bir çocuk cennete girmek isterse, cennet o çocuğa uzak değil,en yakınında, canından bir parçası olduğu annelerdir.(CENNET ANALARIN AYAĞI ALTINDADIR.)Kıymetini bilelim, ölmeden bu kıymetli varlıkların değerini bilelim. Onlara sahip olduğumuz için çok şanslıyızdır biz.Anneler bizler için, Allahın bir lütfü ve bizim için bir kıymetli bir hazinedir.Hayatta olan ,büyük ve küçük annelerin ellerinden öpüyorum.Huzurlarında saygıyla eğiliyorum.Alla hayatta olan annelere uzun sağlıklı uzun ömür versin.Duaları bizimle olsun.
Ş.Ç- 21.01.2012
 Şenay  2012-01-05
  BATI DOĞUYA GEBEDİR;
 

BATI DOĞUYA GEBEDİR, MEDENİYET YİNE DOĞUDAN DOĞACAK;



Beyler istermişsiniz şöyle bir doğu Anadolu ve güney anayolunun, kuş uçmaz, kervan geçmez bir kırsal alandaki her hangi bir haneyi ziyaret edelim. Buradaki gördüğünüz manzaradan, belki ibret alacağımız çok şeyler çıkarabiliriz. Bizler ülkemizin güzel illeri olan, İstanbul’un, İzmir’in, Antalya’nın, Samsun’un ve Anadolu, muzun nice güzel yerlerinde, güzel mekânlarda nice güzel imkânlarla yaşadığımız halde, bu halimize şükretmeyerek, bulunduğumuz bu iyi imkânlar, bizleri mutlu etmediğinin den şikâyetçi olduğumuzu. Hiç tereddütsüz bir şekilde ortaya koyduğumuzu ve şu andaki imkânlarımız bizlerin hiç doymaz bilmeyen egolarımızı tatmin etmediğini, nefsimizin kölesi olup, bu gerçekleri gözlerimizle göremediğimizi, bir daha bu şekilde önümüze koyarak şahit olmaktayız. Açlığı ve yokluğu görmeyen birileri olarak, bulunduğumuz varlığın kıymetini bilmiyoruz. Nefsimizi tatmin etmek için, hiçbir kimsede bulunmayan süper bir bir hayatı yaşamak istiyoruz. Tabi nefsimiz ve arzularımızın egolarını tatmin tatmini çok güç olduğu için, kendimizi mutlu hissedemiyoruz. Kimimiz yalnızlıktan şikâyetçi, kimimiz çocuğundan şikâyetçi, kimimiz sağlığından şikâyetçi ve bu gibi şikâyetleri çoğalta biliriz. Ama hayat onlar için manasız ve yaşanmayacak derecede bıkkınlık veren nice sebeplerle her an her günümüzle karşı karşıya gelmekteyiz. Çünkü vücudumuzun bedenlerine verdiklerimiz o çok önemi, ruhumuzu doyuracak olan o manevi huzurdan çok uzak kalmışınız. Vücudumuzdaki o boş kalan kısmı olan o maneviyatın olumsuz durumları, bizi bazı olaylar karşısında, şükürle ve sabırla ayrıca tevekkül ederek karşı durmayışımızdan, bizlerin hayatını bize zindan etmiştir. Hâlbuki eğer yaşıyorsak bunun bir sebebi vardır. Eğer bu dünyaya gelmiş isek bunun bir sebebi vardır. Bizlerin bu direksiz kubbe altında, kısa ömrümüzü geçiriyorsak bununda bir sebebi vardır, bunun muhasebesini kendi kendimizce yapmamız lazımdır. Bu kâinatı ve bu beşeriyetin bir yaratıcısı olmalı, bu dünya boşuna yaratılmamıştır, bu dünya içindeki tüm canlılar boşuna yaratılmamıştır, hepsinin yaratıcına karşı bir sorumluğu vardır. Kişi bunu içten kuşkusuz inanması lazımdır. İnsan boşuna yaratılmamıştır, onunda bir görevi vardır. İşte bu manevi ruh içinde kendisini ve çevresini buna göre yetiştirse, başına geldiği bir nüsü beti ve yahut iyi bir durumla karşılaştığı zaman, bunun bir sebebini bu çerçeve içinde düşünürse, işte o zaman, insan bu âlemdeki kısa yaşantısında yaşadığı olum ve olmsuz durumlarla birlikte mutlu olur, kendimizi bu yaşam biçimi içinde, hep bana rap bana diyemez, kendisini sahip olmadığı imkânların, başka birinde görmediği zaman, o kişinin üzülmesi lazım, o kardeşine de maddi ve manen yardımcı olması lazımdır. Kişi işte bu hayat çerçevesi içinde dünyaya bakabilirse, yaşadıkları hayat biçimi daha güzel renkli geçebilir ve bundan mutlu olur. Nihayetinde mutluluğun yolunu bu maneviyat kapısından, hayat penceresine daha bir başka açıdan güzel bakabilir. Evet, bu kırsalda yaşı yan her hangi bir ailenin, gelin birlikte bu manevi pencere içersinde ve ayrıca doya bilmeyen egolarımızın ve arzularımızın o hislerimizle gelin, bu kırsal kesimdeki her hangi bir ailemizin kapısını çalalım.



Muş’tan bir minibüs’le Diyarbakır’a bir yolculuk yapalım. Bu yolculuk sırasında bizleri nasıl bir beklemediğim sürprizlerle karşılaşacağız, bizler bilemiyoruz. Yolculuğumuz o çevrede değişik kırsal kesimlerde yaşayan bazı aileleri ziyaret olacaktır. Evet, bu Muş ile Diyarbakır arasındaki yolculuğumuzu başlatalım, buyurun bakalım. Yolculuğumuz Muş, ilin bazı düz köylerinden devam ettikten sonra, Diyarbakır il sınırına girdik, oto yolları yol demek için, bin şahit lazım,yollar köstebek yuvasına dönmüş, büyük çukurlar oluşmuş,zamanla oranın o ağır kış şartlarındaki yağmur ve karında bu yolları yol olmaktan çıkarmış.Muş ile Diyarbakır arasındaki yol,oranın dağlık arazileri içinde yüksek yalçın dağlarının,yarık açmış kaya parçalarının içinde,her kat edilen yolun,insana bir gerginlik ve tedirginlik veren bu yolculuk,çok ıssız vahşi hayvanlardan ve teröristlerden başka bu arazilerde hiçbir kimsenin yaşamadığı bir arazi koşullarında yolumuza devam ederken.Arabanın içindeki yolculardan, biri biriyle konuşmalarına istemeyerek de olsa, bir kulak verdim, arabanın içindeki yolcunun biri diğer yolcuyla konuşurken,yahu kardeşim ,keşke bizler bu yoları katırla yapsaydık daha iyi bir yolculuk yapmış olurduk.Evimize belki bu yolculuğu,bu arabanın kısa kat ettiği gibi erken kavuşmaya bilirdik , bari bu arabada ki yolculuk gibi, içimiz dışımıza gelmezdi, ayrıca gergin geçirmezdik.Katırlarımızla bu yolculuğumuzu daha rahat ve huzurlu bir şekilde yolculuk yapardık .Karşısındaki kişi doğru söylüyorsun kardeşim.Bundan sonra ki seferki bu yolculuğumuzda bunu iyi düşünelim,daha huzurlu ve rahat bir yolculuğu ,katırlarımızla Kulp,tan Muş’a gerçekleştirelim.Bu yolcu arabasıyla iki saatten fazla yol kastetmiştik.Geçtiğimiz yol güzergahı derin vadiler içindeki yalçın kayalar içinden , dağlık bir coğrafi arazisinin içinden geçmeye devam ediyorduk.Çevremizde yüksek yalçın taşlarıyla dizili dağların arasından geçiyorduk.Her yer ıssız ve ürkütücü manzaralarla doluydu.Arabanın içindeki insanlar çok gergin ve çevredeki dağlara gözlerini fal taşı gibi açıp çevreyi izliyorlardı.O arada araba içinde ki bazı kişiler homurdanmalara başladı,arabanın içinde ki insanlar hareketlenmeye başladı. Bende bu durumdan rahatsız olarak, kendim bu yolcuların konuştuklarına katılarak istedim. Beyler sizlere ne oluyor, sizler sanki bir tedirginlik durum içindesiniz. Ne oluyor size, eğer bir sakıncası yoksa bize bu durumu açıklarımsınız dedim. Değerli abım seni bizler tanımıyoruz, yalnız senin için çok korkuyoruz, nedenini soracak olursanız, şu andan itibaren yollarımız hiç güvende değildir. Çünkü gördüğün bu dağlarda, bu derelerde terör kaynıyor. Bazen yolumuzu kesiyorlar, şehirden evimize götüreceğimiz gazyağı, şeker, un gibi yiyecek ve yakacağımıza el koyuyorlar. Bu el koydukları eşyalarımızın yanında, bize ailemizin kaşısın da, bize ve ailemize çok ağır şiddet yapmaktadırlar, bunlardan bu kötü muamele yetmezmiş gibi, bize bir dahaki araba yolculuğumuz seferinde, bizden kendileri için bazı şeyler sipariş etmektedirler. O yüzden bu dağlık arazilerdeki yolumuz çok gergin ve tehlikelidir. Keşke sizler bu arabaya binmeseydin, bu yolculuğunuzu, otobüsle Bitlis üzeri Diyarbakır’a gitseydin. İnanız ki bizlerde çok korkmaya başlamıştık, o arada şoför arabaya bir Kürtçe şarkı kasetini arabanın tayibine taktı, şarkının sözlerin den, pekte bir şey anlamıyordum, ama dinmek zorundaydık, çünkü çevredeki teröristler, arabacımıza dokunmasın ve önümüzü kesmesin.



İlerde dağ yamaçlarında ve meşe ağaçlarının içinde, bazı dağ evleri gözükmeye başlamıştı, araba şoför biz yolculara dönerek, beyler ben bu orman içinde gözüken hanelerin müsait bir yerinde, arabaya bir mola vereceğim, ben de bu arada arabanın bazı eksiklerini tamamlarken, sizlerde buradaki dağ komşularına gidip, tanrı misafiriyiz diyin, bu hanelerde bir nefes soluklanabilirsiniz. Kendi bazı ihtiyaçlarınızı gidermiş olursunuz. Uzun zamandı bir baba dostumuzun bu civarlarda oturduğunu ve o akrabamızın evini sordum, oradaki vatandaşlarımız bize bu hususta yardımcı olmalarını istedik. Oradaki kapısını çaldığımız vatandaşımız bizleri aradığımız ve sorduğumuz o baba dostunun evine götürdüler ve o akrabamızın kapısını çalmaya başladık. Kapı açıldı buyurun kime baktınız, bizi o akrabamızın evine götüren vatandaşımız, bakın bunlar Muş’tan geliyor ve Diyarbakır’a gitmekteler. Yolculuk yaptıkları araba az ilerde bir ihtiyaç molası vermiş. Bu beylerde burada bir akrabalarının olduğunu söylediler, tesadüfen bana geldiler. Sordukları akrabaları bu tarife göre sizlersiniz, bu yüzden bu beyleri size getirdim, benim görevim burada tamamlanmıştı, bundan öte sizi ilgilendiriyor diyip geldikleri yere gitmeye çalıştılar. Bizler de tabi bu vatandaşın vesilesiyle, hiç görmediğimiz ama Muş’taki evimizden hep onların isminden bahsettiğimiz, bu baba dostlarımızla bir an sarmaş dolaş olduktan sonra, içeriye girdik. Evin hanımı hemen, yatak yüklüğünde bir döşek hemen altımıza serip bizleri oturduktan sonra, karnınız açtır galiba bir şeyler hazırlayalım demeye kalkmadan, hemen soforayı kurdular, evde ne olan yiyecek varsa sofraya getirmeye başladılar. Ev halkı bizi görünce evlerine sanki bir neşe ve mutluktuk gelmişti. Yemeğimizi yedikten sonra hemen çay faslına geçinildi ve o güzel tavşankanı olan, odun ateşi üzerinde kaynayan bize servis edilen çaylarımızı yudumlamaya başladık. Çayımızı da içtikten sonra, kendimizi çok huzurlu ve mutlu hissediyorduk. O arada hane sahibi olan evin reisi amcazademiz geldi, daha önce şöyle bir durakladı ve eşiyle bir şeyler konuşunca, sevinçli bir şekil bize, vay hoş geldiniz sefa verdiniz amcazadelerim. Onunla da sarmaş dolaş olduktan sonra, hayırdır nereye gidiyorsunuz, tabi biz gideceğimiz yeri konuştuktan sonra, yahu çok şükür kazasız ve belasız buraya kadar gelmişsiniz. Alla hıma çok şükürler olsun, bu yolculuk anında iyi ki bir terör belasıyla karşılaşmadınız elhamdülillah, esas bu habere sevinilir. Evet, beyler bu bizi misafir eden aile uzaktan da olsa bizim bir akrabamız, işte burada akrabalar bağları hala o sıcaklığıyla devam etmektedir. Yaşadıkları mekânın içinde tuvalet yok, mutfak odanın bir köşesinde, banyo odanın diğer bir köşesinde, taştan yaptıkları küçük bir havuz, buna burada çöl ismiyle söylüyorlar. Bu evin ısınma sistemleri dağdan eşeklerle getirdikleri odun ve çeperleri yakarak ısınma ihtiyaçlarını gideriyorlar. Ektikleri sebze organik, yumurtaları organik, ekmekleri organik, suları organik, teneffüs ettikleri hava organik ve hasıl bu mezrada ne elde ederseniz hepsi organik, insanları temiz ruhlu sevecen ve yardım sever insanlardan oluşmuş bir topluluk, Burada işte en önemlisi ve buranın huzurunu bozmaya çalışan, ve buradaki insanlarımızın can ve mal güvenliğini tedirgin eden, terör belası, burada bazı ailelerin çocuklarını zorla tehditle dağa çıkarmışlar. Kısacası devletin hiçbir imkânından istifade edemiyorlar, çocuklarını okula gönderemiyorlar çünkü burada ne düzgün bir yol var, sağlık ocağı ve okullar bu yerleşim yerlerine çok çok uzak olduğu için, Kulp denen Diyarbakır’a bağlı bir ilçede bu sosyal tesisler var, ama bu civardaki insanlar bundan hiçbir şekilde faydalanamıyor. Ama çocuklarını vatan görevi olan askerlik çağına geldiklerinde, jandarmadan bazı görevliler bu köye gelip, o kişilerin askerlik celbini ailelerine veya muhtara verdikten sonra gidiyorlar. Kısacası askerlik çağı gelince, devlet o zaman bu ailelerin kapısını çalmakta, ondan sonra bir daha çalmıyorlar. Beyler batı ilerimizde olmayan, o insan figürleri ve ilişkileri bu mekânlarda her zaman sıcaklığını devam etmektedir. Zatın deyişiyle dünya durdukça medeniyeti doğudan alacak, batı bu şekliyle doğuya gebedir. Neyse yarım kalan yolculuğumuzu bitirmek için, hemen bizi misafir eden evden vedalaşama zamanı gelmişti, zaten şoförde bizleri bekliyormuş. Ailenin reisi olan, amcazadem bizlerin bineceğimiz arabanın başına kadar geldi, şoförle Kürtçe konuşuyordu, şoföre bu arabandaki bu yolcun benim akrabamdır, bu akrabalarıma sahip ol. Her hangi bir terör baskınında, benim ismimi ver, bu akrabalarımı Diyar bakıra sağ selim götürmeye çalış, oldu değil, mi. Şoförde ona bakarak SER SERİM,SER CEĞVEMİN İNŞALLAH MERİVENİZİ SAĞ SELİM DİBİNİM dedi.Amcazadem bana dönerek bak ben seni şoföre emanet ettim,sizin gideceğiniz yol güzergahı üzerinde,bizim dağdaki çobanlarımız var, şimdi ben onlara da sizlerin arabanızın tarifini veririm, onlarda o yol boyunca size emanet olur ve arabamıza bindik kısa kalan yolumuzu tamamlayabilmek için yola koyulduk.Dere tepe gittikten sonra,çok şükür her hangi bir terör belasıyla karşılaşmadan Diyarbakır,a kavuştuk, oradaki işlerimizde yola koyduktan sonra, ondan öte yolculuğumu şehirler arası çalışan firmaların otobüsüyle yolculuğumuzu devam ettik.



Eve geldiğimde yaşadığım kargaşalık araba gürültüler, kapkaç olayları, buradaki dost geçinenleri sahte maske yüzlü olduklarını, insanların olgunlaşmamış ilişkileri, pazardan çarşıdan aldığımız hormonlu yiyecekler ve giyeceklerimiz. Yaşadığımız ortamdaki ailelerin bile çocuklarından habersiz, çevre çeşitli mafya çetelerin tuzağında. Kendi kendime şöyle bir hasbıhal ettim, yahu o dağ köyünde bir tek terör belası var. Ama aile hala sap sağlam yerinde duruyor. aile ilişkilerin bağları sımsıkı bir şekilde, edep, hürmet, saygı, disiplin, bereket, huzur ve manevi bağların hala eskisi gibi tazeliğini korumakta, oradaki insanlar ın maneviyatı öyle kuvvetli ki, bir haksızlık karşısında Allahtan korkarak güçsüzün ve haklının yanında yer almaktadırlar. Bir şeye yemin ettiler mi verdikleri sözlerine başlarını kesersiniz kesinlikle verdikleri sözlerinden caymazlar ve o verdikleri söze sadık kalırlar. Irz namusa karşı, canlarını hiç çekinmeden verebilirler. Bu yüzden sağlam ailelerinden teşekkül etmiştir. Ben sizleri bilmiyorum, ama ben bu yolculuk anında, kendime çok ders alacağım çok şeyler kazandım. Oradaki o aileler yaşadıkları hayatlarındaki öyle çok imkânsızlıklar içinde kavruluyorlar ki, kendilerince ufacık bir imkan sağladıklarında, öyle çok mutlu oluyorlar ki, bu mutluluk sahnesini nasıl ifade edeyim ki, anlatması çok güç. Zatın dediği gibi (BAZI BAĞLAR OLMAZSA, AĞAÇTAN ORMAN, HAYVANDAN SÜRÜ, İNSANDAN TOPLUM OLMAZ.)Evet o zatın bahsettiği o insani bağlarlar, bu bölgelerde hala tazeliğini korumaktadır. Oradaki insanlar yalnız değildirler, oradaki insanlar mutluğu kendileri basit şeylerin üzerinde kurmuş, kiminle konuşursanız, bir edep çerçevesi içinde büyüğünden aldığı terbiye içersinde konuşuyor. Dilinde yalan yok, malında haram yok, kalbinde kin nefret yok. Konuşurken gözlerindeki o temiz ışıkları görüyorsunuz, öyle sağlıklı ki, yanakları kırmızı sanki kan damlıyor. Yanında kendinizi öyle güvende hissediyorsunuz ki, anlatması zor, onu yaşamanız lazım.



Orda bir alile başından geçen bir hikâyeyi anlattı bizlere, inanın oraların hikâyeleri ve masalları bile hale taze, televizyona pek itibar etmiyorlar ve sevmiyorlar. Çünkü yaşadıkları örf ve kültürlerin ve yaşam biçimlerini bu televizyonlardaki programlarda görmedikleri için bu televizyon programlarına pek İtibar etmiyorlar.



Evet, adam başından geçen hikâyeyi bir anlatmaya başladı, inanınki çocuk gibi gözleriniz onun gözünden ve kulağınızda onun dudaklarından dökülen hikâyenin ayırmak istemezdiniz. Çünkü çok samimi bir anlatış şekilleri vardı.



Adam benim bir çocuğum vardı çok zekiydi, bunu köydeki okulumuzda okuttum, inanınki ben onun ilkokuldan sonra okumasını istemiyordum. Ama kendisi okulu ve okumayı çok seviyordu. Kendisi bir yolunu bularak, devletimizin yatılı okulunda okumak için, tüm sınavlara girdi, o sınavları büyük dereceyken kazandıktan sonra, o devletin yatılı okulunu kazanmıştı, orda altı yıl okudu, bu okuma sırasında annesinin onun için yapmış olduğu yemekleri ona götürüp onu ziyaret ederdim. Oradaki yatılı okulu bitirince yüksek okul imtihanlarına girdi, o sınavda büyük bir puan alarak istediği Ankara’da bir imar fakültesini kazanmıştı. Tabi çocuğum Anakarada yüksek okulda öğrenim yaparken ben hiç onu ziyarete gitmemiştim. Ama ayda iki üç mektupla oradaki durumunu bize bahsederdi. O orda iyi olunca bizlerde annesiyle iyi oluyorduk.



Aradan beş altı yıl geçmişti, son mektubunda okulunu bitirdiğini ve bir kızla evlendiğinden bahsediyordu.



Annesi çocuğun babasına çok ısrarcı odu, bey bir çocuğumuz var, altı yıl oldu hasretindeyiz, bu çocuğumuz ne yapıyor ne yer ne içer bilemiyoruz. Annesi bey bari ben rahatsızım, sen bari dünyada gözümüzü kapatmadan çocuğumuzu bir görelim dedi ve kendi emeğiyle kavurma, peynir ve bazı yiyecekler hazırlayıp babası olan beni çocuğumuzun yaşadığı şehir olan Ankara ya yollamaya çalışıyordu. Mektubundaki ev adresini aldım cebimin bir kenarına koyduktan sonra. Hanımın yolculuk ve çocuğumuz için hazırladığı, o yiyecekleri şehre giden bir traktöre yükledikten sonra, Evden hanımdan hatır aldıktan sonra yola koyulduk. Şehre geldiğimizde Anakaraya hareket eden otobüsün hostesine dönerek oğlum, bende Anakaraya gideceğim getirdiğim eşyalarımı, bagaja koyarımsınız. Tabi sağ olsun otobüs mavini elimdeki eşyalarımı bagaja koyduktan sonra, koltuğumu bana gösterdi. Ve koltuğuma doğru gittim ve koltuğumda oturduktan sonra yolculuğumuza devam ettik.



Uzun bir yolculuk yaptıktan sonra, Anakaranın tan doğandaki oto garına vardık. Oradan bir taksiciyi çağırdım, cebimdeki çocuğumun ev adresi yazılı olan o kâğıdı, taksi şoförüne uzattım, dedim oğlum beni bu adrese götür dedim. Sağ olsun taksi şoförü eşyalarımı taksinin bagajına yerleştirdikten sonra, yola koyulduk. On ve on beş dakika çekmeden, yüksek katlı bir binanın yanına geldik, şoför bana baktı amca, adresinizdeki apartman bu, eşyalarımı taksinin bagajından çıkarttıktan sonra, şoför apartman kapısına doğru yöneldi ve oranın kapıcısına seslenerek, sakinlerinizden birini oto gardan getirdim. Amca galiba köylü buralara galiba ilk yeni geliyor, acemi gel onun eşyalarını apartmana götürmene yardımcı ol. Apartman kapçısı gelip benim eşyalarımı yüklendikten sonra, kapıcı dairesine getirdi. Bir nefes soluklandıktan sonra, kapıcıyla birlikte asansöre bindik, yedimi ve sekizinci kattaki çocuğumun dairesinin zilinin ziline bastık. İçerden bir hanım sesi geliyordu, kimi o diyince, kapıcı yenge Ahmet’in babası gelmiş gözünüz aydın demeden, kapı yarı açıldı, oradan sitemli bir cevapla, oğlum, o köylüyü içeriye alamam, götür kapçı dairesine, Ahmet gelince ben size gönderirim dedi. Tabi ben gelinimiz bana karşı olan tavrı karşısında şok olmuştum. Keşke gelmeseydim bu olumsuz duruma şahit olmasaydım. Kapıcıyla birlikte aşağıya indik. Kapıcı bana sedirde bir yer hazırladı. Bana amca burada biraz istirahat et dedi. Ben hala o şokun etkisinden kurtulmamıştım. Çok üzülüyordum, benim oğlum nasıl böyle bir sütsüzle evlenir. Hâlbuki annesi köyümüzde sudu temiz, ahlakı düzgün bir kız vardı, onunla evlenecekti, ama bizden habersiz, bu çirkin ev edepsiz bir kızla şıp şak evlenmiş, tabi elden bundan başka bir şey gelemezdi, onunda kaderi buymuş.



Zaman akıp gitmektedir, akşam oldu, oğlum Ahmet’i bekliyorum, maalesef bir haber yok. Kapıcıya dönerek, oğlum Ahmet’e bir bak, eve gelmiş mi, kapıcı hemen asansöre binip çocuğun dairesinin ziline basıyor. Tabi oğlum Ahmet çoktan evine gelmiş, hanımıyla birlikte akşam yemeği yiyorlar. Kapıçı Ahmet ağabey babanız köyden sizi ziyaret için gelmiş,şu an benim dairemde sizleri bekliyor.Ahmet kapıcıya dönerek buraya niye getirmedin.Ahmet’in hanımı hemen devreye girerek, Ahmet kusura bakma ben o köylüyü eve koyamam, git al babanı bir otele götür gerekeni orada yap ve köyüne götür söyler.Ahmet tabi bi şok ve şaşkınlık içineydi, ne saıl davranacağını bilemiyordu, o arda pek hanımıyla tartışmak istemeden, babasını merak ediyordu, çünkü yıllarca baba hasreti onun içini yakıp kavuruyordu.Bir an önce kapçıyla birlikte asansöre binerek ,aşağıya inip kapıcı dairesine doğruldular. Kapıcı kapıyı açar açmaz, babasının morali bozuk bir durumda olduğunu görünce, Ahmet ağlayarak babasının eline sarılıyor. Babasını kucaklıyor babacığım özür dilerim diyor. Hemen babasını arabasına bindirip, bir otele götürüyor, Onu otelin banyosuna koyuyor ve güzel kendi elleriyle yıkadıktan sonra. Otelin yemekhanesinde güzel bir yemek yedikten sonra, Babasını otelin temiz yatağına istirahat etmek için uzattıktan sonra, Ahmet babasına dönerek, babacığım sen biraz burada istirahat et ben bir çarşıya çıkıp hemen geleceğim diyor. Ahmet hemen bir giyim mağazasına giriyor annesine ve babasına güzel elbiseler ve hediyeler aldıktan sonra, otele doğru gelmeye çalışıyor. Otele geldiğinde babasını mışıl, mışıl uyuduğunu görünce, onun başında bir müddet bekledikten sonra babası uyanıyor, oğlum Ahmet beni en kısa zamanda köye gönder, bundan sonra ne annen nede ben seni ziyarete gelebiliriz. Oğlum kendi yolunu sen kendin seçmişsin, hâlbuki ne annen ne ben seni bu şekilde yetiştirmedik, sana ne oldu oğlum, burası gerçekten kozmopolit bir yer, çocuğunu bile anne ve babasından ayıran bir yer. Yavrum şimdi annen beni çok merak ediyor. Sen en kısa zamanda otobüs biletimi al beni köyüme gönder söyler. Tabi kısa bir müddet sonra, Ahmet babasını otelden alıyor, Ankara’nın oto garına getiriyor, o yönü giden otobüs firmalarının birinden, Ahmet babası için bir bilet kesiyor ve bir müddet sonra otobüsün kalkma hareket saati geliyor. Ahmet babasını otobüsteki koltuğuna oturduktan sonra, Ahmet babasından kendisinin affetmesini istiyor tekrar babasının ellerine sararıyor ve gözyaşları içinde öptükçe öpüyor. Babası Ahmet, e bakınca, oğul, bu senin kabahatin değil yavrum, bu bizim kabahatimiz, biz annenle birlikte nerde bir hata yaptık ki, Allah bunu bizim karşımıza getirdi. Sen üzülme oğlum, sen yine bize hayatta olduğumuz müddetçe, bize sağlık haberlerini kavuştur, bari bize bunu çok görmezsin dağîlimi oğlum. Ahmet tabi babacığım senin emrin başımızın üzerinde, inanız ki bundan sonra kendimi size affetmek için her yolu deneyeceğim. Ahmet’in babası köyüne gidiyor, Ahmet’in annesi babasını karşılıyor, bey ne oldu sen çok erken döndün söyler. Tabi Ahmet, in babası hanım orası büyük yer inanın oraya iner inmez köyümü sizleri özledim söyler.



Bu arada Ahmet, in kayın pederi Ahmet, e telefon eder, Oğlum Ahmet biz şuan Bellinden uçağa biniyoruz, bir saat sonra esen boy hava alanında oluruz, bizi karşılamaya gelmeyi unutmayınız. Ahmet tabi bu kayınpederinden gelen telefonunu pek itibara almayarak, kulağının arkasına atıyor. Tabi Ahmet, in kayınpederi ve kayın validesi, uçakla esen boy alanına gelince, heyecanla damadı Ahmet, i ve kızını gözleriyle aramaya başlıyor, ama ilerde hiçbir karartı göremeyince, Ahmet, in kayınpederi hava alanından bir taksi çeviriyor Almanya’dan getirdikleri eşyaları taksinin bagajına koyduktan sonra, damadının evin yolunu tutuyorlar. Bunlar hemen eşyalarıyla birlikte apartmanın asansörüne binip, bir an önce damadının dairesine gitmek için can atıyorlar. Ahmet, in kayınpederi damadının apartman katındaki dairenin ziline basıyor, tabi Ahmet o ara hanımıyla yemekte olduğu için, Ahmet kim o söylüyor, tabi dışarıdan bir ses yüksek bir şekilde bağırarak oğlum Ahmet benim kapıyı açarımsın diyince, Ahmet, in hanımı kapıya doğru yürüyor, kapıyı açınca, Ahmet, in kayınpederi oğlum Ahmet biz geldiğimizi sana bildirmiştik, neden biz hava alanında karşılamadın. Ahmet oradan eşine bakarak, hanım bunlar kim ben tanımıyorum söylüyor.Ahmet,in kayınpederi oğlum ben senin kayın babanım,sana ne oldu oğlum.Sen hastamsısınız hafızanızı yitirdin söylüyor.Ahmet hayır ben seni tanımıyorum, evime giremezsini,Ahmet hanımına dönerek,al babanı ve anneni al otele götür gerekeni orada yapabilirsin demiş.Ahmet,in kayınpederi bu işin içinde bir iş olduğunu anlamaya çalışarak,hanım sen çekil bir tarafa,oğlum Ahmet tamam içeriye girmeyeceğiz, sen bize bu işin ne olduğunu söylemesen,biz buradan gitmeyiz söyler.



Ahmet kayınpederine dönerek, babacığım senin kızın, uzun zamandır babamı görmemiştim, babam köyümden annemin bize yapmış olduğu hediyelerle birlikte oğlunu görmek için, bu yaşlı durumuna rağmen, beni ziyarete gelmeye çalışıyor. Ben o sırada evde olmadığım için, kızınız evde olduğu halde birde apartman kapıcısının yanında, babamı küçük düşürerek, eve koymuyor ve babamı azarlayarak oradan kovuyor. Bende hanımım benim ailemize göstermediği, hürmet, saygıyı ben niye onun ailesine göstereyim dedim ve bunu yaptım size. Ahmet, in kayınpederi, damadı olan Ahmet, in gözlerinden öperek, oğlum sen bu hususta bize çok güzel bir ders verdin, seni tebrik ediyorum diyerek, hanımına kızarak, senin yetiştirdiğin kız böyle olursa, biz böyle çok hoşumuza gitmeyecek olan olaylarla karşılaşırız. Hadi evimize gidelim. Ben bu şekilde burada durmak istemiyorum. Damadım Ahmet, im den utanıyorum söyler ve bu durumda damadının evinden ayrılır.



İşte beyler doğudaki ve batıdaki aile yapıları farklı, Yine ben köyümün toprağını, insanını, örfünü ve oradaki medeniyetini özledim. İşte ben buyum kardeşim, ister sev ister sevme ben buyum işte.



Lütfen aileleri biri birine bağlayan, o kutsal bağlara önem verelim. Bu bağlar eğer çözülürse, zaten şimdi çözülmek üzere, bu güzel ülkemizde ne aileden nede toplumdan bahsedebiliriz. Yarın geç olabilir, en kısa zamanda, ülkeyi idare eden idarecilerimiz bu hususta ne gerekiyorsa kuşkusuz hemen yerine getirmelidirler.



Allah bu ülkeye huzur, barış ve iyi yetişmiş edepli ve terbiyeli ayrıca ülkesini seven gençler nasıp etsin.Allah yar ve yardımcımız olsun,Sizleri seviyorum.Enderi şükran ve saygılarımla,sağlıkla kalın mutlu kalın



.01.01.2012 Ş.Ç


 Şenay  2011-11-07
  BU GÜNÜN BAYRAM GÜNÜDÜR,KÜSKÜN VE KIRGINLIGA YER YOKTUR;
 Bu gün bayram,çağın bu iletişim cihazlarıydan gerçekten tam istifade edemiyoruz.Aynı apartmanda,ayını iş yerinde olduğumuz halde,aynı binanın kapısında ve asansöründe,yüzlerce defa karşı karşıya geldiğimiz halde,çoğumuz biri birimiz tanıyamıyoruz,biri birimizi tanımadığımız için,biri birimizin hakkında çok zaman can ve mal güvenliğimiz adına tedirgin olmaktayız.İşte bu mübarek bayramlar,kişilerin arasındakı bu sağOkluğu kaldırmasına bir vesiledir.Bu bayramlar vesilesiyle bir araya geliyoruz ve tanışma fırsatı buluyoruz.Bu bayramlarda, kişinin inancına ve siyaset görüşüne bakılmaz.Bu bayramlar bu farklı görüş ve düşüncede olan insanlarımızı kuşatır.Aradaki kin ,nefret ve düşmanlığı bir tarafa bırakarak,duygularımızın bir olan manevi ve milli günlerimizdeki bu hoş görüyle kuşanarak,dostluğumuzu ve kardeşliğimizi pekiştirir.Bende buna istinaten ,aramızdaki bir olan bağlarımıza dayanarak,ülkemin tüm insanlarının hiç bir farklılık gözetmeden Kurban bayramını ailleriyle birlikte içtenlikle kutlamak istedim.Halkımızın çoğu benim bu hassasiyetime ve bu örnek hareketimi müsbet karşılarken bazılarıda,tepkiyle karşılık vermiş.Bende bu tepki veren vatandaşlarımızın,benim bu hoşgörüyle hepsine sevgi kucağımı açmış bulunduğum hallede, nerde yanlış bir şey yaptım diye üzüldüm,bu verilen tepkilerden bir müsbet bir mana çıkaramadım.Tabi her kez istediği gibi düşüne bilir ama konuşurkrn çok dikkatli konuşulmalu her konuşulan kelimeyi iyice seçmeli,halkımızın birlik ve beraberliğine sekteye uğratmadan,höş görülü olmalıyız.bu hususta çok davetlere gidiyoruz.O gittiğimiz toplantılardan bektaşı veli,yunus emre ve mevlana ile ilgi hoş görü toplantılarına katılıyor,ordaki birlik ve beraberlik o sevgi duyguları ne hikmetse kendi yaşam biçimimize indirgemiyoruz ve yaşamıyoruz.Ben inanıyorum bu sevgi mahbet olan yerleri örnek mesala halkımızı beş vakit cenabı hakkın huzuruna çıktıklatı ve cemaatle ibadet ettikleri yerlerden biri olan camilerimizdeki o rahmet sevgi yumağını toplum içinde bizler icra etsek,inanıyorum,ne kin ve nefret kalmaz,zaten bunu aksiside düşünülemez.Her güzel şeyleri dilimizle ikrar ediyoruz, yaşantımıza uygulamaya gelince farklı bir durmda oluyoruz, evet beyler toplum içindeki bu gibi çok hastalıklarımız var,işte bu haslıklarımızdan kurtulmasak,toplum içinde en emniyette olabilir nede,kendimiz ve ailemizi güvende hissedebilir.Bu hastalıkğımızın tedavi olan o manevi ve madi yerlerindeki o yerlerden aldığımız feyzi yaşamamıza uygulamadığımız için ,toplum içinde bir araya gelip bir iki laf konuşamuyoruz.Biri biribirimizin ne konuşmasına ve ne bir araya gelmelerine tahamül edebiliyoruz.Halbuki bu birlik ve beraberliğimizi,çanakkalede olduğu gibi bu yakın zamanda, ülkemizi acıya boğan şehitlerimiz ve bu Van depremindeki insanlarımızın,yakınlarının acılarını türk milleti olarak içten paylaştık.Halkımızın bu örnek davranışımız dünyadaki hiç bir millete olmuyan,bu güzel meziyetimizle pekiştirmeye çalıştık.Onun için farklı görüş ve düşünce içinde olabilir,ama farklı topraklarda, farklı bayraklar altıda yaşamıyoruz.Bayrağımız bir,milli marşımız ,bir sürü bizleri bir araya tütan birlik niteliklerimiz varken,bu nedir biri birimi ötekileştirmek.İşte bu bayramlar bu birlik ve beraberliğimizi muhafaza etmek için, bir birimizle kaynaşmak zamanını bize sunmaktadır.Lütfen sizlerden istirhamım, bari böyle mübarek günlerde, bu kin ve nefret ayrıca ötelişmeleri bir tarafa bırakalım.Bu toprak üzerinde kardeşce yaşadığımızı dost ve düşmana göstermeliz.Bizler biri birimizle ne kadar tartışsak ve kavga etsek bizler bu kutsal topraklarımızı üzerinde ailece mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamalarını biliriz.Aynı dili konuşuyoruz,bu ülkede çok şeylerimizi orta olarak kullanıyoruz.(yürüdüğümüz yol,alış veriş yaptığımız pazarlar,çalış tığımız devlet kurumları ve nice ortak kullandığımız bu birlik ve beraber olan yerlerimiz vardır.) Zatının dediği gibi,eğer bazı bağlar olmasaydı,ağaçtan orman,hayvandan sürü,insandan toplum olmazdı.Doğru bir tesbit.Ben bu hoş gürunuze dayanarak, tekrar kurban bayramınızı ailenizle birlikte,en içten temiz duygularım kutlar,sağlık ve mutlu olmanızı temenli ederim.Hepinize sonsuz sevgi ve selamlarımı yolluyorum.06/11/2011
Musallabağları Beypazarı Kurtuluş Mahalle Muhtarı
Şenay ÇOBANOĞLU
 Şenay  2011-11-04
  KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN.
 BU GÜN BAYRAM,TATLI YELİM,TATLI KONUŞALIM;



Dostluğun, sevginin ve geleceği... Aşımızı, ekmeğimizi, soframızı... Hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz, tüm ulusumuzun ve muhtar meslektaşlarımın mübarek Kurban Bayramını en derin duygularımla tebrik eder, nice sağlıklı ve mutluluklar temenni dilerim.Bu bayramın manevi bereketiyle,ilerde çalışma hayatlarında,aydınlık ve güzel günler dilerken.Tekrar yine bu bayramınızı ailenizle birlikte içten en temiz duygularımla kutluyorum.



Musallabağları Mahalle Muhtarı



Şenay ÇOBANOĞLU
 Şenay  2011-10-29
  BAYRAM MESAJI.
 MİLLETİMİN VE TÜM MUHTAR MESLEKTAŞLARIMIN,CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN;
'Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde kazanılan Kurtuluş Savaşı ile tarihte eşine az rastlanır bir başarı gerçekleştirilmiştir. Yaşanılan tüm zorluk ve sıkıntılara rağmen inanç ve kararlılıkla kazanılan bu zafer Milletimize kayıtsız şartsız egemenliği temin eden Cumhuriyeti armağan etmiştir. Bu gün iç ve dış mihraklar tarafından ülkemizi bölmek isteme niyetinde olan, düşmanlara, halkımızın göz bebeği olan ordumuzun kendisini bunun için siper ederek, müsaade etmemiştir. Bu gün bu uğurda birçok şehit verdik ve bu şehitlerin acısını yüreğimizden çıkarmazken, üstüne ülkemizin Van depreminden birçok insanımızı kaybettik. Bunun buruk sevinciyle, Milletimizin ve tüm muhtar meslektaşlarımın, Cumhuriyet Bayramı'nı içten kutluyorum.'Ülkemize musallat olan bu terör savaşı sırasında şehit olan ve deprem felaket anında ölen insanlarımıza Allahtan rahmet diliyoruz, yakınlarına baş sağlığı diliyoruz, Cenabıhak’tan bir daha böyle bir felaketlerle ülkemizi karşı karşıya koymaması için içten dua ederek. Tekrar 29-Ekim Cumhuriyet bayramınızı içten en iyi teğmenliğimle kutluyorum. Saygılarımı sunuyorum.
Şenay ÇOBANOĞLU
29/EKİM/2011
 Şenay  2011-10-28
  VAN DEPREMİ,KIYAMET SANARYOLARINDAN BİR SAHNE:
 ÜLKEMİZ NE ZAMAN, DEPREM,SEL VE YANGIN FELAKETLERİNDE EMİN OLACAK.
24/EKİM/2011’de bir Pazar günü idi, doğu bölgesinin birçok il ve İlçesi’nde işsizlik yoğunu çok olduğu için, o bölgenin erkeklerinin çoğu, bırakın hafta tatilini, diğer sair günlerde de işe gidemedikleri için, vakitlerini eğlenme yerleri olan, kahvelerde ve ona benzer olan yerlerde geçirmektedirler.
Günlerde hafta tatili olunca(Pazar)tabi bu arada yalnız o bölgedeki, insanlar değil, devlet memuru olan, ekseriyeti öğretmenler ve askerler, arkadaşlarıyla birlikte, güzel bir gün geçirmeleri için, o bölgelere mahsus olan, eğlenme yerleri olan kahve ve kulüplerde kâğıt ve bilardo oynayarak günlerini geçirmeye çalışmaktadırlar.
Ayrıca çocukların oynadığı bilgi sayar oyun yerleri olan, internet kahvelerde vakitlerini değerlendiriyorlardı.
İşte böyle bir ahval ve şerayat durum karşısında 7,2 depremiyle gündüz saat bir ve bir buçuk arasında olan bu deprem felaketi, ortalığı bir kıyamet senaryonu na çevirmiş olmuştu.
Yığılan beton ve toprak altındaki ve toprak üstündeki insanların, feryat ve figan sesleri biri bine katılmış, her yer enkaz yığınlarıyla dolu, Gözler ne hoş olmayan, başka manzaralar seyrediyor. Kulaklar ne hoş olmayan, korkunç insanların kurtarmak için, çığlık sesleri olan feryat ve figanlarını algılıyordu. Burun ne hoş olmayan, toz duman kokusu olan kokuları alıyordu. Bir küçük kıyamet senaryoları sanki önümüzü konulmuş, bu zavallı ve kaderine terk edilmiş insanlar bunların figüranı gibi oynuyordu. Yıkılan binaların altında, çıkarılan, canlı ve ölü deprem zadelerine, oradaki kurtarmacıların çalışmaları anında, insanların dillerini uçuklatacak ve insanı unutulmayacak dünyayı büyük dehşete düşürecek olaylarla karşılaştık.
Çevrede binlerce bina yıkılmış, bu binaların içinde kurtarılmak için, yardım beklerken, Bir kurtarma yerinde, çalışmalar çok hassas bir şekilde ilerlerken, bir annenin cesedi altında bir çocuğun kurtarılmasına şahit olduk. Anne çocuğu için gözünü hiç kırpmadan canı feda ederek, çocuğunun canı kurtarmıştı. Bir kurtarma yerinde, anne kısa bir süre içinde bir çocuk dünyaya getirmiş,bu zaman zarfında, bu korkunç felaketle karşılaşarak beton yığınları altında kalmış, anne çocuğunu kucağına sıkım,sıkı bir şekilde kucaklamış ve çocuğunu bir uzun süre kendi südüyle besliyor ve sütü bitince ağzındaki tükürüklerle çocuğunu yaşamaya bağlaması için,büyük bir mücadele verirken, enkazın üstekileride sabırsızlıkla beton enkazlarının altındakilerini krtarmak için büyük mücadeler veriyordu.Gururla andığımız bu kurtarıcılar,uzun bir çalışmaları esnasında,bu enne ile yavrusunun kurtulmasına şahit oluyorlardı.Bunu gibi nice ciğerimizi ağzımıza getiren,sevinç ve hüzünlü kurtarma oparasyonlarına şahit olduk.
Ben bu yazımı kaleme alırken,bir saat evvel bir çocuk daha enkazlar arasından kurtarıldı.Çok sevinçliydik.Ama bunun yanında antalyadan gelen,bir anne öğretmen olan, kız çocuğunu üç gündür elindeki resmiyle, her her enkazın başına giderek,ordaki kurtarıcı ekip arkadaşlara soruyor ve bulamayınca o perişan ve hüzünlü durumunu kamuoyu ile paylaşıyordu.Üç gün sonra birkaç dakika önce o anneninde o gece ve gündüz aradığı kızının cesedine enkazlar arasında bulmuştu.Yüreği buğruktu ama çocuğunun cesedine kavuşmuştu.
Bu büyük depremin felaketinde, ülkemiz bu doğu bölgesinin bu il ve ilçe ayrıca köylerine, bir çok insanını kaybetti.Bir çok insanınıda yaralı bir şekilde, ülkenin çoğu hastanelerinde tedavileri devam etmektedir.Bu arada bir sürü binaların ,yıkılması sonucunca, ordaki halkımızın mal kaybı oldu.
Şu anda bu deprem enkazları kaldırmaya çalışılmaktadır.Ama bu saatten sonra, bu deprem enkazlarının altında, canlı çıkarmak biraz,zor görünmektedir.Çünkü bir insanın ac,susuz ve havasız yaşıya bilmeleri için bu imkanlar, süre uzadıkca, bu sağ kalan insanların kurtalırması bir mücize olur sanırım.Tabi yine Allahın takdirindedir, o ne isterse o olur.Biz insanların onun felaketleri karşısında azıc kalırız.Allah bir daha böyle bir depremle ülkemizi karşı karşıya koymasın.
Bizlerin devlet olarakta, bu Van depreminde iyi bir afet koordinesi kuramadık. O bölgedeki yaşayan insanlara, oranın ağır iklim koşullarında bildiğimiz halde, neden aynı aksaklıklar devam ediyor millet olarak bunu ilgili idarecilerimize arz olunur.
Orda ki sağ olan deprem zadelerin çoğu, çocuklarıyla birlikte, yağan yağmur ve kar altında gece ve gündüzünü geçirmektedir. Maalesef devletimiz bu durumda yetersiz kalmaktadır. Oradaki depremzedeler aileleriyle birlikte sokaklarda çaresiz ve perişan bir vaziyettedir. Onlara devletimiz bir barınma yeri olan, bir çadırı kurup veremedi. İnsanların bir barınma yeri yoksa yemek içmek bu insanlara ne kadar yarar getirecektir, onuda sizlerin takdirine bırakıyorum.
Hâlbuki biz devlet olarak, böyle afetlere yabancı değilizdir. Buna göre neden sağlıklı bir hazırlığımız yoktur. Bu büyük felaketlerle karşılaştığında, neden birçok eksikliğimiz ortaya çıkmaktadır.
Halkımıza bir çadır dağıtmakta, iyi bir koordine kuramadık. bu organizeyi başımıza ve gözümüze bulaştırdık. Çadır alamayan, afet zadelerin suların içinde kalarak, sığınacak yer olarak, her an yıkılmakla karşı karşıya kalan binalara sığınmak zorunda kalınıyor. Sözde birçok, ehli olan, kendi dalında uzman olan kurtarıcıların çalışmaları esnasında, depremde yıkılan molozların altından bir can kurtarırken, büyük bir çaba sarf ederek, diğer yandan, bu afetten sağlam kutulan insanlarımızı, sağlıksız bir şekilde onları kedi hallerine bırakıyoruz. Eğer bu felaketten kurtulan insanlarımız, bu sağlıksız koşullarda ölürse, devletimiz bu duruma nasıl bir şekilde tavır alacak, doğru çok merak ediyorum.
Hâlbuki bu deprem felaketleri bu bölgenin, kaderlerinden biridir. Buna devlet olarak iyi hazırlanmış olmamız lazımdır.
Ankara’da bu hususta büyük bir afet koordine merkezi kurulmalı. Bu merkezde tüm illerin deprem fay hattı ile ilgili, sıra göre konumlandırmalı ve devletimizin Kızılay derneği olan halkımızın her sıkıştığında yanında olan bu iyilik meleği olan bu derneğin, yardım depoları, en çok deprem olan afetle karşı karşıya kalan, illerin büyüklüğüne göre, konumlandırmalı olması lazımdır. Devletimizin bu Kızılay depolarındaki malzemelerin, bu deprem felaketli olan illerin ve ilçelerin insanlarına sağlıklı bir şekilde ulaştırmaları lazım değimlidir. Büyük felaketlerin karşısında çaresiz ve perişan kalan insanlara, bir an önce, devletimizin bu Kızılay kuruluşunun, yardımlarını sağlıklı bir şekilde ulaştırmak o felakete karşı, karşıya gelen halkımızın yardımına yetişmek, o halkımızın o sıkıntısı gidermek için bir an önce devletimiz elini uzatması lazımdır.
Halkımız o felaketler karşısındaki, şaşkın ve çaresiz durum karşısında, devletimizin uzanan eli olan şefkat elini, kendilerine uzatılmasını içten bekler.
Ama bu Van depremi, Kızılay yardımının dışında, ülkemizin çoğu illerinden ve ayrıca dünyanın diğer devletlerinden bu Van ilimizin felaketle yüz yüze olan insanlarımıza yağmaya başladı. Ama devletimiz bu gelen yardımları, halkımızın felaket zadelerine sağlıklı bir şekilde ulaşmasında, maalesef görevini tam layık bir şekilde yerine getirmemiştir. Bunu devlet olarak kabullenmemiz lazımdır. Bunda sonra bu yardımların sağlıklı ve güvenli bir şekilde dağıtılmasını koordineli bir şekilde kurması lazımdır.
Bundan sonra yapılan binaların depreme dayanıklı olmasına çok dikkat etmemiz lazımdır. Eğer insanımızın ölmesini istemiyorsak, evet doğrudur istemiyoruz. O zaman bu hususta meclisten kanun ise kanun çıkaralım. Bu kanunları cesaretle uygulamamız lazım, yoksa bu gibi trajedi acılı ve hüzünlü olayları çok seyrederiz.
Kaçak yapılara kesinlikle devlet olarak müsaade etmeyelim. Bir oy alma için,bu insanların kaçak yapılarına göz yumamayız.Halkımıza ucuz ve kolay ödeyebilecek koşullarda ev sahibi yapmamız lazımdır.Bu koşulları oluşturarak halkımızın önüne koyarsak,halkımızın mutlu olması, devletimizin de mutlu olması demektir.
Allah bir daha ülkemizi böyle bir deprem falaketiyle karşı karşıya koymasın.Bu depremde ölenlere Allahtan rahmet diliyoruz,yakılarına baş sağlı diliyoruz.Yaralı olanlara Allahtan şifa diliyoruz, bir an önce eski sağlıklarına kavuşmalarını diliyoruz.Devletimizin tüm insanlarımızın başı sağ olsun.Tüm farklı görüş ve düşüncede olsak bile,halkımızın böyle Sel,yangın ve deprem falaketleri karşısında, bir araya gelerek bu üzüntümüzü paylaşarak hafifletip bilmesini biliriz.Bu biri birimizi bir araya getiren,bu duygumuz hiçbir dünya devletinin milletlerinde göremezsiniz.Bu meziyet has olarak bizim türk milletine mahsustur.Büyük bir imparatorluğun mirascısı olan, bu türk milleti,yine tarihteki o saygın olan o yerini alacaktır.Çünkü bazı dünya ülkeleri ,Türkiye cumhuriyeti devletinin bu konumunu sabırsızlıkla beklemektedir.Tabi bunun yanında,kendilerini açıka çıkarmıyor ama maalesef devletimizin büyümesini ve kalkınmasını istememektedir.O düşman devletle inadına büyüyeceğiz ve en kısa zamanda doslarımızında yanımızada durarak,dünyada ,dosta güven,düşmanın korkulu rüyası olacağız.Allah yardımcımız.Allah bu ülkeyi ve insanlarını birlik ve dirliğinden ayırmasın.Dünya durdukca ne bu bayrak insin nede bu ezan sussun.
Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar! M. Kemal Atatürk
Şenay ÇOBANOĞLU
28/10/2011
 Şenay  2011-10-07
  Taziy mesajıdır.
 Başbakan Erdoğan'ın annesi vefat etti
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kederli günü. Başbakan Erdoğan'ın 83 yaşındaki annesi 7 Ekim 2011 Cuma sabahı İstanbul'da hayata gözlerini yumdu. Başbakan Erdoğan, annesinin durmunun ağırlaşması üzerine vefatı öncesi tedavi gördüğü hastaneye gitti.
Başbakan Erdoğan'ın 83 yaşındaki annesi Tenzile Erdoğan, tedavi görmekte olduğu Kadıköy'deki bir hastanede hayata veda etti. Başbakan Erdoğan'ın annesi, bir süre önce kendisine konulan akit kolesistit tanısı nedeniyle safra kesesi ameliyatı geçirmişti.
Tenzile Erdoğan'ın durumunun ağırlaşması üzerine başbakanın sabah saatlerinde eşi ve kızı ile birlikte hastaneye geldiği, ardından da vefat haberini aldığı bildirildi. Hastane, çeşitli bakan ve belediye başkanlarının ziyaret akınına uğrarken, Tenzile Erdoğan'ın cenazesinin 8 Ekim Cumartesi günü Fatih Cami'nde kılınacak öğle vakti cenaze namazının ardınan Karacabey Mezarlığı'nda toprağa verileceği açıklandı
ALLAH MERHUMA RAHMET ETSİN,YAKINLARININ BAŞI SAĞ OLSUN.(ELBET HER NEFİS BİR GÜN ÖLÜMÜ TATACAKTIR)Her kişinin vakti ve saatı geldiğinde, ne bir saniye geri kalır ne de ,bir saniye ileriye gider.Esas ölüm insanlara bir ibret levhası sergilemektedir.Bu dünyada ne olursan ol , bir gün bu ölüm şerbetini içeceksin.Makamlar, servetler ,şan ve şöhretler hiç bir işe yaramaz.İstemiyerk nasıl dünyaya geldik isek ,yine istemiyerek bir gün bu yalan dünyayı , elbet bir gün terk edeceğiz..Akılı insan bu dünyayı terketmeden eğer güzel bir seda bırakmış ise, elbette o eseri dünyada durduğu müddetce o kişi, iyi anılacaktır.Allah bizleri sevdiği kullarlar beraber etsin.(Kendisine hakiki kul ve habibine hakiki mümetletler arasına katsın.Son nefesimizi verirken, kelime şadet getirerek, ruhumuzu vermeyi nasip etsin.İman kurandan ayırmasın.Hepinize saygılarımı sunuyor, sağlıkla kalın,mutlu kalın efendim.
Şenay ÇOBANOĞLU
Musallabağlar Mahalle Muhtarı
07/10/2011
 Şenay  2011-08-20
  Bak gözü dönmüş bu haine:
 YETER BU SİNEME TAK, ETTİ:

Sizler neyle meşgulsünüz, ülkem kan ağlıyor.

Her gün bir şehit haberiyle, ülkem uyanıyor.

Bırakın iç çekişmenizi enerjimiz, bir olmakta duruyor.

Ülkemin parçalanmasına,gaflettekiler seyirci kalıyor.



Sen yaptın,ben yaptın, bırakın hasa met iç güdünüzü.

Bir araya gelelim, düşmana gösterelim gücümüzü.

Biri birimize bağlıyan, o hassas noktalarda ki gücümüzü.

Bir tarafa bırakalım kini ,nefreti, sevgiyle görelim önümüzü.



Su uyur, düşman uyumaz içimizde dolaşır teröristler.

Diyarbakır’a meclis kurdular,muhatabı teröristler

İl,ilçe,parti binalarını,terör kışlasına çevirdiler.

Mahzun Kürt aile çocuklarını tehditle, dağlara ittiler.



Kendi gurup kararıyla, sözde demokrasi ilan ediyor.

Sözde özelik kavramıyla bu bölge halkını savunuyor.

Ülkemden aldığı maaşla, yurt içi, yurt dışı cirit atıyor.

Yediği kaba,ihanet edip, Mehmet’imi şehit ediyor.



Bundan böyle,kavusun olacak,bu çelik kanatlı şahinler,

Karada gece gündüz iz peşindedir,kahraman Mehmetler.

Sizlere demokrasi fazla geldi,leşle beslenen Siyonistler.

Bu sefer avcı kararlı, kökü temizleyinceye kadar ilerler.



Canımıza tak etti,bu yaptığınız ille hürde oyunlarınız.

Bu ülke okullarında okudunuz,yüksek adam oldunuz.

Cebinizde T.C. kimliği,bu ülkeyi arkadan vurdunuz.

Yediğiniz kaba ihanet edip,siyenitlere uşak oldunuz.



Bizler uzun bir yıl, ailece hep beraber yaşadık.

Örfüyle geleneğiyle asil, koca bir millet olduk.

Durup dururken neden bir birimize düşürüldük.

Kürt Türk her ailenin evine birer kor ateşi koyduk.



Milletçe kararlıyız, bu yoldan dönmek yok, ölmek var dedik.

Sizi destekleyen ülkelere, millet olarak kararımızı ilan ettik.

Dosta dost oluruz, düşmana koca bir ejderha yemini ettik.

Bu millete el kaldıranı, bu hainleri Allah’a ,millete havale ettik.



Şenay ÇOBANOĞLU

20/08/2011

 Şenay  2011-08-19
  SÖZÜN BİTTİĞİ YER:
 SÖZÜN BİTTİĞİ YER:

Beni bu gün hüzün sarmış.,

Her yerimi değme, dağın etmiş.

Ne uğursuz yüksek dağlarmış.

Ülkemin doğusuna sıralanmış

Bu mübarek kutsal ayda. bile,

Neci pelürsüzler, saldırıda yine.

Sivil ,asker ayırt etmez bile.

Kalleşçe, pusuya düşürdüler yine.

Ermeni, Siyonist uşağı,

Kanı bozuk, P.P.K’alı,

Gündüz içimizde,gece dağlı,

Yalandan barışa sevdalı.

O dağdaki yaşayan canavar bile,

Hasmına kalleşçe yaklaşmaz yine.

Bu soysuzlar,emperyalist uşağı ile,

Şehit ocaklarına ateş düşürdü yine.



Sözün bitiği yer, konuşulacak söz yok,

Bu ateşe bu ülkenin, fazla dayanacağı yok

Basıldı düğmeye,havalandı şahinlerin duracağı yok

Kandil, kandil diye,o yerlerde bir eser yok.

Türk milletinin başı sağ olsun,

Sabrımızı denemesinler, bu ders olsun,

Bu milletle savaşan kimse, kan kussun,

Dünya durdukça, biz duracağız ant olsun.

Şenay ÇOBANOĞLU

18/08/2011

 Şenay  2011-06-13
  2011 GENEL SEÇİM,TÜM ÜLKEMİZE HAYIRLARA VESİLE OLSUN:
 ÜLKEMİZDE YAPILMAKTA OLAN,BU GENEL SEÇİM.HALKIMIZA VE ÜLKEMİZE HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLİYORUM.12 Haziran 2011 Pazar, 18:13 tarihinde Şenay Çobanoğlu tarafından eklendi
ÜLKEMİZDE YAPILMAKTA OLAN,BU GENEL SEÇİM.HALKIMIZA VE ÜLKEMİZE HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLİYORUM.

.12 Haziran 2011 Pazar, 13:48 tarihinde Şenay Çobanoğlu tarafından eklendi.Değişikliklerin kaydedildi.

Seçimlerden önce ,ne hoş olmuyan, kırıcı söylemleri bir tarafa bırakalım.Demokrasi içinde, her şeyi tartışıp,gündeme getirebilirsiniz.Yanlız bu seçimlerde, dozunu aşan bazı siyasi liderlerinyaptığı hitabe şekilleri, halkımız tarafından,hoş karşılanmıyarak, seçim meydanlarda ki, parti liderleri hiç biri, güzel bir şekilde, seçim propoğandasını yapmamışlardır.Halkımızın saf temiz duygularıyla oynanmış, her kese bol,bol vaatler verilmiş, ama kaynağı açıklanmamıştır.Bu halkımız, onların bu, aldatıcı oyunlarına gelmiyecektir. Gerekli dersi,bu gün vatandaşlarımız, bu siyasi partilere, seçim sandıklarında oyunu kullanarak gösterecektir.Bu siyasi parti liderleri,seçim meydanlarında halkımızı ne derecede inanmışlığını ve bu siyasi partilere ne kadar yakın olduklarını, demokrasi hakları olan oylarıyla tesbit edeceklerdir.Oy verdikleri o siyasi parti milletvekillerini meclise göndereceklerdir.Seçim günü gün halkın, ayağına gitmekle,hakımızın hal hatırı olmuyor.Halkımız bu halkın millet vekilide olmasa bile,partinin bu milletvekil adaylarını, seçim sonrasıda, onları ziyaret edip, onların hal ve hatırını sormalarını beklemektedir bu aziz halkımız.Bu halkla aralarındaki görüşmeyi,dört yılığına buz dolabında bekletmemeli.Seçimden sonra teşekkür ziyaretleri yapılmalı.Her yıl en azında, seçildiği yerleri ziyaret etmeleri ve aziz halkımızın eskisi gibi hal vehatırı sorulmalı versa sorunlu olanları,devletce bu halkımızın sorunları en kısa zaman içinde giderilmelidir.Çünkü halk varsa onlar vardır.Onlar tek başına müktedir değilerdir.Halkın onlara sağladığı birlik bütünlük içinde onlarda, bu halktan aldıkları amaneti,layıkıyla yerine getirmiş olurlar.





Malesef üzülerek, söylemek gerekir ki, şimdiye kadar siyasetciler, bir seçim günü il,ilçe ve köy ziyaretleri yapıyordu ve daha sonra dört yıla kadar, bu halkın ne gibi detdi ve sorunu vardır ilgilenmezdi, tabi bu yanlış olan bu imajlarının değişme zamanı geldi ve geçiyor.Bu imajlarında bu milletvekili kurtulmalıdır ve kurtulmasıda gerekiyor.Çünkü en doğru yol bu olsa gerek.



Şimdiki bu siyasetciler den, bu eski, alışkanlıklarını tekrarlamaması için, halkımız seçimlerden sonrada, bu iletişim çağının, iletişim aletlerini kullanarak. haberdar olmalarını istiyoruz.Buda bu aziz halkımızın,tabi hakkıdır sanıyorum.



Tabanı ve kökü olmuyan, bir ağaç,çok yaşıyamaz. Bu gün hala, Demokrat partinin eski, Lideri olan Adnan Menderes iyi bir şekilde,halkımız tarafından iyi ve şükranla yadediliyorsa,Adnan Menderes o dürüs ve ilkeli ülkenin başbakanı, halkına iyi hizmet verdiği içindir ki, halkımızın gönlünde büyük sevgisi var.



Bu günkü demokrasi yoluyla seçilecek ve ülkemiz iktidarına talip olan bu siyasetciler,eski dürst ve ilkeli milletvekilerinin yollarında gitmelerini,onlara tasviye ediyoruz.



Bu halkımız hala ,o siyasi partini bu halkına yaptığı o hizmeti unutmamıştı ve unutamıyacakta,her zaman Adna Menderesi anacak onun manevi ruhuna fatihalar gönderecek ve ona şükranlarını sunacaktır.



Siyasetci dürst olacak,siyasetci ilkeli olacak,siyasetci halkını sevecektir.Siyasetci birinin maşası olmuyacak.Seçimden sonra halkımız, kendi vekilini seçmek için,bu günkü seçim sistemini değiştirmelidir.Bu siyasetciler seçim de siyasi reklamları için devletin hazinesinden aldıkları bu büyük miktardaki paranın kaldırmalarını istemekteyiz. O seçimde halkın yararına olmuyan,bu gereksiz seçim için harcanılan bu parayı, halkımızın,çok ihtiyacı olan hizmetlerde kullanmasını ,bu ülkenin vatandaşları olarak istemekteyiz.



Halkımızın eğitimi ve sağlığı,ücretsiz olmalıdır.Çünkü her şeyin başı sağlıktır.Sağlıksız ve eğitimsiz insanlardan oluşan, toplumlar,her zaman başka ülkelerin, sömürgesi durumunda olurlar.İşte devletimiz bu iki faktöre çok önem vermelidir.Sağlıklı ve eğitimli kişilerlerden oluşan,bir ülke yönetimi,halkımız için yararlı olacaktır.Bu gün bu ülkenin başına gelen bu nüsübetler bundan kaynaklanıyordur.Çünkü devletin kurumunun başındaki idareciler,halkı için çalışacaklardır.Bu yüzden bu idareciler, ilkeli,güvenilir,inaçlı ve milliyetci olmaları gerekmezmi.Bu vasıflardan yoksun olan idareciler, halkını hor görüp, sistem üzerinden kendi halkına işkence çektirir.Çocuğunuzu onlara amanet ediyorsunuz,onlar bu aziz canları, kendi arzularında ve heveslerine göre kullanmaya çalışıyorlar.Bu gün ülkemizde ölen bir çok, şehidimiz,yetersiz tetbirlerin sonucunda ortaya çıkmışlardır.Eğri oturalım,doğru konuşalım, bu gün ülkemizin yakın zaman içinde ceyran eden bu, eylemler ve gelişen,olaylar ,halkımız için hiç iç açıcı değildir.Tüm olan olaylar, halkımızı alehine tecelli etmiştir.Evet işte söylemde halkcı olabilirler,ama icraata geldiklerinde,halkı aşağılayıp işkence yapmaktadırlar.Bu yüzden ivedi olarak,seçimden sonra,başa gelen idarecilerimiz,halkımızı seviyorlarsa,halkımızın fayadasına olan bu iki faktörü bir an önce yerine getitmeleri gerekmektedir. Avrupanın çoğu ülkeleri gibi halkımıza ücresiz sağlık ve eğitim sağlamalı.Halkımızın birlik ve dirliğini ihtiva eden, değerlerin güçlenmesini istiyoruz.



Bu ülkenin adaleti vicdan ve cüzdan arasında olmamalıdır.Bu gibi yerler sık dokuyup iyi eğitilmiş bilgili,becerili, inançlı ve halkını ve vatanını seven kişilerden oluşturmalıyız.Ordumuzu çanakkaledeki o ruh içinde olmaları, dış güdüm ellerinden ordumuzu kurtarıp, halkımızın, onlara canlarını teslim ettiği çocukları olan bu amanete sahip çıkmalarını ,ordumuzu dosta güven veren,düşmanı zaydırıcı güçte olmalarını istiyoruz.



Halkımızın memur,işçi ve bağkur emeklisini,son zamanlarını iyi bir şekilde yaşıyabilmeleri için, hiç birine muhtaç etmeden,insanca yaşamalarını için devletten aldıklar üçretlerini iyileştirmeliyiz.Yaşlısına hürmet etmiyen, geleceğinden eminle bahsedemez.Onlar bizim, tarihimiz,akıl hocalarımız ve ilerdeki teminatimizdır.



İyi bir toplumun, sağlam ve sağlıklı aillerden teşekkür eder.Türk milletinde ailenin yeri çok önemlidir.İyi bireyler,iyi bir aile oluşturur, iyi alilerden büyük ve sağlıklı toplumlar meydana gelir.Bu toplum içinde ırk,mezhep,renk ve değişik inançlar, bu toplum içinde bir mozaik oluşturur, bu farklılıklar toplumu daha da sağlam biryapıda ve zeminde yer aldığının bir işaretidir.Türk milleti de işte böyle farklılıklar içinde sağlam bir yapı oluşturan bir toplumdur. Bunu ejdadımız altıyüz yıl bu toplumu istikrarlı ve güçlü ayakta tutarak, dünyanın sayılı ülkelerinin içinde en adaletli ve güçlü bir yere oturmuştur.Bu gün dünyanın pek çok yerinede iç ve dış savaşla karşı, karşıya olan bu ülkeler, o eski türk milletin oluşturduğu o güçlü,devletimizin adaletinden ve üstünlüğünden bahsediyorlar.Buda türk milleti olarak göksümüzü kabartıyor ve onlarla gurur duyuyoruz.Mekanları cennet olsun.



Şimdide devletin en küçük mülkün amiri olan,muhtarlardan bahsetmek istiyorum.Seçime giren, tüm partilerin, muhtarların,bu ağır sorunlarının çözeceklerinin vaadini vermiş lerdi.Onlar unuta bilir ama biz elli üç bin muhtar olarak, bu siyasi partilerin, muhtarlara verdikletri, vaatlerinin arkasında olmalarını,diliyoruz.Bu muhtarlık kurumları, çok yerde süründü, kalkma zamanı gelmedimi ,tabi gedi ve geçiyor bile.Seçimden sonran hangi parti olursa olsun, Mecliste bu muhtarlık kurumlarının sorunlarını çözmek için, olumlu kanunlar beklemekteyiz.Ama bizler, bu verilen, vaatleri takipcisi olacağız.Demokrasi ne gibi haklarımız varsa, kamu oyuna, bize yapılan bu haksızlıkları yorulmadan, bıkmadan,gündeme taşıyacağız.Azten her zaman halkımızın içindeyiz.Onlarla yüz yüze görüşüyoruz.Kamu oyunda onlarında dersteğini alarak, büyük kitleler halinde,kamuoyunda destek oluşturacağız.



Evet yinede bu seçim, ülkemize ve halkımıza hayırlara vesle olsun.







Olaysız bir seçim sona erdirmesini diliyoruz.



En iyisini Hak ve Halk biliyor.Sağlıkla kalın ve mutlu kalan.
 Şenay ÇOBANOĞLU  2011-06-04
  BUDA BİZLERİN SEÇİM TAHMİNLERİMİZ
 BİR SEÇİM TAHMİNİ DAHA;
Bu seçim, süresi vatandaşlardan, edindiğim bilgiler ve kendi hislerime dayanarak, ülkemizdeki partilerin, alacakları oyu, kabataslak olarak söylemem gerekir ki, AKP yine büyük bir çoğunlukla başa gelecek. Dört yüz ve üzerinde milletvekilli çıkarıp mecliste en büyük, gurubu kuracaktır. Oyunu bu defa, bu seçim kampanyalarındaki, performansını boşa çıkarmayacaktır. Halkın ekserisi AKP’ci diyor ve ülkenin istikrarını onda görmektedir.
İkinci parti, CHP olacaktır. Buda Kemal Kılıçlar oğluyla, halktan aldığı eski oyunu koruyamayacaktır. Yüzde giriminin altına düşecektir. Burada CHP’liler kendilerini bir sorgulaması lazımdır. Çünkü CHP’nin tabanı bölük pörçük bir hale, getirildi. Burada partiye gönül vermiş kişiler , kendi milletvekili adayını,bu partide görmeyince ve yahut milletvekili adayı olup ta,CHP’nin seçim listelerine giremeyince, bu milletvekilleri bağımsız olarak, seçime katılacaklar,ve bunlara gönül vermiş CHP’nin seçmenlerinin bir kısmı bu bağımsız milletvekili adaylarına yöneleceklerdir.. Ayrıca Ergenekon dan dan yargılanan, askeri şahıslarda bağımsız olarak seçime girecekleri için, bu milletvekili adaylarına gönül vermiş, kişiler, bunlara yönelecektir. Bu kesim halkımızda, CHP’nin oylarını bölecektir. CHP şu anki liderinin, kaynağı belirsiz olan vaatlerde bulunduğu için, halkımız bu gibi vaatlere inanmıyor, bu konumda olan vatandaşlarımız, ya kararsız sınıfına dahil olurlar ve yahut başka partilere, yönlenmiş olurlar. Ayrıcada bu kaset, durumu, bu partiye gönül vermiş kişilerde, şok etkisi yarattığı için, bu konumda halkımız tarafından, hassasiyetini korumaktadır.
Üçüncü ana muhalefet partisi ise, MHP’nin konumu, şu an çok hassas bir konumunu muhafaza etmektedir. Çünkü bu partinin içindeki eski ülkücülerden bir gurp, Devlet BAHÇELİYİ MHP’nin başında görmek istememektedir. Onlarında daha öncede, AKP’cisine oy vermişlerdir. Bu defa, bu partinin, bu son kaset hadiselerinden dolayı, büyük bir oy kaybı olacaktır. Tahminlerin çoğu, MHP’nin barajın altına düşme riski daha büyüktür. Bu 2011 seçiminde MHP meclise giremeyecektir. Büyük olası durum bunu göstermektedir.
Dördüncü muhalefet patiler ise, bağımsızlar yer tutacaktır. Bağımsız mahkûmlardan, birkaç kişi seçilecek. Çünkü bunların oyları, belli kesimlerden olduğu için. O kesim, kendi bağımsız milletvekili adayını seçecektir.
Şenay ÇOBANOĞLU
04/06/2011
 Şenay ÇOBANOĞLU  2011-06-02
  BEYLER KENDİNİZE GELİN:
 BEYLER NE OLUYOR BİZE:
Dün başbakanımızın, Karadenizi kapsayan, Trabzon, hopa ve ordu seçim kampanyasını, televizyondan izlerken, hoppadaki başbakanımızın konvoyuna yapılan saldırıyı, büyük bir dehşet ve hayret içinde izledim.
Ne oluyor bize, kendimize gelelim. Bu gün çevremizdeki komşu ülkeler, özgürlük ve ekonomi kilizi, nedeniyle ne hale geldiklerini, yazı ve görsel medyada takip ediyoruz.
O ülkenin insanlarının elinden, istemeyerek olsa, ülkelerinin batışı ve parçalanmasını acı bir şekilde izleniliyor, konumuna gelmiş durumdalar. Oradaki insanların ne canı ve mal güvenlikleri, garanti değildir. Kendi kendilerine büyük bir işkence yapmaktadırlar ve halkın ortak malı olan devleti malına, büyük tahribatlarda bulunmaktalar. Ülkenin her yeri bir savaş alanına dönüşmüş, oradaki yaşayan insanlar, dünya ülkelerinden, bu acılarına bir son vermek için, bir çare içindeler.
Bizim ülkemiz her yönüyle istikrara koşarken, kimler tarafından, bu ülkenin, istikrarını bozmak için çalışılıyor. Bu zavallı insanlara, acıyorum. Birileri tarafından, bu ülkenin ecdadını ne kadar, kötülerle sinler, kötülesinler, o ecdadımız bu milleti öyle bir maya ile yoğurmuş ki, bu ülkenin hangi yönünden, kötülük yapılırsa yapılsın, bu ülkeyi parçalamak istesinler, istesin, bu millet bu zavallıların, dolduruşuna gelmeyecek ve tüm gücüyle bu ülkenin, istikrarının koruması için elinden geleni yapacaktır.
Bu ülkede bazı bir gurup insanlar, bu ülkede çalışarak, emek dökerek para kazanmak istemiyor. Ülke içinde daha öncede, kanundan kaçan, eşkıyalar, ülkemin dağlarında kendilerine bir mekân in yapıp, dağa ve yayla çıkan insanlarımızın, mallarına ve ırzlarına el uzatırlardı. O çevredeki insanlar bunlardan bıktığı için, yaylayı terk edip, geçimini başka şekilde çalışarak, karşılamak zorunda kaldılar. Tabi bu ailelerin çoğu, hayvancılıkla uğraştığı için, bu mesleklerini, bu eşkıyalar yüzünden terk etmek zorunda kaldılar. Hayatta dura bilmek için, kimi ailelere, çok zelil duruma düştü, kimi ailelerde, başka işler yapmak zorunda bırakıldı.
Şimdi bu eşkıyalar, ülkemizin en büyük illerinde, köşk ve saraylarda, ayrıca holdinglerde bu işleri, çete ve mafya ayağıyla yapmaktadır. Doğu ve güneydoğu deki illerin bir kısmı bunların elinde. Batıdaki ve güney kesim illerimizin bir kısmı bunların elinde. İstanbul, İzmir, Sakarya, Diyarbakır, Hakkâri, Şırnak, Ankara, Trabzon, Artvin ve Kastamonu ve diğerleri, bu çete ve mafya eşkıyaları tarafından, idare ediliyor. Üstelik bu çeteler, ülkenin devlet kurumlarının içine bile sızmış bir vaziyette. Gizli Toplantılar kuruluyor ve ülkeyi, yıkma senaryoları yapılıyor ve ayrıca kendi çıkarlarını ve statükocu durumlarını, bu ülke insanımızın çıkarlarının önünde görmektedirler. Binlerce askerimiz şehit olsun, umurunda bile değillerdir. Ama kendi çocuklarına sıra geldiğinde, çocukları askerlik yapmaması için, sahte raporlar düzenlenmektedir. Ülkenin devlete ait okullarının bazıları devletin milli eğitimine bağlı değildir. Bu okullarında bu çeteciler, çocuklarını sınavsız bir şekilde bu okulda öğrenim yapıp, yüksek makamlara kadar çıkarıp, orda görev yaptırmaktadırlar. Ayrıca devletin büyük kurumlarında, bu gizli elerin, çocuk ve akraba talâkatına, sınavsız bir şekilde hatır tavırlarla çocuklarına iş sahası bulmaktadırlar. Ülkede bir onların kafası çalış, onlar bu ülkenin beyleri ve efendileridir. Ama diğer insanları kunta kinde durumunda görmektedirler. Hala başörtüsü, bu ülkede halledemiyorsa, bu zevali kendilerince bilmiş kişiler yüzünden, halledilemiyor. Atatürkçü diyip geçinirler, ama insanımız o kadar cahil değildir. ATATÜRK rahmetli olur olmaz, bu sahte Atatürkçülerin maskesi düştü, Bunlar tam bir İnönü taraftarlarıydı. Ulu önder ATATÜRK’ÜN hemen, arkasından, kullandığımız paradan, iş yerimizdeki ATATÜRK’ÜN resimlerini kaldırıp, İnönü’nün resmini, astılar. Bu ülke insanlarının kutsal dini elerinden geldiği kadar, kaldırmaya çalıştılar. Bu dine mensup olan, insanlarımızı hakaret mahsur bıraktılar. Bu insanlara Müslüman’ım dediği için, çok işkence çektirdiler. Ama başaramadılar. Çünkü bu milletin geninde, milliyetçilik, vatanseverlik, kardeşlik ruhuyla yoğrulmuş bir yapıları var. Bu zavallılar bu ülkeyi parçalamak için, çok tuzaklar ve komplolular kurdu ve başaramadılar ve başaramayacaklarda.
Ülkemiz bu seçim arifesinde, büyük bir hassasiyet içinde, yürümektedir. Bu çakallar ve zavallı insanlar, ellerinden ne kötülük gelirse gelsin, kendi arzularına varamayacaklardır. Bu akılı tutuklar, gözleri ama olanlar, sağır kulaklarıyla bu ülkedeki, bu yeni değişimleri karalamak için, ellerinden gelen kötülükleri yapacaklardır. Bizler öyle bir inancın mensuplarıyız ki, onlara kötülük etmeyeceğiz, onlarında hidayete kavuşmaları için çalışacağız. Onları iç ve dış mihrakçıların taşeronlarından kurtarmak için, elimizden bütün çabamızı sarf ederek, onları bu ülkeye yararlı bir duruma getireceğiz. Allah bu iç ve dış düşmanların şerinden, ülkemizin tüm insanlarını korusun. Ülkemizi seviyoruz. Ülkemizin refah ve huzuru için tüm enerjimizi kullanalım. Sizleri seviyorum ve saygılarımı sunuyorum.
ŞENAY ÇOBANOĞLU
 Şenay ÇOBANOĞLU  2011-06-02
  EKRANLARDA SEÇİM ARAFELERİNDE ŞİDDETE SON:
 SEÇİMLERDE ŞİDDETE SON!
Beyler bu seçim kampanyaları sırasında, ülkemizi bu şiddet görüntülerden kurtarmak için, ülkemizdeki bu seçim kampanyalarını, bu günkü bilgi çağı olan, görsel medyaya taşımak istiyorum.
Ülkemizdeki bu seçim, poropoğandaları, görsel medya aracılığıyla yapılmalıdır. Aklın yolu birdir. Böyle az bir harcamayla, ülkemizin yedi yüz seksen kilometreyi kapsayan bir alanda oturan, il, ilçe, belde, köy ve mezradaki insanlarımıza, her hangi bir partinin seçim poropoğandasını ulaştırmış oluruz.
Elimizde masrafı az, iletişimi kolay olan, bu aracı neden kullanmıyoruz.
Bu seçim esnasında, bu parti liderlerinin veya o parti milletvekillerinin, birinci derecedeki her hangi bir yakının şiddet yoluyla kaybetme riskini alamıyorsa, bu seçim kampanyası sırasında, kendi ailesi ve yakınlarının canı, ne kadar kıymetliyse, ülkemin diğer insanlarının da canı da o kadar kıymetlidir.
O partiyi iktidara, o partinin yakınlar değil, ülkenin içinde yaşayan, o partiye gönül vermiş kişiler o partiyi iktidara taşır. Konu bu olunca, bu görsem medya ile bu seçimler neden yapılmıyor.
Zaten halkımız, seçim toplantınız olan o alanlara, ekseriyeti katılmamaktadır. Ben şahsen, tüm partilerin seçim poropoğandasını, evimde koltuğuma oturarak, çayımı yudumlayarak seyrediyorum. Çokta keyif alıyorum.
İl ve ilçelerin mülkü amirleri tarafından, o bölgenin farklı görüş ve düşüncelerinden, tüm sivil derneklerin birer temsilcililerinin bir yuvarlak masa etrafında toplayıp, o parti lideri de, devletin veya özel televizyonların birinin ekranına çıkarak, canlı bir şekilde, görüş alış verişinde bulunulur. O bölge hakında da önceden hazırlanmış bir, video görüntüleri, ekrana getirerek. O parti liderleri, o bölge hakindeki vaatlerini sunar ve sivil halkı temsil edecek, o derneklerin temsilcileri tarafından, o parti liderlerinden bölgesi hakindeki, vaatlerini sunar, böylece, ülkemizin ekseriyetinin çoğu bu, programı seyreder. Ülkemizde bu seçim için ayırdığı, bu gereksiz harcamaları, ülkenin kalkınmasında kullanmış olur. Sonra ülkemiz seçim çöplüğüne benzedi, her yıl, her yıl bir seçim yapılmaktadır. Halkımız bu kadar sandık başına gitmekten usandı. Referandum hariç diğer genel ve yerel seçimleri bir seferde yapmalıdır. Her yurttaşımızın Türkiye Cumhuriyet Kimlik Numarası var, bu seçim işlemlerini de elektronik ortamlarda yapılması lazımdır. Yurttaşımı ülkenin neresinde olursa olsun, bu vatandaşlık görevi olan, seçimini kullansın. Halkımıza bu seçim işini de eziyetten, daha kolay bir şekle getirmemiz lazımdır. Tüm halkımız hastası, sağlamı, yolcusu, misafir olanı, bu vatandaşlık görevini rahatlıkla yapmasını sağlaması, devletimizin görev alanlarındadır.
Bizler Türk milleti olarak, yeter, her seçim arifesinde, her seçim kampanyasında, bir sürü halkımızın evine ateş düşürmeye hakları yoktur. Bir canın değeri, maddi değerle ölçülenemez. Nice civan gençlerim bu seçim kampanyasında kaybediyoruz. Lütfen ülkesini, halkını seven, ülkenin idarecilerine sesleniyorum. Bu halkı daha fazla üzmeyin. Bizler canımızı bir vatan savunmasında seve, seve vermek istiyoruz. Vatan için verilen canımızdan o cana, üzülmeyerek, vatan sağ olsun diyoruz. Bizler ülkemizi seviyoruz, Bizler bayrağımızı seviyoruz, Bizler ezanımızı seviyoruz ve bizler istiklal marşımızı söylerken göksümüz kabararak söylerken,gururlanıyoruz. Lütfen sizlerde bu ülke insanının civanlarına sahip çıkın. Bir çocuk öyle kolay, kolay yetişmez. Bu seçim kampanyaları sırasında, bu şiddetli görüntüleri, görsel medyadan seyretmek istemiyoruz. Hepinizi seviyor ve saygılarımı sunuyorum.
Şenay ÇOBANOĞLU
 Şenay ÇOBANOĞLU  2011-05-22
  YEREL YÖNETİLERDEKİ DEMOKRASİ ÖNCÜLERİ;MUHTARLAR'
 YEREL DEMOKRASİNİN ÖNCÜLERİ;’MUHTARLAR’ Yerel demokrasinin öncüleri; ‘muhtarlar’ Demokratikleşmenin öne çıktığı, hizmetin halkın ayağına götürülmeye çalışıldığı günümüzde; muhtarların daha aktif ve daha etkin hale getirilmeleri hem ülkeye hem de zincirin son halkası olan vatandaşlara çok olumlu… yansıyacaktır. Muhtar, mahalle veya köy yönetiminin başında bulunan tüzel kişidir. Halk arasındaki işlevi, belli bir ücret karşılığı ikametgah ilmuhaberi, nüfus cüzdan örneği veren, mahalleye yeni taşınanları kayda alan, mahalleden ayrılanlara nakil belgesi veren bir görevlidir. Etkin bir yaptırımı olmayan, inisiyatif kullanamayan, halkın yaşayışında etkin rol alamayan bir durumdadır muhtarlar. En azından genel algı bu yöndedir. Esasen incelendiğinde ise mahallenin veya köyün resmi tek yöneticisidir muhtar. Askere gideceklerin tespitinden mahkeme kararıyla yapılacak keşiflerde bilirkişi, bulaşıcı hastalıklarda etkin, okula yeni başlayan öğrencilerin işlemlerinde onayı aranan ve daha birçok görevi yapmaya çalışmaktadırlar muhtarlar. Fakat gerek kamu yönetimi açısından gerekse halk nezdinde muhtarların çok aktif, etkin bir konumu bulunmamaktadır. Bu algı genel olarak muhtarlara da yansımış ve sadece ilmuhaber dağıtan görevliler olarak algılanmışlardır. Türk kamu yönetiminde valinin, kaymakamın ne kadar önemi ve etkinliği varsa muhtarların da o kadar etkinliğinin olması, oluşturulması zaruret arz etmektedir. En küçük yerleşim birimleri olan mahalle ve köyler etkin bir muhtarlık sistemiyle çok daha gelişmiş, oluşan lokal sorunların tez elden çözüleceği yerel yöneticiler olmalıdır muhtarlar. İl veya ilçeden köydeki bir soruna müdahale etmektense köy muhtarının imkân ve kabiliyetlerini artırarak sorunun çok daha çabuk ve kolay çözümü sağlanmış olacaktır. YERELLİĞİN MERKEZİ MUHTARLAR Örneğin bir bölgede meydana gelen aşırı kar yağışı sonrasında kapanan mahalle ve köy yollarının açılması günler almaktadır. Hatta öyle örnekler yaşanmıştır ki; kendi köy yolunun açılmasını temin için gerçek olmadığı halde “köyümüzde bir hamile kadın var ve doğum yapmak üzere acele ambulans gönderin” veya “köylü camide mahsur kaldı” gibi haberler çıkararak köy yollarının açılmasını istedikleri yaşanmış olaylardır. Oysa muhtarlıkta bir kar küreme aracı bulunsa kaymakamlığa dahi ihtiyaç olmaksızın mahalle veya köy yolları rahatlıkla açılacaktır. Muhtarlardan daha etkin yararlanmak ve muhtarları daha etkin hale getirmek halkın yaşamını kolaylaştırmak ve merkezi yükü hafifletmek adına zaruret arz etmektedir. Muhtarların seçim aşamasından başlayarak niteliksel özellikler bağlamında ve seçildikten sonra imkan ve kabiliyetleri açısından daha etkin ve faydalı olmaları adına mutlaka bir şeyler yapılması ve etkinliğin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Muhtarların etkin duruma getirilmeleri için neler yapılabilir? Muhtar için yaptırılan muhtar evleri daha büyük ve birçok unsuru barındıracak hale getirilebilir. Muhtara yapılacak personel desteğiyle hem kaymakamlıkların hem de belediyelerin yükü hafifletilecektir. Mahalle veya köyde bulunan aile sağlık merkezleri, muhtarın etkin yönlendirmesiyle daha verimli hizmet yürütebilir, muhtarın tüm faaliyetlerinde muhtara yardımcı zabıta görevlileri, emniyet görevlileri, itfaiye görevlileri, afet ve acil durum yönetimi görevlileri, ulaştırma görevlileri, Kızılay görevlileri, elektrik, su vb. görevliler hizmetin kesintisiz yürütülmesinde muhtarla birlikte görev ifa edebilirler ve aynı binada yönetişim faaliyetlerini muhtarın başkanlığında yerine getirebilirler. Aynı zamanda her türlü araç gereç, malzeme de verilerek lojistik açıdan da desteklenebilir. Bu sayede meydana gelecek her türlü olumsuz durumda eldeki personel ve araç gereçle anında duruma müdahale yapılabilecektir. Bunların dışında köy yada mahallede meydana gelecek deprem, sel gibi afet durumlarında gerek oluşmadan önceki safhada gerek afet anında gerekse afet sonrasındaki barınma, yemek, güvenlik gibi konularda aktif rol alabilirler. Ayrıca merkezi yönetimlerle de bilgi akışını teminde istifade edilebilirler. ÇALIŞMA ŞARTLARI İYİLEŞTİRİLMELİ Bunlar yanında kaymakamlıktan veya belediyeden alınması gereken birçok belge veya evrakta, kurulacak online data hatlarıyla muhtarlıktan alınması temin edi-lerek vatandaşların çok daha kolay, bu türden hizmetlere kavuşması sağlanmış olacaktır. Mahalle veya köyde bulunan kimsesiz, yardıma muhtaç vatandaşların durumlarıyla yakından ilgiden tutunuz, okul çağına gelen çocukların okula başlamalarına kadar daha birçok konuda muhtarların hizmetlerine ihtiyaç vardır. Özellikle köylerde ve mezralarda muhtarla birlikte öğretmen ve köy imamı da bu faaliyetlerde etkin rol alarak, devletin sıcak elini vatandaşa daha çabuk hissettireceklerdir. Mahalle ve köylerin bu şekilde daha hızlı kalkınacakları, devletin diğer kurumlarını meşgul etmeyecekleri, bu sayede merkezi kurumlarda da çok fazla personel istihdamının da önüne geçileceği açıktır. Muhtar, ihtiyar heyeti ve diğer kurumlardan görevlendirilen personelle tam bir kamu hizmeti sağlanmış olacaktır. Tüm bu faaliyetleri yanında muhtarların özlük haklarının da ele alınarak daha iyi koşullara getirilmesi kendilerinden beklenen hizmetleri gerektiği gibi yapmalarında motive edici bir rol oynayacaktır. Yapılacak denetimlerle de muhtarlıkların faaliyetleri takip edilerek olası ihlallerin de önüne geçilebilecektir. Ancak bu sayede yerelden başlayan bir kalkınma hamlesiyle her türlü küçük ya da büyük problemlerle başa çıkacak, hem devletin elini rahatlatacak hem de vatandaşın sorunlarına anında ve etkin çözüm getirilmiş olacaktır. Demokratikleşmenin öne çıktığı, hizmetin halkın ayağına götürülmeye çalışılan bu ortamda muhtarların daha aktif ve daha etkin hale getirilmeleri hem ülkeye hem de zincirin son halkası olan vatandaşlara çok olumlu yansıyacaktır. BİR ARAŞTIRMACI YAZARIN KALEMİNDEN. Şenay ÇOBANOĞLU Devamını Gör Ekleyen: Şenay Çobanoğlu



 Şenay  2011-01-23
  BU GÜN BİRLİK GÜNÜDÜR:
 BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR.
20 Ocak 2011 Perşembe, 16:14 tarihinde Şenay Çobanoğlu tarafından eklendi
Sayın Muhtar meslektaşlarım. Ben her zaman, söylüyorum bu durumumuzu, Bizler bir vücut gibiyiz. O vücudun başı olmazsa, vücudun diğer uzuvları, başın sorumluklarını tam layıkıyla, yerine getirmez.
Muhtarlıklarda ayni, bunun gibidir. Biz muhtarların bir başı var. Bunu il ve ilçe bazında saysak üç yüz adet, muhtarlık derneği var. Peki, bu derneklerin kurulma sebebi nedir. Muhtarların bir haksız durum olduğunda, bizi idare eden, yetkililer bizlerin bu haksız durumuzu yüz yüze ve diğer, yazılı ve görsel medya önünde, muhtarların bu durumunu, oraya taşıyıp, kamuoyunu bilgilendirmek, Yetkili mercileri, bu vesileyle uyarmaktır.
Bu gün Ordu İlinin Muhtarlar Derneği Başkanımız örnek bir tavırla, Muhtarların bu haksızlık içindeki bir durumunu, bir ulusal televizyonun satır başı programına davet edilerek. Biz Muhtarın haklarını savunmuş, Muhtarlara yapılan haksızlıkları, kamuoyunu bilgilendirerek, Bizi idare eden idarecilerimizde uyarmıştır.
Kendilerini ve ekiplerini Kendim ve diğer muhtarlar adına, bu örnek davranışlarından dolayı kutluyorum ve tebrik ediyorum. tebrik ediyorum.
Diğer Muhtar Derneklerimiz Başkanları, bu dernek başkanımızın bu örnek tavırlını, kendilerine temel almalarını diliyorum.( Ağlamayan çocuğa meme verilmez). Bizlerde boş durmayacağız, birlikte seçime kalan süreyi iyi değerlendirmeye çalışalım. Tabi dernek başkanlarımıza çok iş düşmektedir. Sorumlukları çoktur, onu da biliyoruz. Çalıştıklarında biliyoruz. Biraz daha performans göstermeliyiz. Sizler seviyoruz. Bu dava hepimizindir. Usanmadan, bıkmadan mücadelemize devam edeceğiz.
Saygılarımı sunuyorum
Hasan VAROL { 11 Ocak 2011 10:41:05 }

Gönderen: Şenay

HALKIN KARAR GÜNÜ:20 HAZİRAN 2011 TARİHİ: 5-MAYIS–2005 TARİHİNDE, TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KURSÜSÜNDE, BİR MİLLETVEKİLİNİN MUHTAR ÖDENEKLERİNİN ARTIRILMASINA VE SOSYAL GÜVENLİKLERİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ ÜZERİNE YAPTIĞI KONUŞMAYI, DİKKATİNİZE SUNMAK İSTİYORUM: Sayın başkan, sayın milletvekilleri; Muhtar Ödeneklerinin Artırılmasına ve Sosyal Güvenliklerine İlişkin Kanun Teklifinin İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin söz almış bulunuyorum; Yüce meclisinizi saygıyla selamlarım. Kanun teklifimizde, köy muhtarlarıyla ile şehir ve kasaba muhtarlarına, brüt asgari ücret miktarında aylık ödenek verilmesi öngörülmektedir. Muhtarlık kurumu, ülkemizde yurttaşlarımızın devlete ilk karşılattıkları kurumdur. Mahalle ve köyler, yerel yönetimlerin ilk basamağıdır. Ülkemizde 35 148’i köy 17 805’i mahalle muhtarı olmak üzere 52 953 muhtarlık bulunmakta. Muhtarlarımız, köy ve mahallelerde yaşayan yurttaşlarımızın ortak sorunlarına çözüm bulmak amacıyla, büyük çaba sarf etmekte. Muhtarlık binasının elektrik, su ve kirasını muhtarlarımız kendi ceplerinden ödemekte. 255 YTL ödenek alan muhtarlarımızın aldıkları bu ücret, açlık sınırının bile altındadır; muhtarlarımızın aldığı bu ödenek, kendi Bağ-Kur primlerini bile ödemeye yetmemektedir. Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkan; 18 Haziran 2002 tarihinde, Genel Kurulda, bir milletvekili arkadaşımız, muhtarlarımızla ilgili şöyle seslenmiş, 21 inci dönemde:”Muhtarlarımızın sorunlarını anlatmak için huzurunuza geldim” diyor sayın milletvekilimiz o günlerde,”Ancak, takdir edersiniz ki, yalnız muhtarlarımız değil, toplumumuzun tüm kesimleri, memuru, çiftçisi, işçisi, ciddi sıkıntılar içinde.” Yani, bugün de aynı sıkıntılar içinde. Ve muhtarlarımız ödeneklerinin asgari ücrete endekslenmesini talep ettiklerini ifade etmiş. Konuşmanın üzerinden dört yıl geçti. Bu dört yılda, Ogün milletvekili olarak görev yapan arkadaşımız, bugün, AKP’de Gurup Başkanvekili olarak görev yapıyor, Sayın Faruk Çelik arkadaşımız. Sayın Çelik, muhtarlar, hala, o sizin, 2002 yılında yapmış olduğunuz talepleri bekliyor ve ayrıca diyor ki, acaba, karakolda doğru söyleyip de mahkemede şaşıyorlar mı; muhalefetteyken bizim için istekte bulunup, iktidara geldiklerinde unutuyorlar mı diye, sizlere buradan sesleniyorlar, Sayın Çelik. Değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifi o taleplerden birisiydi. Bu gün de aynı talepte bulunuyoruz. Muhtarlarımızla ilgili, ayrıca, 5 Kasım 2003 tarihinde yine bu Mecliste bir konuşma yapılmış. Sayın Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Bey diyor ki: “İçişleri Bakanlığımız, yeni yasal düzenlemeler yapılıncaya kadar, muhtar ödeneklerinin günümüz şartlarına uygun ve yeterli hale göndererek 3000 olan gösterge rakamının en az 5 000 gösterge rakamına yükselmesi yolunda öneride bulunmuştu. Maliye Bakanlığımız bu konuda çalışmalar yapmaktadır; ayrıca, biz, bu işin takipçisi olacağız; tabii, bu kâfi gelmeyecektir” sözlerini kullanmıştır. O sözlerin üzerinden iki buçuk üç yıl geçti. Kâfi olmıyacakğı değerlendirmesi yapılan iyileşme bile sağlanamamış durumda. Zaman tünelinde ilerlemeye devam edelim, değerli arkadaşlar. Geldik 5 Mayıs 2005’e. Bu sefer, Sayın Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa Bey var. Bakın, o tarihte Sayın Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa ne diyor: “Muhtarlarımızın özlük haklarını düzenleyen kanun tasarısı Bakanlar Kurulumuzun imzasındadır ve önündedir: hükümetimiz bununla ilgili bir çalışma yapmış; daha önce de ifade ettiğim gibi, en az asgari ücret esas alınmak suretiyle, özellikle Bağ-Kur prim borçlarınındın dolayı yaşadıkları sıkıntıları da, geride dönük borçlarını da bir takvime bağlanması, iyileştirmesi de ihtiva edebilecek şekilde ve muhtarlarımızın diğer sıkıntı ve taleplerini de dikkate alan önemli bir çalışma yapılmış: taslak, Bakanlar Kurulunun gündemine getirilmiş; inanıyorum ki, önümüzdeki ilk Bakanlar Kurulu toplantısının birinde bu Bakanlar Kurulundan geçerek, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelecektir.” Bu sözler, evet, Sayın Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa söylüyor. Bakıyoruz, bir yılı aşkın bir zaman geçmiş, böyle bir tasarı yok. Başbakanlık ile Meclis arasında, herhalde, kaybolmadı bu tasarı! Sabah Bakanlar Kurulu sekretaryasını aradım. O tarihten, yani, 5 Mayıs 2005’ten bugüne kadar 44 Bakanlar Kurulu toplantısı yapılmış; ama , bir türlü bu tasarı Bakanlar Kurulundan çıkmamış. Muhtarlarla ilgili düzenlemeler de o 44 toplantıda gündeme gelmemiş değerli arkadaşlar ve toplantıda gündeme gelmemiş ve bugün, ben bu kanun teklifini konuşacağımız için 57 000 muhtarın genel başkanını SMS’lerle bilgilendirdiler. Bu üç değerli milletvekili arkadaşımızın, grup başkanvekilimizin vermiş olduğu sözler de yerde kalmasın diye 37 İnci maddeden buraya getirdik. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN-Sayın Şimşek, lütfen toparlar mısınız?. İsmini Vermediğimiz Milletvekili(Devamla)-Artık, sanıyorum ki, Sayın Çelik, Sayın Fatsa, Sayın Bakan Mehmet Ali Şahin bu yasaya katkı sunacaktır; yani,sizin daha önce söylemiş olduğunuz sözleri bir kez daha hatırlatmak adına. Muhtar ödeneklerinin artırılmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugüne kadar ayrıca 9 kanun teklifi verilmiş. Biz, ben ve Parti milletvekili arkadaşlarım vermiş olduğumuz bu kanun teklifinde ödenek ve sosyal güvenliklere iliştir ve diğerleri de hemen, hemen bunu kapsıyor. Yeni çıkan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu”Sigortalı Sayılanlar”başlığı altında köy muhtarlarını da saymaktadır ve muhtarların sosyal güvenliklerine ilişkin yürürlükteki yasada bulunan muhtarlarımızı Bağ-Kur ile ilişkilendirilen hükümler kaldırılmıştır. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, muhtarlarımızın sosyal güvenliklerine ilişkin yeni bir düzenleme de getirmemektedir. Değerli arkadaşlarım, yani, muhtarlarımız, kendi sosyal güvenlik primlerini kendi ödemeye devam edecektir. İşveren olmayan, işyeri bulunmayan muhtarlarımızın Bağ-Kurla ilişkilendirilmesi de yanlıştır. Muhtar, göreviyle ilgili bir suç işlediği zaman devlet memuru olarak yargılanıyor; ama iş, sosyal güvenliğe gelince “muhtar, kendi primini kendi öde” diyoruz. Yukarda bahsettiğim konuşmasında Sayın Faruk Çelik Beyin “muhtarlarımız 90 lira ödenek almakta, 105 lira Bağ-Kur primi ödemekte…” Bugünse değişen bir şey yoktur değerli arkadaşlarım 225 YTL ödenek alıyorlar-Maltepe Altay çeşme Mahallesi Muhtarının ifadesidir bu- 285 YTL Bağ-Kur primi ödemekte; yani, değişen bir şey yok. Toparlıyorum Sayın Başkanım. O zaman muhtarların aldığı ödenek Bağ-Kur primini ödemeye yetmiyordu; anlaşılan şimdi de yetmiyor. Binlerce muhtarımızın prim borcu milyarlara ulaşmış vaziyette. (Mikrofon otomatik cihazdan kapatıldı) BAŞKAN-Sayın Şimşek, lütfen, teşekkür için açacağım; buyurun. Milletvekili (konuşmasına devam ediyor)-Sayın Başkanım, toparlıyorum. Ayrıca 57 000 Muhtarımızı ilgilendiren, seçimlerde kapılarına gittiğimiz, bize çok, çok, Parlamentoya, demokrasiye katkı sunan muhtarlarımızla ilgili olduğu için biraz uzadı; bağışlayın, toparlıyorum Sayın Başkanım. Muhtarlarım sizi de izliyor, Sayın Başkan. BAŞKAN- Buyurun Sayın Şimşek. O Milletvekilimiz konuşmasına devam ediyor. Teşekkür ederim. O nedenle, muhtarların ödeneklerini asgari ücrete endekslemek ve muhtarların ödeyeceği Bağ-Kur primlerinin, il özel idaresi tarafından, ödeneklerinden kaynakta kesilerek ödenmesi gerekmektedir. Bu kanun teklifinin gündeme alınması, sizin-muhalefette ve iktidara geldiğinizde muhalefette verdiğiniz sözleri iktidarda yapma çalıştığınız bir örneği olacaktır diye düşünüyorum. Türkiye, seçim havasına girdi. Yarın kütükler için muhtarlara gideceğiz ve muhtarlar hangi partiden geldiniz sorduğunda veya il,ilçe yöneticilerine, herhalde bugünü çok iyi hatırlayacaktırlar. Değerli arkadaşlar, sayın muhtarlarımız da, bizler de seçilmişiz. Bizler, maaşlarımızı devlet tarafından alıyoruz. Bizim SSK primlerimizi, Emekli Sandığı, Sosyal güvenlik primlerimizi devlet ödüyor. Bu anlamda, muhtarlardan, muhtarlarımızdan bunu esirgemememiz gerektiğini düşünüyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Ekran başında bizi izleyen muhtarlarımıza da, Meclisimiz adına, bu görevi yerine getireceğimizin bu vesileyle de sözünü vermiş oluyoruz. Saygılarımı sunuyorum.(Kendi parti sırasından alkışlar) BAŞKAN-Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek. Evet, o gün 5 Mayıs 2005, şimdi 20 Haziran 2011 tarihinde yine ülkemizin güzel insanları, milletvekili seçimi için sandık başına gideceklerdir. Bu altı yıl zarfında, muhalefete olan, şimdi iktidar parti milletvekilleri, muhtarlara vaat ettikleri, sözlerini ne kadarını, gerçekleştirmiştir. Üzülerek söylemek gerekirse, meclis veya başka yerde hiç bile, akıllarına gelmemekteyiz. Gün döner devran döner, yine sandık başında, halkımızdan ve muhtarlarımızdan, kendiniz için oy isteyeceksiniz. Seçim için, gezdiğiniz mahallede, o mahalle ve köy muhtarına, hangi yüzle partinize ve kendinize oy isteyeceksiniz., bunu sağduyulu insanların takdirine bırakıyorum. O gün, o milletvekili mecliste, muhtarla ilgi, bu konuşmayı yaptı. Belki bu gün milletvekili sıralarında oturmuyor, ama muhtarla ilgi, Türkiye Meclis Kürsüsünde yaptığı o konuşmayı, muhtarlar unutmayacaktır, ve hep o milletvekilini saygıyla yad edeceklerdir. Ama muhalefetteyken, şimdi Türkiye Millet Meclisi çatısı altıda, yerini alan, o milletvekilleri, muhtarlara verdikleri vaatlerinin yerine getirmediklerinden, hiçimi üzülmezler mi. Biz muhtarlar, bir inşaat bekçisine verilen imkânlardan, bile istifade edemiyoruz. Bir inşaat bekçisine, inşaat sahibi, o bekçiye kışın soğuğuna ve yazın sıcağına dayana bilen bir, ahşaptan bir, kulübe yapar. O Bekçinin, Elktirik, su ve ısınması için, kömürü bedava verir. O bekçinin sosyal güvencesi olan, sigortasını, o inşaat sahibi yüklenerek, zamanında öder. O bekçiye orda çalıştığı için ona koruyucu elbise bedava verir. O bekçini yemeğini bedava verir. Ulaşım sorununu bedava karşılar. Evet, bizler, bu şahısları küçümsemiyoruz, ama aramızdaki farkı bu şekilde, bir örnek olarak ortaya koyuyoruz. O bekçinin sorunu. İnşaata giren çıkanı takip ediyor, gerektiğinde inşaat sahibine bilgi veriyor. Muhtarlıkların görevi daha kutsal yani basit değildir. Çünkü ülkemizin tüm kurumlarının yazılı ve sözlü muhatabıdır. Bazen bir kurumdan bir, isim listesi, kendisine verilir, bu listedeki insanları tek, tek adreslerinde olup olmadığını kontrol etmektedir. Bu da birkaç günle değil, haftalarca sürüyor.(Örneğin ana kız okula listesi) Okuma bilmeyen yaşlı ve erkeklerin, verilen listedeki, adreste oturup oturmadı tespit edildi ve gerekli kuruma bu listeler teslim edildi. Şimdi mahallerdeki yapılar, git gide değişiyor. Koca yüksek binalar yapılıyor, her binada yüzün üstünde insan ikamet etmektedir. Bunu gibi mahallede birçok binalar var. Apartman yöneticisi kendi apartmanındaki, giren çıkan kişileri takip etmek de zorlanırken, ayrıca bizim aldığımız yoluk ücretinden fazla, ücret almakta, bir görevi bulunduğu apartmanın sorunlarıyla uğraşmak. Biz muhtarlar, mahallesinde bu büyük yapılarla dolu olan bir mahallenin tüm sıkıntılarını elimizde ki, bu olanaksız durumlarla halletmeye çalışmaktayız. Elimizde yetkimiz yok ve birçok üslenmiş olduğumuz sorumluklar içinde, bu verilen görevi yerine getirmeye çalışmaktayız. Bu gün Türkiye’nin her ücra köşelerinde,(Terör belası, kışın ağır koşulları, imkânsızlıklar içinde) muhtarlıklar halka hizmet vermektedir. Her gelen iktidar bu kurumun, elindeki, yetkileri almış, üstelik başka kurumun, üstlendiği sorumlulukları, bu muhtarlık kurumlara, yüklemiştir. Bu kadar sorumluğu olan bu devlet kurumu olan, muhtarlıkların, bir çalışma yeri, düşünülmemiştir. Elinde, devletin verdiği bir mühürsü var, oda muhtarın üslendiği sorumluklar için kullanmaktadır. Allah aşkına, yüzüncü yıla girmekteyiz, ülkemizdeki muhtarlık kurumları, eli, kolu bağlı ve yerde sürünmektedir. Muhtarlıklara uğrayan bazı, idarecilerde, bu kurumun sıkıntılarını, görmemezlikten gelmektedir. Muhtarlar olarak, bizlerde, bu seçim zamanı, çevremizdeki insanlarla, duyarlı olacağız. Geçmişte muhtarlıkların özgür hakları için, vaadi verenler, sandık başında bizimde bir çift sözümüz olacaktır. Bu ülke hepimizindir, sıkıntıların nasıl paylaşıyorsak, gelir dağılımında, hakkaniyetli bir şekilde, hakkımızı istiyoruz. Bir vatandaş olarak, bunu da söyleme hakkımız vardır. Allah aşkına yeter, bu muhtarlık kurumların sesine kulak verin.( ALMA MALZUMUN AHINI, ÇIKAR AHASTE, AHASTE) Çok sıkıntılar içinde, halka bu hizmeti vermekteyiz. Allah aşkına, Ankara’da bir mahalle muhtarını ziyaret edin, orda muhtar beyin bir çayını için. Muhtarımızın bu sıkıntılarını gözlerinizle bir görün. Eğer vicdanınız, o muhtarın o zorluklar içinde bu hizmeti verdiğinden, memnun sanız. Size bir şey söyleyemeyeceğim. Ama inanıyorum ki, gözlerinizle o muhtarın, o hizmeti verirken içiniz sızlayacaktır. Saygılarımla. Şenay ÇOBANOĞLU 05.558.575.068
 Hasan VAROL  2010-12-20
  AH SAĞ TARAFIM, ACIYOR ANNE:
 Müslüman’ın içi yanar bu günlerde, evi perişan olur bu günlerde, çünkü kainatın serverının, torunun katledildiği bu kutsal topraklarda, Hz Hüseyin için ağlar bütün analar ve babalar bu günlerde.Bu gün tüm Müslüman alemi yasta, efendimizin torununun kerbela faciasını, konuş, o kerbela havasını,tüm Müslümanlar içine sindirerek, o günü yaşamaya çalış bu günlerde.
Muharrem ayının onunda, Hz. Musa Peygamberin asanın kızıl denize asasını atıp, denizi kendisine bir yol edip, İsrail oğullarının işkencesinden kurtuldu. Bu gün Hz, İbrahim Peygamberin nemrutun ateşinden kurtuldu gündür. Bu gün Hz. Yusuf un Peygamberin kuyudan kurtuldu gündür. Bu gün, Hz. Yakup Peygamber oğlu, Hz. Yusuf Peygambere kavuştuğu gündür. Bu gün, Hz. Yunus Peygamber, yunus balığının içinden kurtuldu gündür, Ama ne yazık ki bu gün, İki Cihan Serverı, Tüm islamın önderi olan,Hz. Muhammed Mustafa’nın torunun, Hz. Âlinin biricik oğlu olan, Hz. Hüseyninin, aynı inanca mensup ama makam hırsının gafletine düşerek, Hz. Hüseyni, o kerbala yerde ve Fırat kıyısında bir avuç su içerken yezit askerleri tarafından katlettikleri o gündür. İşte tüm Müslümanlar bu gün büyük yasta, bu gün ,bu büyük acıyı, sunisi ile Alevlisi ile cahferisi ile bir meltem havasında kutlamaktadırlar. Bu günü her yıl muharrem ayının onunda, tüm İslam âlemi büyük bir meltem havasında bu günü idrak ediyorlar. Bu acı ne kadar, yaşam alanımıza indirsek ve hüznünü yaşamaya çalışsak, o gün işlenmiş hun garca o cinayetin acısını layıkıyla yerine getirmiş olamıyoruz. O gün korkunç bir bulut havası çökmüştü kerbela üstüne, gözü dönmüş, yezit askerleri, kendilerine verilen görevin ne kadar korkunç olduğunun farkında değildi, hepsi birer zavallı askerlerdi. Şuursuzca yapılan, bir darbeydi. Yazıklar olsun onlara, yazıklar olsun, Peygamberimiz Hz Muhammed efendimizi üzmüşlerdi. Ahi rette hangi yüzle bakacaklardır efendimizin yüzüne, geçici heveslerin, kurbanı oldular, ebedi ahi ret hayatlarını cehenneme çevirdiler.
Günümüz İslam Coğrafyasında(Her günün Aşure ve her yerin Kerbela olduğu) bir zaman diliminde, emperyalistlerin ve içimizdeki Siyonist uşaklarının insanlık dışı işgal ve katliamlarının adeta başlangıcı sayılan, Hicri 61 yılının 10 Muharrem Cuma gününde, hicri 1371 yıl evvel zalim ve melun uşakların eliyle iktidar, hırsı uğrunda gerçekleşen insanlık tarihinin en acı ve en unutulmaz(ismiyle müsemma) KERBELA faciası ve katliamının miladı 1330yıldönümündeyiz.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimizin (sav) Ehl-i Beyit’inin sevgilisi, biricik torunu, büyük şehit İmam Hz.Hüseyn’in (ra) zulme ve zalime başkaldırışının meydanı olan Kerbela’nın tarihi seyri ve yaşanan bu menfur katliamdan ders çıkarmak adına söylenecek ve yazılacak çok söz var. Bu ‘çetrefilli’ ve bir o kadar da yanlış yönlendirmelere açık olan Kerbela olayında karışık olan zihinleri düzeltmeye çalışmak her iman ve vicdan sahibinin görevidir. Yüzyıllardır İslam Ümmetinin manipüle edilerek kardeşin kardeşe kırdırıldığı, fütursuzca cinayetlerin işlendiği, cahil halkların kirli amaçlar ve çıkarlar uğruna kullanıldığı Kerbela hadisesi üzerine çok ehemmiyetli gördüğüm bir konuyu arz etmenin elzem olduğunu düşünüyorum…
Kerbela’da var olan her iki taraftan birini Şİİ, diğerini ise SÜNNİ olarak tezgâhlayan Siyonist odakların İslam Ümmetini böl-parçala-yut planında ne kadar başarılı olduklarını bugün de görmekteyiz maalesef… Bildiğiniz üzere Emperyalistlerin Irak’ı işgal süreciyle o bölgede artan Şİİ-SÜNNİ kavgasının ve cinayetlerinin ideolojik fikri altyapısı Kerbela’da yaşanan ‘kara güne’ dayandığı iddia edilmektedir…
İslam Ümmeti olarak bugüne dek Kerbela’nın asırlardır devam eden bu kanayan yarasına neşter vuracak cesareti ortaya koymayarak asıl çıkarılması gereken dersleri almamakta direndik ve zannettik ki İslam Ümmeti bu olay sebebiyle Sünni ve Şii diye ikiye ayrıldı!
Sanki Yezit melunu Sünni, büyük şehit Hz. Hüseyin'de (re) Şia'yı temsil ediyormuş tezgahı Kerbela’dan Horasan’a, Hicaz’dan tüm dünyaya bu yalanla yayıldı! Buradan ifade ediyorum ki; bu iftira ve yalanlar islam düşmanlarının bizleri birbirimize düşürmek için asırlardır içimize soktuğu nifak tohumu söz, ifade ve iddialardır. Peygamber torununa kıyan melun Yezit’i SÜNNİ bir mümin olarak görmek nasıl korkunç bir yalan, iftira ve fitne ise, Hz.Huseyin’i de Şİİ veya SÜNNİ Müslümanlı olarak görmekte bir o kadar yalan, iftira ve fitnedir. Ne Yezid sunni veya şiadır,ve ne de Hz. Hüseyin r.a ve beraberinde şehadet şerbetini içen yarenleri ŞİA yada SUNNİ’dir!
Hiçbir tarihi, ilmi ve akli ispatı olmayan ve olamayacak bu iddia ve yalanlarla bizi birbirimize düşürdüler ve düşürmeye de devam ediyorlar… Kerbela faciasının yaşandığı Hicri 61 yılında ne Şia vardı ne de Sünnilik. Ehlisünnet ve ehli şia veya Alevilik, Sünnilik kavramları Kerbela faciasından asırlar sonra ortaya çıkmış ve kullanılmış kavramlardır.
Kerbela'nın bir tarafında Hakk’ı ve adaleti üstün tutan, zulüm ve zalimin iktidarı karşısında onurlu duruşuyla bedel ödeyen Hz. Hüseyin (r.a) ve O’nu kıyamete kadar destekleyerek savunduğu ve uğrunda can verdiği İslami ilkelerin yanında olan Müslümanlar topluluğu, diğer tarafta ise; geçici dünyanın mal ve makamı için, iktidarını koruma uğruna terör estiren ve bu terörü dine alet eden katil Yezit ile, kıyamete kadar insan hak ve hürriyetlerinin ihlaline destek veren çıkar çevreleri ve yaşanan olaylara seyirci kalarak haktan ve haklıdan yana tavır alamayan halk yığınları vardı!
Peygamberimiz (sav) Efendimizin hicretinden 4 yıl sonra dünyaya teşrif eden ve 9 yaşındayken dedesi, Peygamberimiz (sav) efendimizi kaybeden Hz. Hüseyin şehit edildiğinde 57 yaşındaydı. Hz. Hüseyin çıktığı yolun sonunda kendisini ve ailesini bekleyen olası tehlikelerin bilincinde olarak mevcut zalim ve fasık iktidara imanı gereği cephe almıştı. Hz. Hüseyin, ortaya koyduğu muhalefetiyle buradan kendisine bir makam ve mevki çıkarmak isteseydi Yezit’le anlaşır ve istediği makama da kolaylıkla otururdu! Ama büyük şehit, dünyanın makam ve mevkisini elinin tersiyle itmiş kendisini bekleyen ‘ölüm tehlikesine’ rağmen çıktığı yoldan dönmemişti!
Hz. Muhammad (sav)'in torunu, Hz. Ali’nin yavrusu, Hz. Fatıma’nın kuzusu, Hz. Hasan’ın kardeşi, Hz. Zeyneb’in aslan yürekli abisi Hz.Hüseyn çıktığı yoldan dönmeyi, "zalime karşı mazlumun hakkını aramaması"olarak niteleyerek, kıyamete dek tüm müslümanlara örnek olacak bir tavrı sergilemişti. Büyük İmam, bu tavrı ortaya koyarken ne Şİİ idi ne SÜNNİ ! O, "Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve gerçekten ben müslümanlardanım diyen" *(Fussilet Suresi 33) bir mü’minden başka bir şey değildi!
Kerbela katliamından elli yıl sonra başta imamı Azam olmak üzere İmamı Malik, İmamı Şafi ve İmamı Hanbeli gibi ilim önderlerinin tamamı maddi ve manevi destekleriyle Ehlibeytin yanında yer aldılar. Hz. Hüseyin’in torunları Ehlibeytin yarenleri İmam Zeyd bin Zeynelabidin ve İmam Caferi Sadık(Allah hepsinden razı olsun) gibi imamlarla elere gönül gönüce, Emevi ve Abbasi iktidarlarının faşizan zulmüne karşı direnerek bir kısmı şahadeti, bir kısmı da hicreti tercih ettiler.
İmam Azam Abu Hanife'nin Ehli Beyt'i müdafaa ve yardım uğruna zalim Abbasi kralının zindanlarında kırbaçlanarak şehid edildiğini ve İmam Malik'in aynı sebeble kırbaçlanarak iki kolonunun da kesilerek cezalandırıldığını kaç Alevi, kaç Şii ve kaç Sünni Müslüman biliyor? O zaman bu asırlardır devam eden ayrılık niye? Bu kin ve öfke kime? Bu ilgisizlik niçin ve neye?
10 Muharrem Aşure ve Kerbela hadisesinden çıkarılacak dersleri hala anlamakta direnen İslam âlemindeki bir kısım müminler, kendi vücutlarını zincirlerle döverek Yezid ve yandaşlarından intikamlarını aldığını sanmanın gafletiyle o günün acısını bedenlerinde yaşattığına inanırken, diğer bir kısım Müminler de sadece aşure yemeğini dağıtıp yemek suretiyle bu mühim güne ilgisiz kalmanın gafletiyle yaşamaya devam ediyor.
Müslümanlar bir ağacın dalı gibidirler, dallar gövdeye bağlıdır. İslam da bir ağacın gövdesiyse bu kavga bu kin bu nefret niye. Hepimiz kardeşiz. Birleştikce güçlü oluruz, parçalanırsak zayıf düşeriz, Siyonistlerin ve emperyalistlerin yemi oluz. Bizler birlik ve bütünlüğümüze sahip olalım. Ufak tefek kırgınlıklarımızı büyütmeyelim. Bu birlik olmamızla düşmana korku, dosta güven verelim. Sağlıkla kalın, hayırla kalın. Allah bir daha böyle acılar, tüm İslam âlemine ve bizlere yaşatmasın.
 Hasan VAROL  2010-12-17
  BEYAZ TÜRKLER VE KÜRTLER.
 BEYAZ TÜRKLER VE KÜRTLER NE YAPMAK İSTİYORLAR!
Ülkenin doğu ve batısını, karıştıran eller, geçmişte ayni ideoloji içinde, tek bir çatı altında politika yapmışlardır. Biri birlerinden ırk olarak faklı, inanç yönünden aynı safta yer almışlardır. Kendi şahsi çıkarları için, yapamayacakları kötülük yoktur. Şimdi Türkiye Cumhuriyet Devleti, bu görüşte olan, atayist insanların pençesi içine düşmüştür. Bu atayistler ülkemizin her yanında kargaşa yaratmak, ülkeyi her an için gergin tutmaktır.
Bu günlerde yine gözü dönmüş birileri, eline bir çubuk almış, ortalığı toz duman haline getirmek istemektedir Ülkede bir kargaşa yaratmaya çalışmaktadır. Doğuda ve batıda, bu kirli oyunlarına, çocuklarımızı alet etmektedirler. Doğu ve güney doğuda, çocuklarımız, irfan yuvaları olan okullara gitmek yerine, bu çocukların eline birer saldırı aparatı olan araç ve gereç verilerek, sokağa sürülmekte ve bu sokakları savaş alanına çevirmektedirler. Bu bölgeleri daima gergin tutmaları, bu çocuklarımızı kirli oyunlarına alet edip, bu alanlarda kargaşa çıkarıp, devletin bu bölgelere hizmet getirmelerine karşı koyup, burada yaşayan insanların tümüyle cahil kalmalarını istemekte ve bu halkın sefalete ve fakirliğe mahkûm ettirmektedirler. Bu bölgedeki köylüler çoğu hayvancılıkla geçimini sağlamaktadır. Kışın köyüne gelir, yazın hayvanlarıyla birlikte yaylaya çıkar. Şimdi bu insanların, geçimini sağladığı bu hayvancılık yaşamları bitti, çünkü dağdaki yaylaları, devletin kovaladığı ve yakalamadığı eşkıyalarla ve terör örgütlerinin mekânı olunca, halkın can ve mal güveni olmadığından, hayvanıyla birlikte yaylaya çıkamıyor. Yaylaya da çıkamadığı için, hayvanını satıp, başka şehirlere ve köylere göçmüş oldular. Şimdi bu göç eden bölge insanları, bu göç ettiği yerlerde rahat yaşamak isterken, şimdi yine terörün bağlantı kurduğu bazı parti kurucuları, bu bölge insanının çocuklarının beyinlerini yıkamaya çalışarak, bu doğu il ,ilçe ve köyünde terör çıkarmak için, bu yerlerde kargaşa yaratmak için, bu halkın mahzun ve temiz ruhlu çocuklarını , kirli oyunlarına alet etmektedirler. Bu durumu sağır sultan bile biliyor, çünkü gizlenecek bir tarafı kalmadı. Bu teröre destek veren, bu ülkenin insanlarının vergilerinden maaşlarını alan, bu millet vekiller şu an, halkın meclisinde. Seçim günü bu milletvekilleri, doğu illerine dağılırlar ve oralarda çadır kurup, o temiz ve saf insanlara, refahlarını ve ekonomik durumunu iyileştirme sözü verirler, ama seçilince, bu insanlara verdikleri bu vaatlerini unutup, bir daha ki seçime kadar, bu insanların hayatlarını karartıp, karı ve kızını ayrıca küçük yaşta çocuklarını sokaklara sürüp, kargaşa yaratıp, çevreye ve devlet kurumlarına zarar verirler. Devletin o bölge insanlarına vereceği hizmete mani olurlar. Kendileri ülkenin en kalkınmış, refahı yüksek ve nimetleri bol olan, ilerinde hayatlarını en güzel bir şekilde idame etmektedirler. Bu partiye mensup olan zevatlar, terör örgütlerinin verdiği direktiflere göre hareket ederler. Bu bölge halkının güç şartlar altında çalıştıkları sorunlar, bu zevatları ilgilendirmez, onlar kendi düşünce ve emellerini ortaya koymak için, o mahzun insanları bu kirli oyunlarına alet ederler.
Batı bölgelerine bakıyorsunuz, burada bu gizli eller, öğrencileri sokağa dökmek istiyor. Öğrenciler üniversitelerde yeni bir şeyler öğrenmek yerine, devlete kafa tutmak için sokaklara sürülüyor. Bu eski senaryoları bu ülke eskiden çok acı bir şekilde yaşadı. Binlerce halkımızın çocukları, hiç yoktan öldü ve öldürüldü, çok fakir ve fukara aileler, çocuklarını bu yüksek okullara gönderip, okuyup ve bir şeyler öğrensin, ilerde bir iş sahibi olsun, askerliğini yapsın ve bir mutlu yuva kursun temenli etmiştir. Bunu bu insanlara çok gören bazı, kendini bilmez kişiler tarafından, bu gariban ailelerin çocuklarına el uzatılıyor ve sokakları kan yerine çevirmek istiyorlar. Bura dada Atatürk ve laiklik istismar edilip, bu ülkeyi her an gergin tutabilmeleri için, elerindeki ve düşüncelerindeki, bütün kötü senaryoları ortaya koyup, bu ülkeyi karıştırıp, kendilerine getirim sağlamak için bazı, hareketler peşine düşmektedir. Bunların taptığı para, kıblesi kadın olan bu zevatlar, kendi midelerini doyurmaya ve eğlenmelerine bakarlar. Vatan milleti düşünmezler bunlar, bunlar hep kendilerini ve kendi gibi düşünenlerine sahip çıkarlar.
Şimdi bakıyorsunuz ki, hem doğu, güney doğuda ve batıda ülkemizde, kargaşa yaratmak isteyen bu örgütlerin, daha öncede aynı bir parti içinde, bu ideolojilerini sürdürmüşlerdir. Bu ülkeyi yıkmak isteyen bu zevatlar, doğuda terör estiren, bu caniler bir zamanlar, Anakarada milletvekili lojmanlarında teröristi, devletin imkânlarıyla tedavi etmişlerdi. Bu zevatlar utanmadan bu terörsülerin kampına gidip, selam Kürdistan diye bağırıp orda, terör liderinin, çocuk katilinin önde el pençe durup, ekmek yediği, vatanı hakkın da, kötü hakaretlerde bulunmuş, o dağ ve vadilerde terörist bayrağı altında, teröristlere hitap etmiş ve o meydanlarda gövde gösterisi yapıp bu ülkeye hakaret etmişlerdir. Bunu gibi nice hıyanet içinde olan şahıslar. Şimdi bu ülkeyi sever görünen beyazlar, kendi ideolojilerini bu kursaklarından çıkararak, bu temiz milletin aile çocuklarını zehirlemeye çalışmaktadırlar ve bu ülkenin geleceği olan bu gençleri kendi kirli oyunlarına alet etmektedirler.
Koca milletvekilleri bu öğrencilere örnek olacağı yerde, kendilerinin bu ülkenin refahını yükselmek için bir çözüm üretemedikleri için, meclisten kaytarıp sokaklarda medet bekleyen bu zavallılar, ülkeyi germek için ne gerekiyorsa o pis oyunlarını, bu saf temiz gençler üzerinden ortaya koymak istiyorlar
Şimdi birde, bölgede iki dilli, levhalar yazılıp yolara çakılıyor. Burada insanların çoğu Türkçe ve Kürtçe konuşuyor, burada halkın tabanında, her hangi bir sorun yoktur. Ama halka geldiğinde, bu bölge halkın çoğu Türkçe ve Kürtçe yazı okuyamıyor, kısacası bilmiyor. Bu levhalardaki bu yazı kim için hazırlayıp, okumasına yardımcı oluyorlar. Bu meclisteki sözde bu bölgeyi temsil eden bu Kürt partisi, bu görüşünde samimi değildir. Bu bölgeye devletin yardım yapmasını teşvik etsin, devletin bu bölge insanına götürdüğü hizmetlere köstek olmasın. Onlarda bu ülkenin üniversitelerinde okudu, şu an eğer bir meslekleri varsa, bu ülkenin meclisinde milletvekilliği yapıyorsa, bu vatanın ona vermiş olduğu bu nimetin değerini bilmesi lazımdır. Bir atasözü var, insan yemek yediği, kaba pislemez. Bu insanlar nankörlük yapıyor, ülkemizin refah ve kalkınmasına mani oluyorlar. Allah bu görüşte olanlara akıl fikir versin, Allah doğru yola getirsin. Ben bir Kürt vatandaşı olarak, bu insanlardan utanıyorum. Ben ülkemi seviyorum, bunların kurmuş olduğu kötü tezgâhlarının, aleti olmam, onlar elbet, bu yaptıklarından utanacaklar. Ben bir Kürt vatandaşı olarak bu insanları kınıyorum, onlar biz Kürtlerin temsilcisi değildir, onlar dış ve iç mihrakçıların maşasıdır. Bu ülke sahipsiz değil, bizler vatanımızı canımızdan çok severiz, o yüzden şehit anaları ve babaları, bu vatan için çocuklarını şehit verdiğinde, hep bir ağızdan, vatan sağ olsun, söylerler. Vatan bizin için kutsaldır, aç ve susuz yaşanır ama vatansız asla!
Her kez bu vatan toprakları üzerinde, konumunun bulunduğu yerden, ülkeye daha iyi hizmet vermelidir. Asker kışlasında, rektör okulunda, milletvekili mecliste, Hâkim, savcı adliyesinde, öğrenci okulunda, köylü köyünde, polis emniyette, muhtar mahallesinde, vali ilinde, yazar gazetesinde ve bu örnekleri çoğalta biliriz. İnsanlar hangi konumda olurlarsa olsunlar, devlete ve halka hizmet hizmetin en iyisini sunmalıdırlar. Bilsinler ki hizmet verdiği yer vatanı ve vatanı üzerinde yaşayan, ortak olan bağları vardır.(Dil birliği, bayrak, inanç, ülkü, istiklal marşı vesaire gibi bağlardır.) Bu insanlar, ülkesini seven ve canla başla ona daha iyi hizmet etmek için yarışmalı. Bir kötülük gördüğü zaman, onu ıslah etmeli, ülkeye ve ülke insanına yararlı bir konuma getirmeli. Lafla vatan sevilmez, vatanı sevmek için bedel ödemeliyiz, bazı rahatlığımızdan, kazançlarımızdan, fedaykarlık yapmamız lazımdır. Bu ülke şehitlerimizin kanıyla, vatan topraklarının sınırları çizildi. Bu vatanı kimsenin bölmesine, kimsenin gücü yetmez. Dünya durdukça bu Türkiye cumhuriyeti ilelebet, yaşayacaktır. Allah bu vatanı korusun, iç ve dış mihraklara fırsat vermesin. Allaha emanet olun. Bu kutsal vatanın önünde eğiliyorum. Saygılarımı sunuyorum.
ÇALIŞMADAN, YORULMADAN, ÜRETMEDEN, RAHAT YAŞAMAK İSTİYEN TOPLUMLAR, ÖNCE HAYSİYETLERİNİ SONRA HÜRRİYETLERİNİ VE DAHA SONRADA İSTİKLAL VE İSTİKBALLERİNİ KAYBEDERLER:
ATATÜRK
 Şenay ÇOBANOĞLU  2010-12-02
  DÜNYA ÇIPLAK,ŞAŞKIN İNSAN!
 WİKİLİEAKS ENSTRÜMANINDAN NAMELER: Bir batı ülkesinin, diplomat kriptosundan, çıkan 251.Bin belgeden, kamuoyuna sunulan, 287 belgeden ve açıklanan 226 belgeyi dünya kamuoyu tartışıyor ülkeler biri birine şüpheyle bakmaya başladı.. Ülkelerin aralarındaki sıcak ilişkiler, tartışılmaya başladı. Bir atasözü var(Sırını söyleme dostuna, o söyler dostuna.) Her doğru her yerde konuşulmaz.. Bilgi çağı öyle bir konuma doğru gidiyor ki, biz görürüz ve görmeyiz bilemem, iki kişi bir arada oturduğu vakit, kalplerinden geçenleri bilecek duruma gidiyor. Bu sefer kişiler bir araya geldiklerinde ne konuşacakları, tartışılacak duruma gelecek, bu vesileyle belki insanlar bir araya gelmeyi terk edeceklerdir. Bu da toplum için iyi bir durum olmaz. İnsanlar bundan böyle, kiminle yalnız başlarına karşılasınlar karşılaşsın, konuşmalarına çok dikkat etmesi lazım. Çünkü konuştuğu söz ve yazdığı yazılar, elbet bir gün, birini yanında karşılaşır, kendisini ilerde çok zor duruma sokacak söz ve yazılarına çok, çok dikkat etmesi lazım, üç düşünüp bir konuşması lazımdır. Kendisinin de sır vereceği kişileri iyi tahlil etmesi lazımdır. Yoksa patavatsızca sır verdiği kişiler, bu sırı biriyle paylaştığı zaman, kendi dünyasını karatmış olacaktır. Kendisi ve çevresini üzmüş olacaktır. Eğer bu konumda devletler, olursa mağazan Allah kötü neticelerden o ülke için felaket olur. Bu gün bu ne hoş olmayan, bir konumla karşı karşıdayız. Kutsal kitabımızda, küfür tek millettir. Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyiniz. Bu milletlere güvenmeyiniz. Bu devletlerle, devlet olarak ilişkilerinize çok ,çok dikkat ediniz. (Örneğin bir gün bir emeni Müslüman oluyor, bu ermeni her kilise önünden geçtiğinde, bu ermeni şu hisleri kalbinden geçirmekte, sen bakma benim Müslüman oluşuma, gönlüm hale seninle birliktedir demiş.) Dünyada bu gün Türkiyenin kalkınmasını ve ilerlemesini istemezler, ne zaman bu ülke bir kalkınma rayına girmiş ise o arada, bu dost bildiğimiz batı ve doğu ülkeleri ülkemizin bu ilerlemesine bütün güçleriyle engellemeye çalışmışlardır. Bu durum yalnız şimdi olmuyor, tarihte bu gibi vakalarla bu ülke çok karşılaşmıştır ve hepsinin üstünden Allahın izniyle gelinmiştir. Şimdi biz bölme ve parçalama peşindeler. Eskiden her on yılda bir askeri darbelerle ülkemiz gündeme geliyordu. Şimdi bu durumda rafa kalkınca, Siyonistler üzülmeye başladılar. Bu ülkeyi uçurumlara salmak için her türlü, oyunlarını ortaya koyacaklardır. Ama bunu bilmeleri gerekir, bu ülke içinde değişik görüş ve düşüncede olan insanlar olabilir, biz bu farklılığımızla da ülkemizin her dara düştüğünde canı bile feda edecek konumdayız. Bizim hamurumuz ve yapımız çok sağlamdır. Bu iç ve dış mihraklar ülkemizi bölemeyecektir ve bizi biri birimize düşürmeyecektir. Gelişmeleri sağduyu ile izleyelim. Devlet olarak ona göre tespitimizi yaparız. Allah bizleri ve ülkemiz korusun. Allah düşmanların oyunu bozsun, bize hazırladıkları tuzağa kendileri düşürsün. Biz büyük bir ülkeyiz, böyle oyunlarla bu kalkınma ve yükselme seviyemizi düşüremezler ve engel olamazlar. Biz büyük oynuyoruz. Biz liderliğe oynuyoruz. Çünkü bize durmak yakışmıyor. Durmak yok, yola devam: Yolunuz açık olsun. Saygılarımızla.
 Şenay  2010-11-19
  Bir muhtarın Bayram Mesajı
 Muhtar Şenay ÇOBANOĞLU'NUN BAYRAM MESAJI;
• Bir Kurban Bayramı daha geldi. Bu bayramın öncelikle milletimize, ulusumuza ve de insanlığa hayırlar getirmesini diliyoruz.Kardeşliğin doğduğu, sevgilerin birleştiği, belki durgun, belki yorgun, yine de mutlu, yine de umutlu, yine de sevgi dolu nice bayramlara?

 Hasan  2010-10-30
  cumhuriyet
 afir - Hasan VAROL

Hasan VAROL / 29 Ekim 2010 21:19KUTLU OLSUN CUMHÜRİYETİ İÇİNİZE SİNDİRİN; DIŞINIZI SÜSLEMEYİN: Bu gün 29 EKİM 2010 tarihi, cumhuriyet bayramını ulus olarak kutlamaktayız. Gelin eski uygulamaları bir tarafa bırakalım, gerçek cumhuriyeti ve demokrasiyi içimize sindirerek kutlayalım. Yoksa dostlar bayramda görsün değil, Cumhuriyetin faziletlerini, demokrasinin nimetlerini bu halka anlatalım ve onlara bu cumhuriyet günü halkımıza doya ,doya yaşatalım. Bu gün başı kapalı bir hanım efendi çankayada vardır diye, onu boykot eder gibi, çankayada ki Cumhur başkanın verdi ği resepsiyona katılmayarak, cumhuriyetçi olunmuyor. Bu cumhuriyet ne kadar başı açık olanınsa o kadarda başı kapalının dır. Başı kapalı oldu diye o hanım efendiyi cumhuriyetten soyutlayamazsınız. Cumhuriyet bu ülkedeki tüm cumhurun , cumhuriyetidir ve onlarla birlikte kutladıkları bayramdır. Ben bu ülkenin bir vatandaşı olarak, bu siyasi ve diğer devlet kurumlarının başında ki idarecilerin bu cumhuriyet bayramında ayrı ,ayrı resepsiyon tertip ederek kutlamalarına üzülüyorum. Bu ayrımcı hal ve tavırlarından rahatsız oluyorum. Neden tüm halk olarak, tüm farklılıklığımızla bu cumhuriyeti tüm ulusla birlikte bu bayramını içten ve gönülden kutlamıyoruz. Bari böyle önemli bir günde ulusumuzun önemli büyük bir bayramı olan cumhuriyet bayramını, bu küskün hal ve tavırımızı bir tarafa bırakarak içten doya, doya kutlamaya çalışalım. Dosta ve düşmana karşı bu cumhuriyet bayramını gönülce içten kutlamıyoruz nedir bu kin ve hamaset bu kötü görüntüler bu ülkeye yakışmıyor. Ben tüm milletimin ve ulusumun bu çeşitli kültür ve düşünce farklılıkları içinde olsa bile,cumhuriyet bayramlarını, candan ve yürekten kutluyorum. Büyüklerimin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim. Saygı ve segilerimle. Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar! M. Kemal Atatürk
 Hasa  2010-10-17
  MUHTARIN BİR ANISI;
 MUHTARIN BİR ANISI:
1999 Tarihinde genel seçimlere , muhtar adayı olarak ,seçimlere girdim bağlı bulunduğum mahalleme ,mahalle sakinlerinin büyük çoğunluğunun oyunu alarak, bulunduğum mahalleme muhtar seçildim.
Muhtar seçildiğim andan itibaren, mahallemin sorunlarıyla uğraşmaya başladım. Tabi bulunduğum mahallede bir çok kalender aile vardı. Bu kalender aileleri azam ile birlikte mahallemi dolaşarak tespit etmeye başladık.
Burada ilginç bir yaşlı teyzeye karşılaştık. Kendisi nur yüzlü, sağlıklı, muhabbetli ve yüz üç yaşında bir nine. Tabi kendisiyle biraz kendi durumunu ilgilendiren bazı konular üzerine sohbet ettik. Kendisi buranın yerlisi, kocası çok uzun bir zamandır vefat etmiş, tüm çocukları evlenmiş kendisi kendi işlerini yapıyor, yemeğini kendisi pişiriyor ve çamaşırını kendisi yıkıyor, hiçbir kimseden yardım almadan yaşamını sürdürüyor.
Kendisine dedim nine sana telefonumu bir kağıda yazıp sana bırakıyorum. İnsanız olur ya her hangi bir sorunun olur, muhtarına ihtiyacın olduğu zaman gece ve gündüz demeden ara, Allahın izniyle beni aradığın zaman, en kısa bir şekilde sana ulaşmaya çalışırım dedim ve oradan azamla birlikte başka kalender aileleri tespit etmeye devam ettik.
Belediyelerden gelen gıda ve kömürleri, kalender ailelere dağıtırken, bu yüz üç yaşındaki nine de ev de olmadığı zaman komşusuna onun yardımını bırakır ve ninem geldiği zaman bu yardımı kendisine vermelerini tembihlerdim.
Bir gün havalar çok soğuk zaten mevsim kış mevsimi, benimde büromun ne sobası var ne kaloriferi var. Dizlerimin üzerine bir çocuk battaniyesi sararak muhtarlık işlerimi yapıyordum.
Bir ne göreyim ,benim kalender durumda olan yüz üç yaşındaki ninem, ayağında meshi ve ayakkabısı yok ,o şekilde yan komşunun çocuğunu alıp, illaki yeni seçilen muhtarımı görmek istiyorum diyerek, komşunun çocuğuyla yola koyulup, muhtarlık büroma gelmişlerdi. Tabi ben ninemin bu vaziyetini görünce hemen yerimden kalktım ona doğruldum. Nineciğim hayırdır bir durumu var , neden bu şekilde ,ta buralara kadar geldin. Nasıl geldin hayırdır. Yüz üç yaşındaki ninem, oğul baktım ki yeni seçilmişsin ayrıca benim ne ihtiyacım ne varsa bana getiriyorsun, evde olmadığım zamanda komşuya bırakıp bana vermesini tembihliyorsun. Bende bugün karşı komşuma gittim, dedim komşu ben yeni seçilen muhtarımın yanına gitmek istiyorum, senin çocuğun beni muhtarın bürosuna götüre bilirimi dedim. Komşumda dedi tabi ninem hay, hay diyip çocuğuna seslendi ve çocuğuna dedi ki oğlum Şerife nineyi muhtarın bürosuna götür. Evet işte komşunun çocuğuyla birlikte geldim dedi.
Tabi ben dedim nineciğim hava çok soğuk üşürsün gel sana bir araba çağırayım seni evine götürsün bu şekilde burada perişan olusun dedim. Ona bir araba çevirdim şoföre yol parasını verdimi bu nineyi evine telsin et dedim ve nineyi arabaya bindirdim evine gönderdim.
Aradan birkaç gün geçmeden, bir baktım bir elektrikli sobasını , komşunun oğluyla muhtarlığa göndermiş. Baktım bir çocuk muhtarlık büroma bir elektrikli sobayla girdi, hayrola evlat hayırdı. Çocuk bizim karşımızdaki şerife nine bunu sana gönderdi, almayayım demesin yoksa ben ona evladım olarak bakmam ve o ara onu cep telefonumla aradım. Dedim nene bu elektrik sobası nedir, dedi muhtarım o gün ben seni ziyarete geldim. Senin orada üşüyerek ve battaniye sarılmış iş yapıyordun. Bu benim gücüme çok gitti. Devlet bu muhtarımıza sahip çıkmıyorsa biz halk olarak neden muhtarımıza sahiplenmeyelim. Oğlum sakın sana gönderdim elektir sobasını geri çevirme ne olur inan ki içim senin o şekilde kalmana razı olmadı, sende benim bir evladımsın, sen her zaman bizlerin hatırını soruyor ve ihtiyaçlarım olan gıda ve kömürümüzü getiriyorsun.
Oğlum bizler senden razıyız, Allah da senden razı olsun. Allah ailenden razı olsun, senin gibi bir evlat yetiştirmiş.
Tabi şerife nine bir yıl sonra vefat etti, Allah gani ,gani rahmet etsin. Onun bir muhtarın sağlıksız şartlar içinde mahalle sakine yaptığı hizmet içindeki kötü koşullara yüreği dayanamayan bu şerife nineni bir mahalle muhtarına yaptığı bir fedakarlığını çevremdeki dostlarımla paylaşmak istedim. Hoş görünüşünüze sığınarak bu anımı sizinle paylaşmak istedim.Yüreği böyle iyiliklerle dolu olan,insanlarımızın sayılarını çoğaltsın. Büyüklerimin elinden küçüklerimin gözlerinden öpüyorum. Saygılarımı sunuyorum.
 Hasan  2010-10-07
  TİTRE KENDİNE DÖN;
 TİTRE KENDİNE DÖN;
Bir araya gelmekten itinayla çekinirler. Bir çay içmeyi bile, kendilerine reva görmeyen, bu liderler çay, kahve bahane gaye halkın sorunlarını konuşmak için bir araya gelmek ve o sorunların konuşması için bir ortamın oluşturmasını sağlamak. Halk sorunlar yumağına, çözüm beklerken, sorunlar yumağı git gide büyüyor ve çözülmeyecek durumlara gelmiş ve kitlenmiş bir vaziyet almıştır. Biri, birine teamülü olmayan, bu liderler, halkının sorunlarıyla ilgilenirimi Allah aşkına.
Ülkedeki halk, bin yıldır kendini Müslüman olarak biliyor ve o şekilde yaşamaktadır. Ne oldu da bu ülkede Müslümanlığı bu halkın yaşatmasına izin veril irmiyor, Esas bunun sebebi aranmalıdır.(Örneğin: Başörtü meselesi, çocuğunu bu topraklar için şehit veren anne, şehit oğlunun ödülünü, başı kapalıdır diye, garnizona alınmıyor. Çocuğu üniversiteyi birincilikle bitirmiş, diplomasını üniversitenin düzenliği törene gidip alamıyor. Eşi devletin bir resmi kurumunda çalışmaktadır, başı kapalı olduğu için kendisine o kurumun kimliği verilmiyor. Annesin başı kapalı olduğu için, askeri ve buna benzer okullara alınmıyor. Başı kapalı olduğu için hiçbir devlet kurumunda çalışamıyor. Ülkenin başbakanın eşi başı kapalıdır diye, askeri bir hasta hana de bir hasta ziyareti yapamıyor. Ver hâsıl başörtüler bunu gibi su dan dan sebeplerle, devletin çoğu nimetlerinden istifade etmiyor. Allah aşkına bana bir ülke gösterebilirimsiniz, o ülkenin öz be öz vatandaşı, canın pahasına sevdiği öz vatanında, inancından ötürü başı kapalıdır diye istediği gibi yaşamamaktadır. Bu layık kesim dediğimiz, bu insanlar, hangi açıdan bakarak, bunların öz iradeleriyle kendilerinin almış olduğu kararla karşı çıkarlar. Demokrasi, demokrasi diyoruz, bu insanımıza yapılan bu haksızlık, bu kavramın neresinde Allah aşkına, bunu biri çıkıp anlatması lazım bu insanlara. Hayvanlara gösterdiğiniz şefkati, bu insanlardan esirgiyorsunuz. Allah aşkına bir kendinize gelin, sizler Selçuklunun, Osmanlının ve Türkiye cumhuriyetinin çocuklarsınız.. Sizler dünyaya adaletiyle, hoşgörüsüyle ve kararlı dik duruşuyla örnek olan bir imparatorluğun ve bir devletin vatandaşlarısınız. Sizlerin büyüklüğünü ve tüm dünya ülkelerine örnek olacağını şu anki batı ve doğu ülkelerini liderleri takdir etmektedir. Çünkü sen büyüksün, büyük düşün..Eften püften sebeplerle, bir birimize kuşku gibi bakmayalım.Dış güçlerin bizim üzerimizde oyna cağı kötü senaryolara alet olmayalım.
Peki, ne yapalım bu insanları. Ve yahut bu insanlar ulusuna ne gibi kötülükler yaptı bunu halkımıza açık, açık açıklamamız lazım..Bu insanların günahı ne. )Beyler kendinize gelin, yeter bu insanlara, cumhuriyet kurulduğundan beri, bu halkla çektirdiğiniz zülüm ve cefa arşıâlâya yükseldi. Bu insanla özbeöz Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşıdır. Çünkü üstündeki kimlikte, Türkiye Cumhuriyeti yazmaktadır. Bu kimliği peki neden verdiniz. Kimse bu ülkede ki insanların yaşam biçimine karışamaz, Cumhuriyetin kurulmasından sonra, ATATÜRK batılı ülkelerin uyguladığı gibi demokratik bireyler (yani Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler yetiştirmek.) Başkomutanın düşüncesi buydu. Ülke insanına, dünyanın neresinde güzel bir şey varsa, onu ülke insanına layık görürdü. Başkomutan ülkesini nasıl her yönüyle kalkındırıp gece gündüz plan ve proje içine girerdi. Bir anını boş geçirmez ve ülkenin tüm mesellerine bir çözüm arardı. Savaştan yeni çıkmış bir fakir ve gururlu, onurlu bu devlet. Başkomutanın direktifiyle sık, sık toplantılar düzenleniyor ve ülkenin her yerine gidip ülkesinin kalkınması için konferansla veriliyor ve o halkının desteğini arkasına almaya çalışıyordu. İnsanını yaşam biçiminden ve inancından dolayı hor görmezdi. Köye gittiğinde, köylülerle beraber olurdu. Köylülere sizler bu milletin efendisisiniz diğerdi. Köylülerle birlikte bağ bahçe ve tarlada dolaşıp nasıl ürün alacağını onlara anlatırdı. Şehre de geldiğinde okula gider bir öğretmen olurdu, çocuğu tahtaya kaldırıp ona bazı sorular sorar ve bazı şeyler yazdırırdı. Halkıyla bir bütündü ve halkçı dır dır. Ülkesini daha ilerliye götürmek için ne gerekiyorsa, yaşadığı müddetçe çalıştı ve uğraştı Annesi Zübeyde hanım başı kapalıydı ve çocuğu olan ATATÜRK’Ü dini terbiye ile yetiştirdi. Hanımı Latife Hanım başı kapalıydı, Ailesinin bu şekilde giyinmesine karşı değildi ve hiçbir yerde de bu hususta hiç gocunmazdı. Ama mesai arkadaşları ATATÜRKÜ’N bu deha görüşünü kıskanırdı onu çekemezlerdi. Bazı geceler mesai arkadaşlarıyla, ülkenin sorunları hakkında tartışırlardı. Arkadaşları ATATÜRK’E sen hep haklı çıkartıyorsun kendini bu hususta bazı tartışmaları olurdu. ATATÜR büyük bir dahaydı. Bu ülkenin evlatlarına onu iyi anlatamadık, onun kurduğu partinin misyonu şu an sürmüyor. Zaten şu an bu partinin bu bankası olmasaydı, çoktan tarih olmuştu. Çünkü bu partinin ilk kurduğunda ki misyonunun devamı için değil, bu partinin malvarlığı arasında olan banka için, etrafındaki kişiler bu partiyi sahipleniyor. Yoksa bu parti ilk kurulduğunda ki misyonunu devam ettirmek için çalışılmıyor. Şu an bu parti ülkenin ilerlemesine ve kalkınmasına mani oluyorlar ve halkı germeye çalışıyor.
Cumhuriyet en önce, Osmanlı, Osmanlıdan önce Selçuklu devletleri de Müslüman dır dır. Ne oldu Bin yıl yaşayan bu halk, birden, bire Müslümanlığa düşman kesildi. Çünkü batı savaş meydanlarında elini bükemediği ve yenemediği bu ülkeyi, kendi içinden yıkmak istedi. Bunun da en güzel bir şekilde yapabilmeleri için, bu halkı bir arada tutan ve bunların din, dil, ırk, mezhep, renk cinsel gibi yaşam ve biçim faklılıklar içinde bile olsalar, biri birine tutkal gibi kenetlenmiş bu ulusu parçalamak için, elindeki kutsal kitabı yok etmek ve bu kutsal kitabın emrettiği vazifeleri bu halka yaşatmamak. Ancak bu şekilde olursa, bu ulusu parçalar ve yok edebiliriz. Düşüncesindeydiler.
Bu gün Çanakkale de yedi dövüle karşı, hürriyeti ve devletinin bağımsızlığı için savaşan, o zaman ki güç şartlar içinde ki bu ulus halkı, çok fakirdi ve askeri silah tutamayacak kadar sabi çocuklardan ve yolda yürüyemeyen yaşlı kadın ve erkek insanlardan oluşmuştu. O gün yedi dövüle savaşarak, gereken dersi vermişlerdi ve Çanakkale geçilmez mührünü vurmuşlardı. Başkomutan Mustafa Kemal ATATÜRK, o gün savaşan Mehmetçiklerin bir hususuna şahit olmuştu. Şöyle diyor, o başkomutan. Savaşta arka siperdeki Mehmetçik, ön saftaki Mehmetçiğin öleceğini gördüğü için, Mehmetçik ön safa geçmek için kimi koynundaki Mushaf’ı çıkarıp bir elinde süngüsü, diğer elinde musabını okuyor, kuran okuma bilmeyenler de dua okuyarak kendilerini ön safa atıyorlardı. Bu neferler kalbindeki imanın ve vatan sevgisinin vermiş olduğu güçle o gün Allah, Allah Sedalarıyla yedi dövüle galip gelmişlerdi, şimdi ne oldu da bu insanları bir arada tutmasını sağlayan bu inancı halkın yaşamasına müsaade edilmiyor. Birileri çıkıp bunu bu halka anlatmalı. ATATÜRK’Ü bu insanlara öcü gibi gösterip ve korku senaryoları çevirenlerin, esas maksatları ne, bunu bu ulusun halkı bilmelidir. Sanki cumhuriyet kurulurken, Amerikan gibi sağdan soldan ülkelerinden kaçan, toplama, karışık bir milletlerden oluşulmadı, bu ülke bin yıldır bu topraklarda şehidinin kanını döktüğü yerde, aynı inanç ve aynı duygu la yaşı yan insan anlar topluluğudur.
Yeter artık bu halk sizlerden çözüm bekliyor. Şimdiye kadar ülkede iltica ve p.k.k terör devlet için tehdit, gördünüz, bu hususta hiçbir şekilde bir ilerleme kat etmediniz ve ülkeyi yerinde saydınız, ülkenin enecisini gereksiz yerlerde sarf ettiniz. Bu halk dün nasıl bir arada kardeş gibi yaşıyorduysa, şimdide yaşamak istiyor, yeter kimse bu ülkeyi karıştırmak isti yen o taş orunların elini bu ulusun halkının üstünden çekmesini istiyoruz. Bu halk kardeşçe yaşamak istiyor. Sizleri seviyorum. Saygıyla ulusumun halkının önünde eğiliyorum. Sen büyüksün, büyük düşün. Titre kendine dön.

 Hasan  2010-10-03
  MUHTARIN NOT DEFTERİ;
 BİR MUHTARIN NOT DEFTERİNDEN;
1999 Yılındaki mahalli genel seçimlerde, oturduğu mahalleye ilk muhtar adayı olduğunu açıkladı. Sekiz muhtarlık adayı olarak, seçime girmişlerdi. Mahalle sakinlerinin büyük çoğunluğunun teveccüh oylarını alarak,kendi mahallesinin muhtarlık seçimlerini kazanmıştı. Kedi mahalesinin muhtarı olmuştu ve orda yaşıyan mahalle sakinlerinin sorumluklarını alarak onlara hizmet edeceğinin taaddütünü vermişti.
Önce mahalesini çok detaylı bir şekilde inceliyerek, ne gibi eksikleri var, onu not defterine kaydettikten sonra, hemen işe koyuldu.
1-Mahallenin tam ortasında büyük bir boş alan vardı. Bu alan o cıvardaki iş yerleri olan traktörcülerin, traktör araçlarının yükleme rampalarıyla doluydu ayrıca o bölge, inşaat harfiyatlarının döküldüğü molaz yığınlarıyla doluydu, bu molazların içinde bali çeken çocuklar ve sahipsiz köpekler barınağı haline getirilmişti. Tabi bu alan içinde oluşan karanlık işler, mahalleyi korkutuyor ve geceleri mahalle sakinlerinin can güvenliklerini tehdit ettiği için bu bölgeden mahalle sakinleri güvenli bir şekilde geçmelerine mani olunuyordu.Mahalle sakinleri geceleri bir birlerine bu yüzden misafirliğe gidemiyorladı. Bu bölge korkunç bir yerdi. Bir an önce güzel bir hizmet alanı olmayı bekliyordu.
İlk olarak muhtar bey bu bölgeyi , bağlı bulunduğu belediye yetkilileriyle istişare ederek, bu bölgeye büyük bir aile parkı yaptırdı. Bu park içine bir adet Muhtarlık Ofisi,Mahalle sakinlerinin spor yapabilmeleri için koşu ve yürüme park turları ve yolları, Çocukların oyunacağı üç çocuk parkı, on sekiz adet ailelerin oturmaları için üstü kapalı kamelyalar, büyük ve orta yaşlı insanların voleybol ve basketbol oynuyacağı , etrafı yüksek çelik terlerle kapalı alanlar, büyük insanların her sabah spor yapa bilecekleri için çok elemanlı fitnes aletleri koydurttu, parkın içinde büyük bir şeraleli havuz ve ayrıca bu parka arabalarıyla uzaktan gelen halk için yüze yakın bir oto park yeri yaptırdı.
2-Mahallesinin kuzey ve doğu cephesindeki iki cadde civarında oturan ailelerin, şehir merkezine gidip gelmeleri çok proplemli olduğu için, bu cıvarda oturan sakinlerin şehir merkezine gidip gelmeleri çok güç şartlar altında yapmaktaydı. Çünkü bu caddelerden şehir merkezine araç gidip ve gelmiyordu. Bu sefer mahalle sakinlerinin bu ulaşım proplemini muhtar olarak, büyük şehir belediye başkanıyla görüştü,büyük şehir belediye başkanı çok muhterem bir insan, muhtar beyin bu mahalle sakinleriyle ilgi olan o talebini, en kısa zaman içinde bu caddelerden bir münübüs hatını geçirerek bu cıvarda oturan vatandaşların mağduriyetini gidermiş oldu. Şu an bu cadde cıvarında oturan mahalle sakinleri, şehir merkezine gidiş ve dönüşünü güvenli ve huzurlu bir ortamda yapmaktadırlar. Muhtarlarıda bu konumdan mutlu.
3-Mahallesinde yeni moderen sitelerin çok olduğu için, mahalle sakinlerin araçları olanlarının park sıkıntısı vardı. Bu durumuda bağlı bulunduğu belediye yetkileriyle istşare ederek, mahallesinin önemli yerlerine yedi adet oto park yeri yaptırdı. Aracı olan mahalle sakinlerinin araçlarını daha rahat ve güvenli bir şekilde park etmelerini sağladı.
4-Mahallesinin büyük bir kısmı, çok karanlık ve aydınlık olmuyan yerleri vardı. Mahalle sakinleri olarak gece bir yerden bir yere korku içinde gidiyorlardı. Mahalle sakinlerinin bu sorununuda,bağlı bulundukları medaş kurum yetkilileriyle yaptığı istişare neticesinde, mahallenin sokak lambalarının yerlerini, yenide dizayn edilerek, mahalle içinde hiç bir karanlık yer bırakmamaya özen göstermiş oldu. Şimdi mahallenin her yeri pırıl pılıl sokak lambalarıyla aydınlanmaktadır.
5-Mahallesinin doğu cıvarından geçen büyük bir cadde vardı, mahalle sakinleri caddenin karşıdan karşıya geçmekte çok güçlük yaşamaktaydı, bazen trafik kazalarına sebep oluyorlardı. Mahalle sakinlerinin bu konumun daki sorununu, Büyük Şehir Belediye Başkanıyla görüşerek, ve mahalle sakinlerinin bu sorununu ileterek, sağolsun Büyük Şehir Belediye Başkanı hemen o proplemli yerin belediyenin yetkili kişilerine incelettikten sonra, müsbet bir kara aldıktan sonra o caddenin iki yanına iki adet butonlu trafik lambası koytuytarak, mahalle sakinlerinn caddeden karşıdan karşıya güvenli bir şekilde geçmelerini sağlamış oldu.
6-Mahallesinde açılmıyan sokaları vardı. bunuda mahallenin kırokisinde ki şemasında bulurdunuz ama böyle bir sokak mahallede bulamazdınız. Bu sokakları tespit ettirerek yine bağlı bulunduğu Belediye yekili kişileriyle istişare kurarak, bu sokakları açıp ,kilitli parke döşüyerek halkının hizmetine sundu.
7- Mahallesinin bir sağlık ocağının yapılması, mahalle sakinlerinin büyük bir kısmının, muhtarlık kurumundan istenen talepleri içindeydi. Çünkü tüm sağlık ocakları mahalleye çok uzaktı, mahallesinde çok yaşlı insanları vardı ,bunlar hastalarına iğne yaptırmak ve hastalarının doktor muayene durumlarında çok güç şartlar için hizmet almaktaydılar. Bu durumuda bağlı bulunduğu Belediye Başkanıyla görüştü. Sağolsun Belediye Başkanı, mahallesinde uygun bir yer varsa ve ayrıca bir hayır sever bulursak bu mahallenin isteğini en kısa zamanda gerçekleştiririz dedi. Bağlı bulunduğu Belediye Başkanı bu sağlık ocağı için, il sağlık müdürlüğüyle görüşüp olumlu bir yanıt alınca, mahallede sağlık ocağının yapılmasına uygun bir yer bulundu, bu yerin yarısı Belediyeye ait ve diğer yarısı o mahallede oturan mahalle sakinlerine aitti. O arsada hissesi olan vatandaşlar, hiselerini belediyeye bağışladılar ve belediye Başkanımızda, bu yerde sağlık ocağının yapılmasına karar verdi. Belediye başkanımız sağlık ocağının yapımını üstlenen ,bir hayır sever bularak ve mahalle sakinlerinin maddi ve manevi yardımıyla ,bir yıl içinde bitirdi, 14 HAZİRA 2010 yılında hizmete konuldu. Şu an aile hekimliği olarak mahalle muhtarının sakinlerine canla başla hizmet vermektedir.
8- Yaptığı parkın kuzey ve güney kısımına, belediyemizin koski müdürlüğüyle görüşülerek, bu alanlara iki tatlı su çeşmesi koydurdu.Şimdi mahale sakinleri tatlı içme suyunu bu çeşmelerden karşılamaktadır.
9-Mahallesinin eksik kalan kanalizyonlarını bitirmeye çalıştı.
Bu hizmetleri muhtar olduğu 1999,2004 ve 2010 yılları içinde gerçekleştirmeye çalışmış muhtar bey. Mahalle sakinleri muhtar beyin hizmetlerimden çok memnun, çünkü devletin halkına ilk buluşmasını sağlıyan kurumların başında, muhtalık kurumları başta gelmektedir. Muhtar bağlı bulunduğu mahalle ve köyün halkını yakinen bilir ve tanır. Ayrıca bağlı bulunduğu yeri iyi bildiği için nereye hangi yatırımın yapılmasının kararının sağlıklı olacağını bilir. Mahallesinin hangi yerinde ne var ne yok iyi bilir ve iyi analiz eder.Onun için muhtarlıklar devletimizin içinde iyi bir konumda yer almaktadır. Devletimizin büyük kurumları bilgi alış verişinde , muhakkak bu muhtarlık kurumların bilgi ışığı olmadan, bir karar veremezler. Muhtarlıktan danışmadan verilen kararlar bazen tartışmalı kararlar olur ve buda sağlıklı bir karar olmaz. Devletimizin hangi kurumu olursa olsun, bir yatırım veya bir hizmet yapmak istiyorsa, muhakkak o bulunan mahallenin muhtarının bilgisine baş vurması lazımdır, muhtarın bilgi ışığında eğer o hizmet yapılırsa, o yatırım hem ordaki halkı memnun edecektir, hemde o kurum o harcadığı parayı yerinde harcamış olur ki, bu durumdan hem devlet kazançlı olmuş olur hemde o yatırımın yapılan yerdeki insanlar mutlu olur. Ama bazen bu kurumlar muhtarlık kurumlarına danışmadan, bazı hizmetleri devre koyuyorlar Bir bakıyorsunuz devletin yaptığı hizmet ,yerinde yapılmadığı için, bir kaç ay sonra o eser ortadan kalkmış başka bir yatırıma dönüşmüş. Eğer muhtarlıklara yetki verilse, muhtarlar kendi mahalle ve köyüne en iyi hizmeti vereceğimden kuşkum yoktur. Tabi görevini iyi yapana muhtara, devletimiz ve milletimiz muhtarın iyi hizmetinden dolayı tartif eder ve ödünlendirir. Eğer görevini kötüye kullanmışsa muhtar gerekli cezaya çaptırılır.
Demek istediğim devletin tüm kurumlarındaki çalışan insanlar, gerçek bulundukları görevin hakkını ve oturduğu masanın hakkını verirlerse işte o zaman devlet her yönüyle yükselir ve içindeki insanlar mutlu olur. Ülkemizdeki tüm nimetler , tüm insanımıza adaletli bir şekilde pay edilirse, hiç bir ülke insanımız aç ve çıplak kalmıyacak, yeterki Devletimiz insanına, ülke insanlarıda devletine güvensin. Bizlerin bizden başka dostu yoktur. Birlikte kuvvet doğar. Allah birliğimizi ve dirliğimizi bozmasın.Ülke insanları olarak istediğimiz bu değilmi. Hepinizi seviyorum,hepineze saygılarımı sunuyorum.
 Hasan  2010-10-02
  BU MUTLU GÜNÜMÜ SİZİNLE PAYLAŞMAK İSTEDİM;
 Bu gün pazartesi, aylarda eylül, saat yine dokuz buçuk oluyor.
Mahalle sakinlerimden biri muhtarlık işleri için, muhtarlık bürosuna geldi. İsmi Gül hanım, uzun zamandır çocuğu askerden gelmiş, iş bulamamış ve evde bu durumda bazı tatsız olaylar yaşamaktadır.Çocuğun ismi Halit gerçekdende yakışıklı ve durus bir genç. Bu çocuk için ailesinden annesi Gül hanım benden bir iş çocuğu halit için istemektedir.
Muhtar olarak, mahalle sakinim olan Gül hanıma baktım, ne yiyeceğimi bilemiyordum.
Gül hanım, biz muhtarların, ellerinde bir çok yetki var biliyor, hangi kuruma telefon açtığım zaman hemen o işler bir an yapılr, biliyor. Halbuki kim muhtarı dinliyor ki. Zaten elinde avucunda bir yetki kalmamıştır ki. Ama bunu Gül hanım bilmiyordu, çok ısrar ederek,muhtarından çocuğuna bir iş bekliyordu.
Tabi onun ümütlerini boş çıkarmamak için, bir kaç iş yerine telefon ettim. Malesef açtığım telefonlar boş çıktı. Bu çocuğa ne yapabilirim çok uğraştım, bir etli ekmekci fırına telefon ettim. Etli ekmek fırınını çalıtıran, Cafer usta evelden beri bir hukukumuz var. Muhtar olarak her öğle ondan etli ekmek sipariş ederdim. Bu sefer etli ekmek değil, mahalle sakinim olan Gül hanımın çocuğuna bir iş istiyecektim ondan. Hemen telefon açtım, konuya girdim, Cahfer usta dedim, ben muhtar,senin fırında çalıştırmak için bir elaman istermisin dedim. Cahfer ustada şaşa kalarak hayırdır Muhtarım bu elaman ne oluyor hayırdır. Dedim Cahfer usta bizim mahalle sakinlerinden bir hanım çok zor durumda, bunun çocuğuna hemen bir iş bulmamız lazım, yoksa kadın cağız çok zor durumda kalmaktadır. Tabi durumu daha öncede kendisine teferuatlı bir şekilde anlatınca, kendisi dedi muhtarım zaten bu sıralarda işler durgun, ben ancak kendimi yetinecek kadar bir kazanca sahibim, yanlız benim bir otomobil servisi olan bir arkadaşım var, o bu sorunumuzu yerine getirir sanırım. Hemen fırıncı arkadaşını aradı ve ona durumu tefaruatlı bir şekilde anlatınca, o Gül hanımın çocuğunu işe aldı, hemen iki gün sonra sigortalı bir şekilde işe başlamış oldu.
Tabi gül hanım çok sevinçliydi, muhtarlığa teşekkür etmek için geldiğini söyledi, ve şimdide ben çocuğuma sütü temiz bir kız arıyorum dedi. Tabi ben muhtar olarak, mahalle sakinim olan Gül hanımın yüzünü güldürmüştüm ve ben de onun gibi mutluydum. Bu mutlu günümü değerli okurlarla paylaşmak istedim.
Saygılarımla.
 Hasan VAROL  2010-09-22
  HAZARDA TER DÖKMÜYEN, SAVAŞTA KAN DÖKER;
 Beyim beni dinler misin;
Sen güney ve doğu Anadolu ya,hiç geldin mi,her hani bir evde misafir oldun mu.Geceleri kim gelip kim gidiyor,bir gözlerinle keşke bir görseydin.
Kışın misafir olsaydın,herhangi bir haneye,bu mevsimde ne zor şartlar altında,yaşıyor bu insanlar..Hastası var çaresiz kalmış,ne yapacağını bilmiyor şaşırmış vaziyette çocuğuna göz yaşlarıyla bitkin,çaresiz göz göze gelişleri var ya ;
Evleri kerpiç toprak, üstü bir iki metre kar var.Dam kenarlarından sarkmış buzlar.
Çocuk okuldan yürüyerek gelmiş yırtık papuçlarıy la ve yırtık yamalı pantolonuyla. Karnı aç ,görünüyor ki bir şey yememiş.Tencere ocak üstünde boş kaynıyor,mutfağında yemek yapacak bir zahiresi yok .
Oğul bir damı mercefeyle küreyiver, yoksa üzerimize dam çöker.
Çocuk okuldan yorgun ve aç halde, dama çıkar,mercefeyle evin damının karını kürer ,akşama kadar .
Baba ahırdaki hayvanlarla ilgileniyor, oda hayvanların yemleri, bitmek üzere, şaşkın bir vaziyette, sağa sola bakmakta, bitkin bir şekilde, hayvanların yemini düşünmekte.
Kış olunca kasabaya ve şehir’e hiç bir vasıtaya la inilmiyor ki, çünkü yollar kapalı.
Yeni yapılan su çeşmeleri donmuş, köye bir kilometre uzaktaki dereden su taşırız, yemek ve banyo yapmak için.. Bazen eşekle getiririz, bazen terazili su ağaçlarını omzumuza atıp,ağaç’ın iki kancalı zinciri sallayıp, kovaları bu kancalara geçirip,su kovaları pargaçlarını kaldıran, ağacı omuzlayıp bir kilometre yoldan eve su getiririz.
Bir oda tüm aile fertleri gece yatar, çünkü diğer odalar çok soğuk olduğu için, yaza kadar başka odalarda ne oturulur nede yatılır.
Bu hayat bıktırıyor insanları, İklimi kışın çok sert geçer ve uzun sürer. Altı ayı kış,iki ayı yağmurlu ve dört ayı çamurlu olur bu bölgeler..
Şairin biri ,bir şiirinde şöyle söyler.
Kargadır kuşumuz
Altı aydır kışımız
Kargadır kuşumuz Çorti dır aşımız. Karlı dır yollarımız, Soğuktur sularımız, Çileli dır hayatımız.
Fakirlik kokar her yanımız.
Yarına ümitle bakamazsın, çünkü aydınlık günler bize çok uzak.
Haritada Türkiye sınırları içindeyiz, ama bizleri ne soran var, nede bir gelen olur.Bazen muhtar gelir bize,oda askere gideceğimi bildiren bir belgeyi, bana değil babama verir. Muhtar.. Hüseyin ağa gözün aydın çocuğun askerlik celp kağıdı gelmiş , Acemi yeri,Kütahya havacı olarak askerlik yapacak.Yine güzel bir memlekete gidiyor, haydi hayırlı olsun.
Çocuk tabi bu hayattan kurtulmak için, bir an önce askere gideyim.
Üstüm başım şöyle güzel bir elbise görsün. Güzel bir memleket görürüm diye sevincinden, sabahlara kadar uyumaz. Çünkü buralarda hayat çok zor şartlar altında devam etmektedir.
Oralarda karnım aç kalmaz, bizim buralarda yemek öğünleri yok, duydum ki , oralarda üç öğün yemek yerler.
Babam zaten işsiz, eli avucunda bir şey yok.Onun hiçbir zaman harçlığı olmadık ki.,benim olsun. Bazen yavrulayan, ineğimizin, sütten kesildiğinde,mecburen kasaplara satar, birkaç kuruş cebine koyardı.
Beni arkadaşlarım kendilerince bir merasim düzenleyip, beni otobüsle askere yolculardı lar
. Kütahya iline indim. Baktım bazı askeri izi batlar garajda geziyorlar, onların yanına gittim. Dedim izi bat bey, ben köyümden , havacı olarak askerliğimi Kütahya da yapacağım, ama bu birlik nerede olduğunu bilmiyorum. Sağ olsun onlar beni askeri araca bindirip birliğime teslim ettiler. Hemen beni yemekhaneye götürüp başımı sıfıra vurdular, asker üniformalarımı giyindim,aman ne yakışıklı oldum dedim,kendime biraz üzerime bol oluyor, oda olsun, bari üzerim bir giyecek elbise gördüm, memleketimde bu imkanlarım bile yoktu, Allah devletimize zeval vermesin, bizi insan yerine koydu,bizimle ana babamız gibi ilgileniyor. Arat yemekhanesine bizi götürüp,bir süre için bir valiz giyim eşyası verdiler,bizleri birer manga şeklinde, eratların banyo yapılacak yere götürdüler, her kez sırasıyla güzelce yıkandı ve verilen temiz iç çamaşırımızı giyindik. Kendimizi askerde daha güvende ve asker arkadaşlarımın arsında daha sıcak bir ortamda hissediyordum. Kavuşumda ranzamın üstünde bir kara denizli bir arkadaşım vardı. Beni çok severdi, ben onun konuşmalarına gülerdim, oda benim konuşmalarıma gülerdi. Ama bir birimizi bir kardeş gibi severdik. Ona memleketinden bir paket gelse, benim hakkımı ayırır ve uygun bir zamanda beni yanına çağırıp, o hediyemi bana verirdi. Bazen onu üzgün görünce onun yanına gidip, kardeşim Tamer neden üzülüyorsun, çoksa memleketten bir kötü haberimi aldın. O kardeşim sılayı hatırladım, Fadime yi özledim, be kardeşim ilhamı olur böyle şeyler, sen kendi keyfine bak., benim bu durumuma üzülme, olur böyle şeyler söylerdi.
Bizim memonun oğlu Nevzat askerden kaçardı,bana İlhami askerlik çok zor diğerdi.Tabi onların durumu çok iyi di,her gün misafirleri gelir, her bayramı bayram gibi yaşarlardı.Memo çocuklarını çalıştırmaz ,hizmetçi tutar , hizmet ci tüm işlerini görürdü.Bizler on iki kardeş bir tek işsiz babanın eline bakardık.
Okula giderdik yamalı paltolun ,Trabzon lastik aya kabı, çanta yok defter ve kitabımızı elimize alırdık.Okulumuzda çoğu dersimiz öğretmen olmadığı için boş geçerdi.Her bir üst sınafa geçtiğimizde,öğretmenleri bir görürdük,daha sonra görmez dik.Ya rapor alırlardı, kimi de adamını bulup büyük şehirlere tayınını alır giderlerdi. Babamızdan daha çok, öğretmenler den korkardık. Babamız okula geldiğinde, öğretmenin huzuruna bizi çıkarınca babam öğretmene hocam çocuğumun eti senin kemiği benim diğerdi.
Bizler okulları böyle bitirdik. Ama üniversite imtihanları için başka ilere , ailemiz bir sürü para masraf ederdi, gittiğimiz ilde üniversite sınavına girerdik,o sınavıda kazanamazdık.Sanki kazansak ta ailemiz okutacak durumları varmıydı, oda yoktu.
Hiç unutmam bir gün teknik resim öğretmeni bir çizim ödevi verdi bizlere, öğretmenimiz bu çizim ödevini en kısa zamanda çizip bana getireceksiniz dedi.
Bizim evde elektrik yoktu ,gaz lambalarıyla evi ışıklandırırdık.Bu çizimi yapacağım ne masa vardır,ne kalem,ne kağıt o gün öğretmenimden çok azar işittim.
Hayatımızın her devresi acılarla geçmiş, ben hangisini yazayım ki.
Çaresizlik çok zordur be; insanı hayatından bezdiriyor.
Hayatımızın ne çocukluğunu ne gençliğini ne evlendikten sonra evlilik hayatımızı , hep çile,zahmet ve dertle dolu bir hayat yaşadık.
Bir gün siz ,siz olun, doğu anayolunun bir köyünde bir haneye misafir olun, korkmayın oranın insanları çok sıcak kanlı ve misafir perverdir .Yemez yedirir sizi, altındaki döşeği bile size verir kendi yerde yatar.Bu durumu kendi ailesi için onur telaki eder.
Orada yaşayan insanların ne sıkıntılar, çaresizlikler içinde günlerini geçirdiğini göreceksiniz .Bilmem devletimizin büyükleri biliyor mu bunu. Devletin bir bakanı ve yahut bir milletvekili yöremize geldiğinde, tabi altında özel şoförü lüks bir arabayla gelirler. Bize yakın ilinde beş yıldızlı otelinde kalarak, oradaki insanların, durumunu, validen öğrenmek istiyor. Halbuki hükümetin bu saygın kişileri, yöremize geldiklerinde, bizlerin durumunu öğrenmek istiyorsa, kendisinin görev ve makamını açıklamadan, her hangi bir eve misafir olur, ve halk arasında bir müddet böyle yaşarsa, o yörenin tüm kesimleriyle bire bir görüşürse, işte o zaman hükümetimiz bu bölgelerdeki insanlarla bire bir temas kurduğu için, bu bölgelere hükümetçe ne gibi tedbir alacağı, daha sağlıklı olur, ve yerinde alınmış iyi bir karar olur. O yörede yaşayan insanlar, o ilin valisini göremiyor ki. Vali görse ne yapacağını ve nasıl davranacağını bilemiyor ki.
Geçenlerde başbakanımız ve genel kurmay başkanımız, hudutlardaki bazı karakolları ziyaret ettiler. Hatda önce bu karakollar hakında kendisine çok bilgi verildi, ama kendilerinin bu karakolları ziyaret etmeleri, oradaki personelin ne zor şartlar altında, bu ıssız ve arazi şarları dağlık ve soğuk olan yerlerde bu Mehmetçiklerin görev yerini görünce, kendisine daha önce verilen bilgilerle karşıladığında, çok şeylerin bilinmediğini ve bilgi kirliği altında, oraya yapılan yatırımların, yetersiz olduğunu görünce, hükümet üyelerin , oralara yaptığı gezi neticesinde, anakarada oralar için alınan kararlar dehada sağlıklı olmuştur. Alınan kararlarda oralarda görev yapan güvenlik kuvvetleri bundan sonra, profesör orduya geçmek ayrıca bir çok karakolların, patlayıcılara karşı dayanaklı olarak yapılmasına başlandı.( Hazarda ter dökmeyen, savaşta kan döker;)
Bizler terörle anılmak istemiyoruz, bizler fakir olabiliriz, bizler yoksul olabiliriz, onurumuzla yaşamak isteriz. Devletimize kurşun çekenlerle bizleri bir tutmayınız Bizler şerefimizle ve onurumuzla ölmek isteriz, böyle ölüm geride bırakacağımız ailemiz için en güzel bir miras ahtı ederiz.
Bizler tarihi temiz, onurlu milletlerin evladıyız, bu onur parayla pulla alınmaz, bu dünyada herkes istediği gibi yaşar, güzel yaşamak için çok kutsal değerlerini kaybeden, insanlar gibi olmak istemiyoruz. Burada yaşadığımız hayat eğer bizlerin , kaderiyse seve ,seve bu olumsuz koşularda ki hayata devam ederiz. Ama asla onurumuzdan taviz veremeyiz..
Yeter Allah aşkına, bu şehit tabutlarını görmek istemiyoruz.. Buna biri dur demeli. Yeter kendi kendimizi , eften püften sebeplerle yok etmeyin. Hepimiz bu vatanın çocuklarıyız. Bizleri biri birine düşüren sebepler nedir. Ancak bizler birimizi anlarız. Ancak bizler biri bimizin kahrını çekebiliriz. Aynı dalgalanan al bayrak altıda , aynı vatan toprakları üstünde, aynı dinin inancına mensup , ayını kutsal kitabımız(Kuran’ı kerime) inanan, aynı dili konuşan , bir ülke insanıyız.. Birimiz Türk, birimiz Kürt, birimiz Çerkez, birimiz Laz, gürcü ve seyre bir çok ırktan insan olabiliriz, ama bizler Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şemsiyesi altında yaşamaktayız. Onun için devletimiz çok büyük , ve onurlu bir devlettir. Bizler hep birlikte, tarihte ne büyük zaferler kazandık, bunlardan biri olan Çanakkale geçilmez dedik, yedi dövül devletleri biz dize getirdik., ve onlara büyük kayıp vererek, bertaraf ettik, şanlı al bayrağımızı yere düşürmedik. Bunu hep birlikte bu zaferi kazandık.
Baş komutan Mustafa Kemal ATATÜRK, bu savaştaki, bir durumu bizlere şöyle akset iriyor, savaş esnasında , arkadaki safta çarpışan askerler, öndeki saftaki askerlerin şehit olacağını , ve öleceklerini bildikleri için , kendilerini bile ,bile ön safa geçmek için kimi koynundaki Mushaf’ı çıkarıp bir elinde süngüsü , diğer el,inde musabını okuyor, kuran okuma bilmeyenler de dua okuyarak, kendilerini ön saftaki şehit düşen askerlerin yerini alıyordu, ve bu düşmanla çarpışıyordu. İnandım ki bizim ordu gibi bir ordu, dünya devletlerindeki ordularda olmayan bu inac , bizim orduda vardır. Bizler diğer devletler gibi, savaşı sevmeyiz. Ama ülkemize göz diken düşmanlarda, kanımızın son damlasına kadar, çarpışır, o devletlerinde hattını iyi bildiririz. Tarihimiz böyle şanlı sayfalarla doludur. Böyle ordularla dosta güven, düşmana korku veririz.
Yine bir Erzurumlu amaca nün bu Osmanlı son devrindeki , Osmanlı ordusuyla ilgili, bir hikayesini anlatmaktan vaaz geçemeyeceğim.
Erzurumlu amca diyordu ki evlat, eskiden her taburun bir müftüsü olurdu. Müftü zabitlerin yanından geçtiğinde, zabitler hep birlikte ayağı ya kalkar, müftü bey, selamı aleykum diyerdi. Zabitler hep birlikten Ve aleykum müsalam diyenlerdi. Müftü oradan uzaklana kadar, zabitler göz takibi yapıp oturmazlardı.,müftü ta kendilerine çok uzak olduğu zaman, zabitler hep birlikte oturur, askeri konuşmalarına devam ederlerdi. Ordumuzda bile gerçek din adamlarına saygı vardı. Onların nasihatlerini dinler ve aralarında askerimizin hal ve tavırlarını kontrol ederlerdi. Esas disiplin o zaman askerlerimizin içinden gelen , ast ve üst ilişkileri böylece her kez, durumunu böylece muhafaza ederdi.
Yine bir zabitin nöbetçi olduğunda, başından geçen bir anısını yazıyorum.;
Bir gün yüzbaşının biri, nöbetçi askerleri kontrole çıkmış. Birkaç nöbetçi kulübesini ziyaretinden sonra, bir nöbetçi kulübesini görüyor, yüzbaşı bakıyor ki bu kulübenin nöbetçi askeri yok. Yüzbaşı nöbetçisi olmayan kulübenin yanına gidiyor, ne görsün, nöbetçi asker silahını kulübeye dayamış, kendisi ise ortalıkta yok. Yüzbaşı kendi kendine diyor. Bu kulübede ki nöbetçi askerin silahını alayım, nöbetçi asker nerde olursa olsun, kulübeye gelir bakar silahı yok, nöbetçi amirliğine gelir, kendisine ait silahın burada olup olmadığını biz nöbetçi heyetine sorar, bende o nöbetçi ere ne sebeple bu nöbetçi kulübesinin terk etiğini ona sorarım.,makul mazereti bir sebepse, kendisine silahını veririm diğer. O an elini uzatır nöbetçi askerin silahını almaya, bir bakar ki, elini uzattığı silah, ayağa kalkar, üzerindeki kapak takımlarını bir iler, bir geri ,şıkırdayıp durarak , sanki piyade Kırıkkale silahın gözleri varmış gibi, bir sağa bir sola hareket ederek, beni yanına yaklaştırmadı. Zabit yüzbaşı diyor o an çok korkmuştum, erin nöbet kulübesinin yeri meskun ve sessiz sakin bir yer, hiç bir kimse yoktu. Hemen geri çekildim, nöbetçi heyetine durumu intikal ettirdim. Oradaki zabitler temkinli bir şekilde bu duruma yaklaşmak istiyorlardı.. Nöbetçi amiri olan, binbaşı nezaretinde, beş on kişi, nöbetçisi olmayan kulübeye geldik. Binbaşı, yüzbaşıya döndü, hani durum anlattığın gibi değildir dedi, ve o esnada binbaşı elini silaha uzatır uzatmaz , silah tekrar ayağı ya kalkar, kulübeye gelen nöbetçi heyetini, yarım daire şakilinde , nöbetçi kulübe önünde, sağa sola hareket etmeye başlar, ere ait silah, nöbetçi heyetini kulübeye yaklaştırmasına mani olur. Böylece binbaşı ve nöbetçi heyetini geri çekilerek, binbaşı söyler,arkadaşlar bir sağa sola dağılın, bu asker muhakkak burada bir yerdedir muhakkak onu bir ariyalım diyor. Tabi zabitler sağa sola dağılarak, bu nöbetçi askeri aramaya başlarlar. Bir bakıyorlar ki asker bir dere kenarındaki ,bir kaya parça üzerinde namaza durmuş. Tabi bu nöbetçi heyeti bu askerin namaz kılmasını beklerken, asker sağa soluna selam verip, bir mahcubiyet halinde , nöbetçi heyetini karşılar. Tabi nöbetçi amiri binbaşı, askere, oğlum iki ibadet bir arada olmaz. Nöbet tutmakta dinimizce kutsal bir ibadet yerine geçer. Neden nöbet kulübesini terk ettin. Nöbetçi er komutanım, nöbet esnasında , ihtilaf (Cünüp)oldum, ben o şekilde nöbeti tutamazdım, bu derede suyu görünce, bir boy abdesti aldım, İki rekat namaz kılıp, nöbetimin başına gidecektim. Tabi binbaşı elini, erin başına götürerek, oğlum sen san maki, nöbet yerin sahipsiz, orayı Allah bekliyordu, ve bizler nöbet kulübesinde senin olmadığını görünce, silahına elimizi uzattığımızda, silah ayağı ya kalkarak, bizleri nöbet kulübesine yaklaştırmadı.. Asker heyetle birlikte nöbet kulübesine geliyor, ve nöbetçi er ,elini silahına uzatıp silahını alıyor ve nöbetine devam ediyor. İşte o zamanki ordumuzun ahvali ve iman kariyer durumu buydu, ordumuzun askerleri, fakirdik, yoksulduk ama onurluydu,kendi aramızda bir birimize karşı olan tavrımız kuzu gibiydik, ama düşmana karşı birer aslan gibiydik. Elimizde silahımız ve ağzımızda Allah’ı zikrederdik. Cepheye Allah yiyerek, savaşıyorduk. İşte bu hiçbir orduda olmayan bu savaşa gidince yeri gökleri bu Allah Sedalarıyla, düşmanın cesaretini kırar ve onlara büyük kayıplar verirdik. Ondan sonra bu Allah sedaları o zamandan beri askerimizin, tatbikatlarda ve savaşlarda içten gür sesle söylediği düşmana karşı bir haykırmasıydı. Şimdide aynı Allah sedaları ordumuzun askeri iç talimatnamelerinde yerini almıştır.
Şimdi de şu an, ordumuzun içinde olan bitenler , ülke insanı olarak, çoğumuzu üzmektedir. Eğer böyle komutanlar varsa, inşallah ülke için, böyle kötü senaryolar çevirmemişlerdir. Onların dediği gibi ülke idarecileri için düzenledikleri bu kaos senaryolar savaş oyunlarıdır diyorlar.. İnşallah öyledir, ama eğer bu ileri sürülen iddialar doğruysa, bu şahısların ordudan bir an önce ayıklanması lazımdır. Hiçbir kimsenin haddi değildir. Bu ülke ve bu ülke insanın hakkında, böyle kötü senaryolar ne düşünebilir ne de yapabilir.Bu iddialar bu şerefli ordumuza yakışmaz., Türk iyemizde ki bağımsız mahkemeler bu hususta gerekeni yapıyor. Bizlere de bunu sabır ve sakin içinde takip etmekteyiz . Türkiye cumhuriyeti sahipsiz değildir. Kimsede bu ülkenin , yalnız sahibi bizleriz diyip ortaya çıkmasın. Çünkü bu ülkenin sahibi, bu ülke içinde , olan tüm kurumlara aittir. Bunu bir kurum üstlenemez.
İnşallah en yakın zamanda ülkemizin üzerinde dolaşan bu kara bulutlar bir an önce, geçer. Ülke tekrar eskisi gibi barış ve huzur içinde olmasını dileyerek, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 'Bakalım Mevla neyler neylerse güzel eyler'
 Şenay   2010-08-27
  MUHTAR DERTLİ
 KANUNUN İSMİ VAR, KENDİ FİYASKO;
Biz muhtarlar ,bu yeni düzenlemenin bir an için devre girmesini beklemekteyiz. Bu durumu daha fazla beklemeye tahammülümüz kalmadı.
Muhtarların özgür haklarıyla ilgili, bazı yeni kanun çıkacaktı, tüm yazılı ve görsel medya, bu haberi kamuoyuna, bundan böyle muhtarlar sekiz yüz lira maaş alacaklar ve bağ kurunu devlet kendi ödeyecek diye yazılar yazdılar.
Ama netice fiyasko çıktı, şu ana kadar bu hususta bir gelişme yok. Sağ olsun dernek başkanlarımızda uyuyor. Toplu olarak meclise gidip bu muhtarların bu yeni kanunla ilgili durumu ne aşamada, bunu meclisteki milletvekillerinden öğrenip ve tüm muhtarlara açıklamaları gerek, maalesef bu hususta yapılmamaktadır.
Ne olacak bu muhtarların hali, Allah aşkına ilgililere sesleniyorum.
İlgililer her sıkıntılarında, biz muhtarlara mektup yazıp ve kendi sıkıntılarında biz muhtarları yanlarında olmamızı bizlerden beklemektedirler. Bizlerde devamlı olarak onları yalnız bırakmadık hep yanlarında olduğumuzu gösterdik. Şimdi sıra bizde, bu gün muhtarlar çok zor günler geçirmektedir. Bizlerin bu sıkıntımızda idarecilerimizi, biz muhtarların yanında görmek istiyoruz.Ya biz muhtarlar şu an maddi ve manevi sıkıntı çekmekteyiz. Bu devleti idare eden, idarecilerimiz neden bu sıkıntımızı görmemezlikten geliyorlar. Hep kendilerini düşünürler. Devletimiz biz muhtarlara ne görev verdi ise, elli üç bin muhtar olarak verilen o görevi, elimizdeki imkansızlıklara rağmen, canla başla yerine getirmeye çalıştık. Bizlerin parolası ülkemizin kalkınması ve insanlarımızın refah ve huzurunun iyi olmasıdır. Biz muhtarlar her zaman halkımızla sorunlarını yüz yüze konuşarak çözmeye çalışırız. Biz muhtarlar, büromuza gelen halkımızı, elimizden geldiği kadar memnun olarak büromuzdan ayrılmalarını sağlamaya çalışırız.( VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT) Devletimizin muhtarlara verdiği, yetkiler içinde, bizlerde elimizden geldiği kadarıyla, halkımızın sorunlarını çözmeye çalışmaktayız. Şimdi devletimizin, ilgisiz ve duyarsızlığı yüzünden, muhtarlıklar çalışamaz duruma gelmiştir.
Bizlerde baştakiler gibi seçilmiş kişileriz. Seçilmiş seçilmişin durumunu anlamaya çalışır. Seçimle gelen idarecilerimiz, bizler başa gelirsek siz muhtarların sıkıntısını çözeceğiz diye vaatlerde bulunurlar. Bu gün vaat verenler şu anda iktidar, çok sorumluğu olan ve yetkileri bir bir ellerinden alınan muhtarların bu sıkıntılarını gidermek için bir adım atmalarını beklemekteyiz.. Bizler ülkesini ve ülke insanını seven elli üç bin neferiz, ülkemin her yerinde,ve her köşesinde her koşulda orda devletimize ve halkımıza hizmet vermekteyiz. Devletimizin seçilmiş idarecilerine sesleniyoruz. Seçim günü muhtarlara verdiğiniz vaatlerin arkasında durmanızı istiyoruz. Seçilince verilen vaatler unutuluyor. Vaatlerinize sahip olmanızı istemekteyiz. Saygılarımla.
 Hasan GEÇ  2010-07-31
  BİRLİK VE DİRLİK GÜNÜDÜR;
 Değerli kardeşlerim, bu gün ülkemiz çok hassas bir durumdan geçmektedir..Partiler kendi hasametlerni gerçekleştirmek için, ülkenin bu hassas durumu onları ilgilendirmiyor sanki, bir birilerini karalama kampanyalarına düşmüşlerdir. Şu an vatanımızı dış ve iç mihraklar tarafından bölünmek istenmektedir. Ülke içinde yaşıyan kim varsa, ayrıca ne türlü parti ve sivil gurupları temsil eden birimler, varsa, bu günkü ülkeninin bu zor günler geçirdiği bu gün, bir araya gelmemiz lazımdır. Ağzımızdan çıkacak konşmalarımıza çok dikkat etmeliyiz. Çünkü bu bilgi çağında, zaman çok kısaltılmış. Bir yerde bir şey konuştuğumuzda, aynı saniyede, ülkenin tüm toplumuna kavuşuyoruz. Konuştuğumuz bir kötü söz ülke insanını gerebilir ve ayrıca sokağa çıkarıp, sokkak kavgalarına sebep olabilir.Dilin kemiği yoktur. Her hangi bir yazılı ve görsel medyada konşurken, konuşmamızı üç tartıp biçtikten sonra konuşmalıyız. Çünkü bu ülke içinde değişik dilden, inançtan, kültürden, renkten ve ırktan isanlar vardır. Bu değişik mozayik içinde olan insanlarla bu ülkenin, iyi ve kötü durumunda bir arada olmamız lazımdır. Bunun örnekleri, tarihimizdeki, değişik savaşlarda, hep birlikte düşmana karşı, ülkemizin bölünmez bütünlüğünü göstererek, ülke için yedi devülle savaşmıştık. Bu birlik ve bütünlüğümüzü bügünde göstermeliyiz..Hepimiz bu geminin içinde yaşamaktayız. Gemiye bir şey olursa, Allah korusun, hepimiz birden batarız., ve dış mihtakları sevindiririz. Bizim bizden başka dostumuz yoktur. Bu konumumuzu tarihte çok sıkıntılı durumlarımızda göstermiştik, şimdide göstermeliyiz. Bu referandum durunda halkımızın önüne bir seçim sandığı konulunacak. Bunu hakımız sağ duyusuna dayanarak kendi içindeki sağ duyu hissederek , oyunu kullanmalarını istemekteyiz. Muhalefetin söylemlerine kulak vermeyin, çünkü muhalefetler bir safta birleşerek, kendi hamesetlerine bizleri alet etmeye çalışmaktadır. Bu bir paritiyi başa getirmek değildir. Halkımızın lehine alınan bir kararlarda, oda statükü olanlarında, halkımız gibi tarafsız mahkemelerde hesap vermesini istemekteyiz. Herkezin yaptığı yanında kar kalmıyacak. İşte bu sandık ta halkımız , bu duruma son verecek. Bunuda sandıkta verceği(EVET) oyu ile ortaya koyacak. Bu referandumdaki yirmi altı maddeyi iyice bir okuyun, Ona göre davranmanızı arzu etmekteyiz. Sizleri çok seviyoruz.. Sizler her zaman ülke için çok güzel işler birlikte başardınız. Allah ülke için güzel hizmet veren, onun kalkınması için çalışanlardan razı olsun. Allah bu ülkeye kötü sanaryolar yazıp ve uygulanları kahrı perişan etsi. Onların o kötü seneryolarını başlarına çevirsin. Allahın büyüktür her şeye kadirdir. Onlar bu inançlarımıza saygılı olsun veya olmasın. Biz allahımızdan bu ülke insanlarına bir zeval vemesin için dua etmekteyiz. Allah bizlerle bereber olsun, allah haklının ve hakı savunanın yanında olsun. Allaha amanet olun. hesap vermelerin
 HALKIN,DEVLETİNİN YANINDA OLMA ZAMANI;  2010-06-24
  HUZURUM KALMADI:
 CANIM AĞRIYOR, CANIM ANNE;
Sivri sineği öldürmekle, sineğin bataklığını kurutamazsınız.
Şimdi Türkiye de işler güzel gitmediğinden dolayı, terörü suçluyoruz. Bu terör belası devletimize ve o bölgede yaşıyan insanlarımıza çok zarar vermektedir.
Bu terör belasını bu ülkenin başına kim, sardı.Peki bu terörü kim besliyor, bu terör hadisesi neden otuz yıl geçitği halde, hala, ülkemizde gündemin birinci sırasını oluşturmaktadır. Yatıp kalkıp terörü konuşuyoruz., terörün ülkemize ve ülke insanlarına verdiği tahribattan konuşuyoruz. Bu tereör her geçen gün içinde, bu bölgede yaptığı saldırılarla orda ki insanların mal ve can güvenliğini tehdit etmektedir. O bölgede yaşıyan insanların can ve mal güvenliği yok. Dağda koyununu otlatan ve ovada tarımla uğraşan bir çok vatandaşımızı bu terör illeti katletmekdedir. Bunun yanında güvenlik kuvvetlerimiz terör sandık dediği, bir çok vatandaşımızı , yanlışlıkla öldürdüğünü görüyoruz. Ne olacak bu insanların hali. O bölgede yaşıyan insanlar, iki dere arasında kalarak, zor şartlar içinde hayatını sürdürmektedir.
Eğer devlet o bölgede yaşıyan bu insanları gözden çıkarmış ise, kendi sorunlarının derdine düşmüş ise , bunu açık açık orda ki halka açıklaması lazım. Orda ki halk çaresiz ve perişan bir şekilde olaylara temeşa etmektedir.
Ankara da kurumlar biri birini itişip kalkışana kadar, burdaki halkın bu sorunlarına çözüm bulmaya çalışsınlar. Buralar gazze den daha kötü bir durumda. Gazze de yaşıyan lar kendi hudutları içinde rahatlıkla güvenli bir şekilde hayatlarını sürdürüyorlar. Ama bizim bu bölgede yaşıyan insanlar onlar kadar güvende değildir. Başbakanımız bu bölgelerin arazi şartlarını gördü. Mehmetciğimizin siperde olduğu yeride gördü. Bizler doğusu ve batısı, kuzeyi, güneylisiyle bu ülkenin vatandaşıyız. Tüm savaşlarda atalarımız ülkemizin bağımsızlığı için birlikte cephelerde , göğüs göğsle düşmanla çarpışmışlardır. Bu bölgelere devletimiz malesef ilgisiz kalmış, bu bölgelde yaşıyan insanları sorunlarını çözmek için, bu halkı güvenlik kuvvetlerin emrine bırakmış. Bunlarda ne kadar bu bölgelerle ilgilendiği ortada. O yörenin insanın lisanını bilmez, o bölgenin insanın kültüründen anlamaz o bölgenin insanın ne düğününe gitmiştir ne cenazelerinde bulunmuştur ayrıca ne ibadethanelerinde görünmüştür. Çünkü buradaki yaşam, onların yaşayış tarzına ters düşen bir ortam vardır. Onlar pafüm kokan ortamlı yerlerde dolaşır. buradaki insanlar hayvan ve tarımla uğraştığı için, gübere kokusu üzerine sinmiştir, onlar bu kokudan rahatsız olurlar. Burada yaşıyan insanlar , tüm mevsim boyunca yemek içmelerini kazanmak için uğraşırlar, eğlenmeye zamanları yoktur. Orda görev yapan devlet memurları gibi sahilde tahtil yapacak ne parası vardır, nede zamanı. Burada çoğu ailelerin kocası ve kardeşleri, işleri olmadığı için, bahar olunca batı illerine işe gidip kış zehirasını karşılamak için para kazanmaya gider, kimi bu geçim kazanı karşılamak için, o gurbet yolculuğundan ya döner, ya dönmez , oda beli değildir.
Bu yüzden devletimizden , eğer buralarda yaşıyan insanlara değer veriyorsa, bu bölgeyi iyi tanıyan , bu bölgedeki insanlarla iyi diyaloğ kuran orda ki insanların dilini bilen , orda ki insanlara devletin baba şefkatını gösteren çalışan devletin memurlarına ihtiyacımız var.
Lütfen bizi anlamıyan ,kendileri için sürgün sayılan bu bölgelere, bu memurları göndermeyin, onlar buradaki insanlara hizmet değil, işkence yapıyor. Burada ki sorunları çözmek yerine, sorunları daha da çözülmüyecek konuma getirmektedir. Sorunları yerinde çözen , devletin şefkatini bu halka gösteren, memurların burada görev yapmasını istemekteyiz.
Bir örnek vereyim. Diyarbakır da ulu camii altında Muşun , Malazgirt ilçesine bağlı, bir doktorun muayenesi vardı . Bir gün bir arkadaşımızın tavsiyesiyle bu doktoru ziyarete gittik. Doktor bey biz ler muayenehanesine gelmeden, karaca köyünden bir hastayı muayene etmiş, ilaçlarını da ,doktor bey kendi işçisini eczaneye göndererek, bu muayene eden hastanın ilaçlarını almış, bizler arkadaşımla bu doktorun muayenehasine gitdiğimiz o an doktor beyde, hastasına aldığı ilaçları, hastasına kürçce lisanı ile nasıl kullanacağını tarif ediyor. Doktor beyin hastasına ilgilendiği o durum karşısında, hasta yaşlı bir amcaydı, ağlıyordu oğlum senin gibi insandamı var diyordu. Hasta doktara yavrum sizler beni param olmadığı için, bedeva muayane ettiniz, ayrıca ilaçlarımı ,kendi cebinden para vererek işçinle eczaneden alıp getirdin. Şimdide benim lisanımla aldığın ilaçların nasıl kullanacağımı bana tarif yapıyorsun. Sen nasıl bir insansın ,seni yetiştiren ailenden Allah lazı olsun, diyerek, hıçkıra hıçkıra ağlıyarak doktorla söyleşiyorlardı.
Bu gibi insanlar olmasa, gerçekten bu insanların derdini kimse derman olmaz. Evet bizler bu gibi insanların bu bölgede hizmet vermelerini bekliyoruz. Yoksa buraya her tayinle gelen bazı devlet memurları yasaların dışına çıkarak, gayrı işlerden para vurarak, altını üstünü para boğarak buralardan tayinini alıp, batıya gitmektedirler.Bu durumu da devletimiz görsün, bunu gibi çok vakalar bu bölgede ,devletin buraya tayinle atanmış memurları tarafından yapılmaktadır. Buraya atanılan emniyet müdürleri ve alay komutanlar iyi seçilmelidir. Bu anlattığım geçek ama çok acı veren durumlardır. Bunu da tabi birisi devletin başındaki idarecilere anlatması lazım.
Bu terör konusu bu bölgede ,çok vahim bir durumdur ülkemiz açısından, bu konu, bir an önce ülkemiz bu terör sorununa bir çare bulunması lazımdır.Bu bölgede binlerce aile bu yüzden çocuğunu, kocasını ve kadeşini şehit vermiş. Bu ailelerin ocağına ateş düşmüştür, daha başka ailelerin ocağına ateş düşmesin, bu acıyı onlara yaşatmamak için,Türkiye içindeki tüm bilim adamları ve bu hususta teçrübeli uzmanlarıyla birlikte, acil bir yuvarlak masa etrafında toplanmalı ve bu konuyu uzmanlarla bu yuvarlak masa üstünde, enine boyuna tartışmalı ve bu masa üstünde alınmış olan ,caydırıcı önlemleri ivedi olarak devre sokması lazımdır. Bu sorunun bir an öce halletmek, insanımız ve devletimizin hüzuru için su ve hava kadar önemlidir. Bu konu üzerinde hasas olarak yaklaşmamız lazımdır, ayrıca önlemli tedbirleri alınırken, şahısların sen bu guruptansın, inancına, mezhebine ve ırkına bakmadan, devlet kurumları bu gurup insanları dinliyecektir onlara güvenecek onlarında bu terör hakın da düşüncelerini alacaktır. Bu insanları ötelerseniz, bu insanları kurumlarınıza inancının emrettiği şekilde giyiminden dolayı toplum dışına iterseniz, sizler ülke içindeki insanların bir arada yaşamalarına zemin bulamazsınız. Bu gün bu bölgelerin ağır şartlarında yaşamlarını devam ederken, buradaki topluluğu birleştiren tutkalı inaç birliği oduğunu da düşünelim. Çünkü alimin bir güzel sözü var.( Bazı bağlar olmazsa, ağaçtan orman, hayvandan sürü ve insandan toplum olmaz.) Bizleri bir arada tutan bu meziyetlerimiz olan hususlara sahip çıkmamız lazımdır.Bunlar bu toplumun birleştirici olan mayasıdır Bunlar sırasıyla vatan, bayrak inaç, dil , kültür bağlarıdır, bu hususları yok sayamazsınız. Bu mozayiklere sahip olan , bu halkla birlikte bir yuvarlak masa etrafında toplanıp, bu terör belasını haftalarca bu masada enine boyuna yatırıp, tartışacaksınız, ve bu toplantıda alınan uzlaşma kararlarını uygulamaya koyacaksınız.. Bu konu tartışılırken, siyasi ve diğer şahsı düşüncemiz ve hamesetlerimiz için rant sağlamak için yapmıyacağız. Ülkemizi bu terör belasından bir an önce kurtarmak için, tüm birlikte bu durum için canla başla çalışarak çaba sarfetmeliyiz.
Bizler bu vatanın içinde çoluk çocuk ve tanıdık ve doslarımız la birlikte güzel bir yaşamın devamını sürdürebilmemiz için, yaşadığımız vatanımızın toprakrarını tüm düşmam tuzaklarından korumamız boynumuzun borcudur. Bizler bizimle birlikte rengi, dili, ırkı, inancı farklı olanlar olabilir. Ama hepimiz bu farklılıklar içinde, birliğimizi teşkil eden ülkenin bayrağı ve toprağına kötü gözle bakanların ve bu vatan hudutlarında bizlerin güvenliğini sağlı yan mehmetciklerimize zarar verenlere gereken dersi , birlikte vermemiz lazımdır. Bu iç ve dış düşmanlarla iş birliği içinde olan kişileri en kısa zamanda, bunların kurum ve kuruluşlarda makamları ve rütbeleri çalışma konumları ne olursa olsun, bunları bu hizmet verdikleri yerlerden en kısa zamanda tasfiye etmemiz lazımdır. Gerekli yasalar bu hainler için hemen devre konulmalı, gerekli ağır cezalara çarptırılmalıdır. . İnsan sevdiği insanı her zaman ülkeyi zor şartlara sokacak tavırlarına alet etmemesi lazımdır. Devlete hainlik et, evet ben layik ve Atatürk cüyüm de, bu tavırını yemezler. Dürüst ol, Atatürk bu milletinde atasıdır, yalnız senin atan değildir ki, sen atamın yemek içmesini kendine referans olarak almışsın, ama ben atamın düşüncelerini, fikrini ülkem için yeniliklerini kendime baz olarak almışımdır.
Çanakkale de Dumlupınar da, Sakarya da ve diğer şavaşlar da beklide senin ailenden iştirak etmiyen olmuştur olabilir ama benim dedem ve ailemden bu savaşlarda düşmanla çarpışmıştır. O yüzden bu hamaset düşüncelere haiz olan insanlar ülkenin servetini haksız bir şekilde yemesini bilirler ama bu ülkenin bir derdi ve sorununda elini taşın altına konmasını da bilmesi lazımdır. Aziz vatanı için aziz canını da feda etmesini bilmesi lazımdır. Bu düşünce içinde vatanımıza sahip olmamız lazımdır. Şehit babası, şehidin cenaze töreninde, iç ve dış düşmanlara, böyle haykırıyordu, orda ki devletin ileri gelenleri o şehidin acısını paylaşmak için o şehit babasına taziyelerini iletirken, şehit babası oğlum vatan feda olsun, vatanım sağ olsun, bin tane çocuğum daha olsa bu vatan için fedaya hazırım. İşte bu vatan için şehit düşen bu kahramanın, kahraman babasının ağzından vatan için söylenen iç ve dış düşmanların yüreğine hançer gibi saplatan onları kahreden ,cümleler dökülüyordu o mübarek ağzından. Düşman bunu bilsin, vatan için aziz canını veren nice , karaman şehitler ve o şehidi yetiştiren nice kahraman insanlar durdukça bu ülkeyi kimse bölmeye cesaret yetmez.
Bu ülkenin başına müsallat olan, bu terör belasını, bu şekilde hep birlikte elimizi taşın altına koyarak, bu terör belasını büyük bir çalışma azmimizi ortaya koyarak bitirebiliriz.
Halk arasındada bir laf var (Hırsız içerden olursa, öküzü paça dan çıkarır.) bizlerin için de, bu örgütü besliyen, istikbaratını sağlıyan ve dış dünyaile temas kuran , düşman taşarönları ve maşacıları vardır. Önce bunları tasfiye etmek lazımdır. Bu düşüncede olanların çoğalmasına en kısa zamanda , mani olmak lazımdır. Devletin hiçbir kurumu biri birden, üstün değildir, hepsi bir tarağın dişleri gibidir, dişlerin den biri görev yapmasa, tarak tam görevini yapmamış olur ve o tarağın çalışmasından randıman alınmaz.
Bu yüzden devletin tüm kurumları düşmana karşı birlik ve dirliklerini ortaya koymaları lazımdır. Bu bütünlüğümüzü ve kardeşliğimizi ortaya koymadık ca, bizler devlet olarak , böyle olaylarla çok karşılaşırız.. Yerinde devlet olarak kararlığımızı ortaya koymamız lazımdır.
Önerilerimiz, hudut boylarındaki karakollarımızın, yeniden gözden geçirmeiz lazımdır. Bu yerlerin ve yapısı ayrıca hava birliklerinin ,araçlarının inip kalkmasına müsait ve uygun yerlerin yapılması, ayrıca yapılan karakolar, arazi şartlarına uyum ve aktif olması gerkir. Bu karakollar, sık sık denetime ve teftişe tabi tutulması gerekir, bu karakolların konum şekline göre o araziye küçük ve büyük silahlar yerleştirmek lazım. O karakollar da görev yapan askerlerin, her hangi bir harekat durumunda, düşmana karşı savunma mevzilerine sağlıklı bir şekilde intikal etmesini sağlı yan koşullar oluşturmak. İyice eğitilmiş , o arazi içindeki karakollara, her hangi bir ihbar haberi aldığında, gece ve gündüz demeden, en kısa bir şekilde intikal etmek ve verilen ihbari başarılı bir şekilde yerine getirdikten sonra, hiç bir zayat vermeden, sağlıklı bir şekilde birliğine dönmek için orada uzun zaman görev yapmış ve o bölgeyi iyi tanıyan ve o arazilerde rahatlıkla arazi koşullarına uyum sağlı yan eğitimli uzman askerlerden teşekkür edilmesi gerekir.O bölge görev yapan, güvenlik kuvvetleri, o halkın dilini öğrenmesi gerekir ki buda istikbarat yönünden, orda görev yapan güvenlik kuvvetlerinin işini kolaylaştırır.. Görev yaptığı o hudut yerlerinde, tedbiri kıyafet giyiyerek halkın arasına karışması gerekir,o bölge insanının düğünlerine ve ibadet yerlerine giderek, o insanlarla haşır neşir olması için orda ki insanın güvencini kazanması gerekir. O bölgedeki halkın can ve malını koruması ayrıca, buradaki asker bir sağlık ekibiyle halkın yaşamlarını sürdüğü haneleri, ev ev dolaşarak o ailelerin çocuk ve kendilerinin, sağlık durumlarını kontrol dan geçirerek .bu bölgedeki insanların sağlık analizini yaparak büyük salgın hastalıklarında önüne geçmiş olur. Devletin askerinin bu olumlu tavrı , orda ki halk tarafından memnun karşılaştığı için, devletine karşı güvenini de artırır ve oradaki devlet aleyhine bir olumsuz durum fark ettiği an, orda görevini icra eden devletin güvenlik kuvvetleriyle paylaşır. Devlet o halk içinde ülkemizi yıkmak için ,iç ve diş işbirlikçi olarak çalışan o insanların seneryolarını boşa çıkarmak için, bu hain kişileri tesbit edebilmelini, bu aldığı sağlıklı istikbaratı ilgili kurumlarına bildirmesi sağlı yan sağlıklı bir istikbarat ekibini kurması gerekir. O köye kim gelip kim gidiyor, devletin haberi olması lazım Bu istikbarat ekibi, iç ve dış mihrakçıların şüphe edemiyecek,şekilde halkın öğretmeninden, muhtarından, imamından ,esnafından seçilmesi lazımdır.. Devamlı halkın mezrasında, köyünde, ilçesinde ve ilinde onların lisanı bilen bu istikbaratcı lar dan olması lazımdır. Bu şahıslar, devletle her an temas içinde olmaları lazımdır
Devletimiz bu bölgelere fabrika değil, oraların şart ve koşullarına uygun işleri olan hayvancılığı ve tarımcılığı kalkındırmak , bu hususta devlet onlara verdiği teşfik pilimleriyle o bölgedeki halkın yanında olmasını göstermesi lazım.
O bölgeleri yabancı turislere kapalı tutulması lazım. Çünkü dışardan ajan olarak,gelen insanlar, türist kılığıyla o bölgeler hakın dan bilgi edinip ve orda bazı kişileri para karşılığı kendi işlerinde maşa olarak kullanmak için, insan kullanmaktadırlar.. O bölgeleri karıştırmak için, her türlü karanlık oyunlarını gerçekleştirmek için, oradaki insanların üzerinden, devlete karşı nefret tohumları ekip, o halkı devlete karşı karşıya getirmek istiyorlar.
O bölgenin yol ve içme sularını bir an önce halletmesi lazım. Oralara ki insanların eğitim yönünden ihtiyaçlarının giderilmesi lazımdır.O yörelerdeki çocukların batıda askerlik görevi yaptığı zaman, o insanları iyice vatan sevgisini verebilecek eğitimlerden ve seminerlerden geçirmek lazım.
Orda ki insanları dışlamıyacaksınız, derdini sabırla dinliyeceksiniz ve sorununa bir çözüm bulmaya çalışacaksınız.. Orda ki insanların devlet kurumlarına gidip çıkmalarında, giyim ,kuşamlarına karışmıyacaksınız. Konuştuğu dil ve inancına saygı göstereceksiniz. Orda ki insanları kazanmak için, devlet üstüne düşen ne tür görev varsa, eksiksiz yerine getirmesi lazımdır. Bu hususları devletimiz harfiyen yerine getirmesi gerek, bu yukardaki hususları devletimiz yerine getirdiği zaman, oradaki halk biliçli olarak, aralarında barınmak istiyen, devlete karşı, komplo hazırlamasına zemin hazırlamak istiyenleri barındırmaz, düşmanlar barınamadığı gibi bu bögeleri terk eder.. İşte bundan sonra devletimiz huzuru ve güveni, istikrarını elde etmiş olur.
Bu iş için yapılan hizmet, ülkenin bu bölgesini kalkındırmış oluruz. Bu bölgedeki insanları kazanmış oluruz. Bu insanları bu iç ve dış düşmanların tuzağına terk etmemiş oluruz. Oraya yaptığımız yatırım, boşa gitmemiş olur, Bu bölgelerde küçük ve büyük baş hayvanlarının geliştirmesi, orda ki insanlara iş ve aş temin ediği için, bizlerde ülkemizde bu hayvan etini ucuza yemiş oluruz, hem bazı tahıl ürünlerini hakımıza ucuza mal etmiş oluz. O bölgedeki insanlarda oralarda hayatlarını kolaylaştırmış oluruz. O bölgedeki olumsuz havayı ve derdi kederi bu hizmetlerle yok etmiş oluruz. Orda ki yaşı yan halk devletine güvenmiş olur, devlette orda ki vatandaşına güven duymuş olur. Hiçbir kimse devlet ve budaki halkın arasına girmemiş olur. Çünkü oradaki halk buna müsaade etmez.
Bu ülkesini ve halkını seven bir vatandaşın, devletine karşı, bu terör hususundaki düşünceleri. Bizlerde bu çorbada, bir tuzumuz olsun anlayışıyla, Yaşadığım bölgenin sorunlarını, bildiğim için, devletimizin bu terör belasını bitirmek amacıyla, aldıkları tedbirlerde, yukarda bahsettiğim konuları da dikkate alırlarsa, kendimi mutlu hissedeceğim.
Hepinizi seviyorum, her zaman ülkem ve ülke insanım kazansın, sağlıkla kalın hoşca kalın.
 Ali  2010-06-01
  BİR YAZARIN KALEMİNDEN, BİR MUHTAR POTRESİ;
 BİR YAZARIN KALEMİNDEN, BİR MUHTAR POTRESİ;
Birilerin derleriyle detlenebilen toplumumuzda kaç kişi vardır.Yaralarının sarılmasını bekliyen, acılarının dindirmesini istiyen, iniltilerini duyan ne kadar insan var acaba.?
Mahallemin mutluluğu benim mutluluğum, mahallemin insanlarının mutsuzluğu benim mutsuzluğum, yiyebilen babağiyit sayısı nedir, acaba?
Mahallesinin proplemleriyle uğraşmaktan, ihtiyaçlarını gidermekten,gençlerin kahve köşelerinden kurtulması için çaba sarfeden, kaç tane mahalle muhtarı vardır acaba?
(Komşusu aç iken, tok olan bizden değil.) hadisi şerifin neler ifade ettiğini düşünerek, hayatını sürdürmeye çalışan, kaç aile vardır acaba?
Sarılacak yaraların nasıl sarılması gerektiğini, ve kimlerle birlikte sarılmasını düşünerek haraket edene toplumun arzu ve isteklerini, hayatının birinci sayfasına yazabilen kaç tane mahalle muhtarı gösterebilirsiniz acaba?
Mahallesinin yeşil alanlarının çoğalmasını, cadde ve sokak isimlerinin belirlenmesini, insanların rahlıkla cadde ve sokaklarda dolaşa bilmesi, için ortam hazırlıyan insanlara ne kadar teşekkür etsek azdır.
Seçildiği günden beri mahallesindeki eksiklikleri gidermek için çalışan, Örneğin; 1- Mahallesine mahalle sakinlerinin yeteri kadar aktevitelerinden istifade edecek büyük bir aile parkı yaptırmış. 2- Mahalle sakinlerinin şehre gidiş ve dönüşleri için, bir münübüs hattını, mahallesinden geçirmek süretiyle, vatandaşlarının ulaşım sorununu çözmüş. 3- Mahallesine halkın araçlarını rahatlıkla park etmeleri için, yedi adet oto park yeri yaptırması. 4- Mahalle sakinlerinin sabah spor yapmaları için, mahalle içindeki park içine beş elamanlı bir firdeks aletlerini konulması. 5- Mahallesine bir sağlık ocağı yaptırması. 6- Mahallesine halkın rahatlıkla muhtaralık hizmetilerini alabilsin diye ,bir muhtarlık ofisi yaptırması. 7- Mahalle içinde eksik kalan, kanalizyonlarını bitirmesi. 8- Mahallesinin sokalarının her yerinin, pırıl pırıl ışıklandırmasını sağlamak ve mahallede hiçbir karanlık yer bırakmaması. Mahalle halkının dertleriyle, istekleriyle ve ihtiyaçlarının gidermesiyle ilgilenen Musallabağlar mahalle muhtarı sayın Şenay ÇOBANOĞLU’ndan bahsetmek istiyorum, değerli okurlarıma.
1999,2004 ve 2009 seçimlerinde Musallabağları Muhtarlığına seçilen Şenay ÇOBANOĞLU seçildiği günden bu güne kadar, mahalle sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sorunlarına çare bulmak için çaba ve gayretlerini ortaya koymuştur.
Mesleğini seven bir kişi,Muhtar Şenay ÇOBANOĞLU hayatındaki çalışma felsefesi;
Musallabağlar Mahallesinde bir kişi huzursuz ve mutsuz olursa, mahallenin mülki amiri olarak bende huzursuz ve mutsuz olurum. Mahalle sakinlerinin mutlu olabilmeleri için, muhtar olarak elimden gelen her fedeykarlığı yaparım, ve öylede yapıyorum, yoksa muhtar olarak kendimi huzurlu hisedemiyorum, cümlelerini söyletiyor ona.
Kendisi bir emekli olduktan sonra , mahalle muhtarı seçildikten sonra ,Hakk’a hizmet, halka hizmetten geçtiği bilinci içinde hareket ederek, mahalledeki bütün insanların mutluluğunu istediğini yukardaki cümlelerde ne güzel anlatmıştır.
Günümüzde böylesine cefekar, böylesine fedakar, ve mahale sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sevinç ve mutluluklarına ortak olan muhtarlara ve idarecilere, halkımızın çok ihtiyacı vardır.
Yaptığı icraat ve çalışmalarıyla, mahalle sakinlerinin gönlüde yer alan, muhtar Şenay ÇOBANĞOLU, mahalleyi bir insanoğlunun vucuduna benzetiyor, bir vucut azasının rahatsız olmasıyle bütün vucudun nasıl rahatsız olmasına neden oluyorsa, ortaya çıkan dert ve proplemlerin büyümeden halledilmesi, bütün mahalle halkının vesile teşkil edileceğine çoktan inanmış olarak hizmet vermeye çalışıyor.
Toplumdaki değerli ve saygın insanlar , önce kendi mutluluğu için değil, başkaraının mutluluğu için çalışandır. Sözünü muhtar Şenay ÇOBANOĞLU kendisine düstür edinmiş nitelikte çalımaktadır.
Dileğimiz böylesi muhtarlarımızın, ve her kademedeki yöneticilerimizin insanlara insan gibi muamele etmeleri ve onların dert ve sevinçlerine ortak olmalı.
Üstadın dediği gibi (Güzel gören, güze düşünür, güzel düşünen hayatından lezet alır.) Felsefesiyle insanlar bazında, gören ve düşünen ve bu şekilde hareket eden, müsbet hareket eden ve menfi olay ve düşüncelerden sıyrılabilenler bu toplumun en sevdiği insanlar zümresinden olacaktır.
Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde;
(Sizin en hayırlınız, insana faydası dokunandır.) Demektedir. Bu düşünce ile hareket eden fedakar ve cefekar, bütün insanları fikri ve zikri ve düşüncesi ne olursa olsun, her birisine hizmet etmeye, onların her birini kucaklamaya çalışan bu gibi insanların günümüzde de var olduğunu toplumumuzun insanlarına bidirmek bizlere düşen bir vazife olmalıdır.
Mütedeyyin, kendini bilen kişilere düşen görev elbette yukarıda belirtildiği olmalı diye düşünüyorum ve mahallesine bu güzel çalışmasından dolayı Musallabağlar mahalle muhtarı Şenay ÇOBANOĞLU’unu tebrik ediyor ve kutluyorum. Mesleğinde başarılar diliyorum.
Yazar Ali’nin kaleminden.
 Hsan  2010-05-30
  YETER YERDE SÜRÜNDÜN, AYAĞA KALK MUHTARIM;
 YETER YERDE SÜRÜNDÜN,AYAĞYA KAL MUHTARIM:
Şenay ÇOBANOĞLU
MUHTARIN FERYADI; Muhtarlıklar halkın ilk temas kurdukları devletin en küçük kurumlarıdır.Halkımızı ilk güler güzle ve şefkat sıcak elleriyle muhtarlıklarımız karşılamaktadırlar.Halkımız muhtarlık kapısını kendisine daha yakın bularak,her sorununu muhtarlık yolu ile çözmek ister.Muhtarlık kurumlarını halkımız kendilerine daha yakın hisederek, halkımız her sorununun çözümünde muhtara koşarlar,ondan bilgi almaya çalışır.Muhtar demek,halk demektir,çünkü halkıyla bütünlenmiş,her zaman halkın içersinde dolaşan,İbadethanesinde, hac ziyaretinde, cenaze merasimlerinde, taziyelerinde, bayram tebriklerinde, hasta ziyaretlerinde, ve halkınmızın bütün kutlamalarında onları yalnız bırakmıyan muhtarlarımız.Halkımızın eli ,kulağı, gözü ve hizmetkarlarıdırlar. Böyle bir kurumları,maalesef üzülerek söylemekteyimki,her gelen ikdidarlar, bu kurumların sorunlarını artırmışlar, ellerindeki selehiyetleri olan yetkilerini kısıtlamışlardır.İkiyüze yakın olan sorumluluk yüklemiş oldukları bu kurumlara ,bu işleri yürütece bir yer göstermemişlerdir. Ayrıca ısınma,elektirik,telefon,su,kira,internet ve muhtarlıkta halkımızın hizmetinde kullandığı kırtasiyenin harcamalarınıda,muhtar kendi cebinden ödüyor. Bu gün ülkemizin neresine giderseniz gidin,sizleri ilk karşılıyan,devletin kurumları olarak, muhtarları görürsünüz.Onlar sizleri eve misafir eder.O mahalle ve köy hakında,muhtarlarımızın vermiş olduğu bilgi ışığında orda görevinizi icra etmiş olursunuz. Elliüçbin gönüllü nefer ile türkiyenin her ucra köşelerinde ,güç şartlar altında,ülkelerine canla başla,hizmet etmektedirler. İlgililere sesleniyorum,lütfen bu halkına gece ve gündüz demeden çalışmakta olan bu muhtarlık kurumlarımızı işlevsiz duruma düşürmeyin.Gece,gündüz demeden,telefonu 24 saat açık tutan,bu kurumlara sahip çıkalım.Durumlarını,bazı özgür haklarını iyileştirelim. Bu gönüllü neferlerin hizmet aşkına destek olalım,köstek olmıyalım.ülkeye ve halkına çalışma azmine enerji katalım ki.Ülke kazansın,halkımız kazansın.Bu demokrasi açılımda,çıkacak olan yasada,her gelen hükümetin, elimizden alınan selahyet ve yetkilerimizin geri verilmesi,muhtarlık kurumlarını ,bu bilgi çağının nimetleriyle biçimlendirmek,ağır ekonomik şartlarının iyileştirmesi temenli ediyor, ve toplum olarak bu kurumların, haksızlık içinde daha fazla seyirci olmuyalım, çünkü bu kurumlar, kapanırsa halkımız yanı başındaki devletin küçük birimi olan muhtarlık kurumlarının yerini dolduracak başka bir kurumu bir daha bulamaz. Şayet bu kurumlar kapanırsa, halkımız derdini anlatacak ve sorununu çözecek bir birci bulamaz. Zaten halkımız devleti temsil eden, idare birimi olan muhtatlarımızı yanı başında görüyordu, bunun dışında devletin diğer birimlerine zaten ulaşmak için çok sıkıntı yaşamaktadır. Muhtarların dışında , zaten halkımız sesini duyan başka devlet kurumlarını görmemektedir. Lütfen bu kurumlarımıza sahiplenelim, yoksa yarın geç olabir.! Muhtarlık kurumlarının ,yeter yerde süründüler, toplum olarak birlikte bu kurumları ayağa kaldıralım. Şimdiden duyarlığınıza teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.
 Hasan  2010-05-17
  İLGİSİZLİKTEN;MUHTARLIKLAR TARİH OLUYOR;
 Gerçekten muhtarlar seçilmiş kişiler gibi, seçilir. Yanlız o seçilmiş kişilere verilen haktan yaralanmaz. En çok halkla haşır neşir olan devletin bu küçük kurumu, çalışamıyak duruma getirilmiştir. Devlet en kısa zamanda bu kurumlara el konmasını istiyor. Durumlarının iyileşmesi için ne gerekiyorsa yapması lazım.
 Hasan VAROL  2010-05-05
  VAY O ÜLKENİN HALKININ BAŞINA;!
 Sarıyer müftülüğünede olan olay ,tüm müslümanları içten üzmüştür.
Bu gün malesef, ülkemizi ayakta tutan, kolonlardan biri olan , dinayet eski işlevsizliğini kaybederek , halkın hassas duygularını ve güvencelrini sarsmıştır.
Adalet kurumu desen, aynı şekilde halkın, içinde verdiği kararlar tartışılır vazite gelmiştir.
Sağlık kurumları desen, oda halka verdiği sağlık hizmetleri tartışılacak durumda.
Milli eğim desen, oda halka verdiği eğitim yönünden tartışılacak durumda.
Askerye desen, halkına verdiği hizmete, tartışılacak durumda.
Dinayette desen, oda halk içinde , verdiği hizmet yönünde çok tartışılacak durumları var. Mesala bu kuruma yazın çocuğun kuran kursuna veriyorsun, dini öğrenmesi için, çocuk eve geliyor, baba hoca bizleri kendi bahçesinde iş yaptırıyor, hoca bizden para istiyor, hoca bizle hiç ilgilenmiyor, hoca bizi çok dövüyor,hoca bizi bir çocuğa amanet, edip araba pazarına gidiyor, verhasıl bu gibi sorunlarla halk karşı karşıya gelmektedir. Tabi bu duruma müftülükler seyirci kalmaktadır. Hocaların yaz aylarında çocuklarla igilenmediği için çocuk ,imahalle camisine gitmek istemiyor. Bu durumları, müftülükler çok iyi bilmektedir. Bu hususta müftülüklerin denetim sistemi halkın vijdanları olduğu için, bu husustaki denetimini yapmak istemiyor. Halk her sabah , müftüsünü camide görmek ister, yoksa bu layık sistem bunu onlara müsade edtmiyormu. Tabi bu durumu , müftübeyin oturduğu mahallesakinlerinin takdirine bırakmak istiyorum.
Bakarmısınız şimdi ezaan merkezi sistem, Vaaz merkezi sistemle tüm camiilere bu hizmet ulaşıyor. Tabi imam bey, bu durumda canı sıkılacakki, camiye bile gelipte halkın önü geçip, halka bir namaz kıldırmayı bile, o imamlara zor gelmektedir. Bunuda merkezi sitemle olursa, onlarda kurtulmuş oluyor. İmamların bu durumunuda halkımın takdirlerine bırakıyorum.
Bakarmısın bu rezalete, olacak şeylermi, bu günkü türkiyemizde. Zaten hiç bir kurum , ülkemizde doğru durus işlememektedir. Bir de bu halkın en hassas kurumlarından biri olan bu kurum, böyle yaparsa, vay o ülkenin halkının başına.
 Hasan  2010-05-03
  NE AZİZ BİR DUYGUDUR,YARABBİ;
 NE AZİZ BİR DUYGUDUR, YARABBİ;
Dünkü kayserideki bir şehidimizin babasının törendeki o dik duruşu, şehitlik makamının ne kadar yüce oluşunu, bir daha bütün dünyaya, Kayseriden onurlu ve dik duruşuyla gösterdi.
İşte bizler vatanı aziz bilip, ama şehitlik makamınıda Allah katıda yüce bilerek, bu şehitlik öyle herkeze kolay kolay nasip olmuyacak , bir durumdur. Bunu elde eden, ve ailesinde bir şehit veren aile ,ancak bu kutsal değerin kıymetini bilir. (Örneğin Peygamberimizi eshabalarından olan, Halit bin velit, o kahraman, peygamberimizin o eshabı, peygamberimizle birlikte, bir çok şavaşlara katılmış, şehit olmak için en ön safları seçmiş. O kadar çok muhaberelere katılıyor ki, şehit olmak için , vucudunun her yeri, ok ve kılınç yaralarıyla doluyki, en son hastalanıp yataktayken, öleceğini anlayınca, yarabbi ben senin huzuruna şehit olarak gelmek istedim, ama nafile, kadınlar gibi yatağımda ruhumu, ve canımı veriyorum. Buna üzülüyorum.)
Şehitlik makamı çok kutsal ve ailesinde şehit veren anne ve baba bile o şehit aile efradı için, toplum içinde saygı ve hürmete layık görülmüştür. Allah için ,canını feda ederek, şehit olarak can veren, şehidinin ailesininde bazı günahlarını af ediyor, şehidin ailesinin, Allaha yapacak duasını geri çevirmiyor.
Bizler işte böle bir inaçın toprağıyla yoğrulmuş bir milletin evlatlarıyız. Bizler ne kadar fikir ve düşünce ayrılığıyle , bölük pörçük olsak dahi , vatanın bir tehlike durumu anında , bu farklı düşünce ve fikirlerimizi bir tarafa bırakıp, bir ara gelip, vatan için birlikte elimizi taşın altına koymasınada biliriz.
Ama üzülerek söylemem gerekirki, ülkemizin içinde yaşanan bu tatsız olayların sebi yine bu da iç ve dış düşmanların, oyununları. Bizlerin arasına tefrika yaratarak, bizleri biribirimize düşürmektedirler.Ülkemizdeki bazı ark düşüncede olanlar, kendi çıkar ve karyeri için, bu vatanın, ,insanlarını üzmektedirler. En çok bu gün , bu ülke için çocuğunu şehit veren aileleri üzmekteyiz. Onların inancı ve kılıf kiyafetiyle ve ayrıca çocuklarının dini terbiye aldığı imam hatip okulları üzerinden, bu şehit aillerimizi üzmekteyiz. Bu inaç bu runu hiçbir dinde ve hiçbir sistemde göremezsiniz.
Bu gün layik sistemi, ülkemiz içinde her ayrı din, mezhep, ırk ve ayrıca görüşü ne olursa olsun. Ülkeyi idare eden , idarecilerimiz bu guruplara eşit mesafede bakması lazım. Yazılı metinde doğru, tamam bu metin bu şekiliyle, yazılmaktadır, ama o uygulamakta farklı işlemektedir.. Ama bu gün Türkiye Cumhuriyeti Yasaları ve idarecileri, bunu halk içinde uygulamada, gerçekten bu eşitlik ruhuna göremi uygulanmakta , yoksa her devlet kademesindeki, idareci kendi düşüncesine göremi uygulamaktadır. Bunu kiymetli insanlarımızın takdirine bırakıyorum.
Ülkeyi idare edenlere söylüyorum;Allah aşkına yeter, bu halka yaptıklarınız bu kötülükler arşu alaya dayandı. Devleti idare eden yöneticiler, neden kendi halkına güvenmiyormusunuz. O halkın teşekkürüyle bu devleti meydana getirmedinizmi. O devletin tüm gider ve harcamalarını, bu halkın vergisiyle ödemiyorsunuz.. Allah aşkına sizler neyin peşinde koşuyorsunuz.Ülkeye yaptığınız bu tahribat karşısında, halkınızın inancı ve giyimiyle uğraşmaktan, elinizi çekin ,halkın inancına, saygı göstermesini bilin. O ailenin şehit çocuğuna kurumunuzda bir madalya veriyorsunuz, o madalyayı almak için , o şehit aileyi kurumunuza almıyorsunuz. Size bu yetki kim veriyor. Kendinize gelin, insanların inancıyla , giyimiyle uğraşmayın. Vatan savunması için canlarını , orta koyan insanları içten kutluyorum, önlerinde saygılla eğiliyorum. Ne mutlu sizin gibi, şehit ailelerini içinde bulunduran vatana. Ne mutlu , vatan için canını seve seve verdiği için, onurlana, gururlanan şehit ailelerine. Nu mutlu bu şehitlik mertebesinde olan, insanlarımıza. Sizler çok yücesiniz, siler çok azizsiniz, bu ülke içinde, tekrar sizleri selamlıyorum. Akifin bir şiiriyle noktalıyorum.
(Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.. . Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi .. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın Herc ümerc ettiğin edvara da yetmez o kitab Seni ancak ebediyyetler eder istiab Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber Sana ağuşunu açmış duruyor peygamber.")
 Hasan  2010-04-28
  ERMENİ MEZALİMİ;
  ERMENİ MEZALİMİ, DÜNYA GÜNDEMİNDE NEDEN YOK?;

Her yılının, yirmi dört nisan günü. Türkiye amerikan başkanının 1915 yılı ile ilgili, konuşacağı kararı Türkiye halkı olarak merakla beklemekteydik.
En son obama öğle sonra sı, saat ikilere doğru ,senatörde ki meclisinde bir konuşmasında bu 1915 yılındaki olaylarıyla ilgili bir açıklama yaptı, ve yaşan bu olay felakettir diyerek, konuşmasını bitirdi.
Obama nın bu konuşması bizim başbakanımız tarafından, olumlu karşılanırken. Dış işleri bakanlığı tarafından büyük tepkili bir açıklama geldi. Tabi muhalefette boş durmadı, oda hükümetten meclisteki ermeni yasasıyla ilgili protokolun çekilmesini istiyerek, tabi bu hususta tepkisini ortaya koydu.
Ermeniler tabi bir iki gün önce ,Erivan da büyük bir miting düzenliyerek, bu miting de türk bayrağımızı ve Türkiye cumhur başkanımızın, başbakanımızın ve dışişler bakanımızın, resimleri bulunan bir panoyu ateşe verip yakarak, protoslu, yürüşlerini yaparak, tavırlanı orta koydular..
Bu nun karşısında, İstanbul da bir gün sonra , bir parti ait gençlik gurubu da , taksimde bir toplantı yaparak, onlarda Ermenistan ın, ermeni devletinin, bayrağını yakıp ve bir konuşma yaparak onlarda öyle tavrını ortaya koydular.
Tabi Amerikan da ve diğer Avrupa ülkelerinde ermeni tarafları da boş durmuyarak onlarda, birer miting düzenliyerek bu 1915 yılındaki olayları protosto yürüşleri yaptılar.
Amerikan da ki Türklerde, amerikan da, Ezarbeycanlı bazı vatandaşlarıyla birlikte, onlarda Ermenileri protosto edecek bir yürüş düzenlenmiş oldular.
Her yıl Amerikan başkanını yirmi dört nisan’da ne konuşacağı, dünyada bu haber önemli yerini korumaktadır.
Türkiye ve Azerbaycan devletleri, bu Ermeni mezaliminin bu tavırı karşısında, ne yapmakla uğraşmaktalar. Türkiye ve Ezarbaycanın, bu Ermenistanın 1915 olaylarıyla ilgili ,durum karşısında nasıl bir tavır aldıklarını , bizim ülke insanların takdirlerine bırakıyorum.
Türkiye de eski hükümetlerden başlıyarak bu günkü hükümet dahil, bu 1915 olaylarını her yirmi dört nisanda Türkiye yi zor duruma koyacak şekilde tavır alan bu ülkelere, ne gibi ciddi ve onlara karşı caydırıcı bir adımlar atmışlardır. Maalesef şu ana kadar gelen geçen hükümetler, muhalefet ve iktidarlar, ancak biri birlerin den, sataşmaktan artan zamanları olmadığı için, bu 1915 yılı Ermeni olayı hep gündemde kalmıştır..
Benim rahmetli dedem, o Ermeni mezaliminin olaylarının canlı şahidi olarak o günkü olaylar hakındaki görüşlerini bana böyle açıklarken, gözleri doluyor sanki kendisini o günlerde hissediyordu., ve o Ermeni zülümünü göz yaşlarını dökerek duygulu bir şekilde ,anlatıyordu. Torunum, sizler bu günlerin kıymetini bilin, bizler o günlerde çok Ermeniler tarafından çok şiddet ve zülüme mahruz kaldık Ayrıca açlıktan bu bölgedeki insanlar, ağır geçen kışın o zor şartları altında ,çilleler olan o ayında çok insanlarımız kırıldı. O sağuklar da, buradaki tüm halk olarak çok perişan bir durum için deydik .. Ermeniler acımazsızca gebe olan hanımlarımızın karnına kama , kazma, dirgen ve buna benzer, sivri aletleri batırarak canlarına katlediyorlardı.Kadın ve çocuk ayrıca yaşlı demeden büyük ateşler içine sağ ,sağ atıyorlardı onları acımasızca yakıyorlardı. Anne, baba larının önünde , yavrularını işkence yapıyorlardı. Oğlum bizlerin başından ne korkunç olaylar geçti, bu olaylardan hangisinden başlıyayım bilemiyorum.. O yıl kış mevsimi çok soğuk geçiyordu. Her taraf metrelerce kar vardı. Halkın evinde yiyecek zahiresi yoktu. Biliyormusun dışarıda bulunan , hayvanlarına leşlerine, büyük guruplar halinde hücüm ederek , o leş hayvanını parçalamaya çalışırdık ve yerdik, dışarıda bula bildiğimiz her türlü hayvanı , helal haram demeden yakalar , etini yer ve derisini yüzer çarık yapar ayaklarımıza geçirirdik. Bir çok insanımız hem sağuk hava koşullarına dayanamıyarak, ölüyordu. Hemde Ermeni mezalimin den çok işkence ve zülüm , ettiklerine dayanamıyarak ölüyorlardı., bu Ermenilerin yaptığı bu kaliamlarda , çok insanımızı kayıp verdik. Bunlar Türkiye Cumhuriyetinin en çok kürt vatandaşlarıydı. Ülkesi için canını ve malını feda etmişti ve Ermenilerle savaşmıştı. Böyle olaylar, bizim doğunun kaderidir, bu yüzden zaten, buralarda barış havası yok. Çünkü dış düşmanlar bu bölgenin devamlı hasta olarak kalmasını istemektedir..Dedem bana söylerdi, oğlum ben dört yıl askerlik yaptım, teris olunca eve geldiğimde, bana tekrar asker celp kağıdı babam tarafından verilirdi, tekrar birliğime gidip teslim olurdum. Kışlada askerken üzerimizde ne düzgün bir giyeceğimiz vardı nede midemize bir sıcak yemek girerdi. Tüm amacımız ve gayemiz, ülkemizdeki, düşmanları bertaraf etmek.Ülkeyi güvenli bir konuma sokmaktı. Canımızı ve malımızı bu uğurda, seve seve verdik. Vatan sağ olsun. Tüm amacımız buydu. Yinede şavaş olsa, bu şartlar altında, yine ülkemi savunmaya gözümü kırpmadan, seve seve giderim, arkama bakmadan.Bu yüzden oğlum bu günlerinizin kıymetini bilin. Allah o kötü günleri bir daha , bu vatanın içinde yaşıyan insanlarına göstermesin. Bizler çok çektik çoook! Bu günlerinizin kıymetini bilin evlatlarım, çoook bilin , bu ülke ne zor şartlar altında, şavaşarak canlarımız düşmana siper ederek, ülkeyi barış ve huzurlu bir konuma getirdik, öyle kolay kolay bu ülke istiklaline kavuşmadı.diyerek bizlere nesihat ederdi.
1915 Olaylarında, yalnız Ermeni vatandaşların, kaybı olmadı. Türkiye Cümhurriyetinin de bir çok insanı hüngarca ermeni mezalimi tarfından , katledildi, bu tüyleri ürpetecek, kanları donduracak ve dehşete düşürecek bu olayları ,ne den gündeme gelmiyor. Onların insanların canı kiymetlide, bizim insanımızın canı kiymetsizmi. Ermenilerin bizim en çok kürt halkına, yaptığı o vahşet ve zülümlerini, neden dünya ülkeliri , kamuoyunun gündemine getirmiyor. Çünkü onlar hırıstiyan oldukları içindir. Türkiyedekiler Müslüman oldukları içindir. Bu gün bile, dünya üzerinde, Müslümanlar bir çok haksızlıklara mahruz kalıyor, dünya ülkeleri bu duruma neden seyirci kalıyor. Çünkü bu durumda Hıristiyan olan ülkeler, zengin ve güçlü orduları ve güçlü ekonomik durumları olduğu için, Müslüman inancına bağlı olan, tüm ülkelere savaş açmışlardır. Bu ülkelere yalandan demokrasi getiriyoruz, diye, ülkelerini işkal etmişlerdir. Ordaki petrol ve değerli hazınelerini kendi ekonomik durumlarını düzeltmek için, kullanmışlardır. Bu gün ırak, Ameriken Birleşik Devletine savaş tazminatı altında, kırk dokuz yıl, ırakın petrolunu kendi devletlerine akıtmaya başlamıştır.Iraktaki tarihi eserler dağmadağın edilmiştir.İslam kültül hazineleri yakılmış ve tahribat edilmiştir.Irak halkının büyük bir kısmını savaş olayları bahanesiyle katletmişlerdir. Iraktaki halkının hanımlarının ırzına, amerikan ve İngiliz ayrıca diğer batı ülkelerinin askerleri girerek, o ırak hanımları kendilerini bu şekilde yaşamıyacaklarını için kendilerini pıçaklıyarak veya silah çekerek intihar etmişlerdir. Buların bu durumunu diğer batılı devletler görmüyormu, neden Amerikayı protosto etmiyorlar. Çünkü küfür , tek bir millettir. (Ayı dan pos, domuzdan dost olmaz.) O yüzden biz İslam ülkeleri olarak, en kısa zamanda, bir araya gelerek, güçlerimizi bir araya getirerek, o batılı ülkelere karşı, büyük ve güçlü olduğumuzu, göstermemiz zamanı geldide ve geçti. En kısa zamanda bu batılılara karaşı, Müslüman toplulukları olarak toparlanmamız lazım Yarın bu durum geç olabilir. Yoksa bu gidişle , bizler le kedinin fareyle oynadığı gibi bizimle oynarlar. Bu oyunlarına müsade etmiyelim. Bir olalım diri olalım, ve büyük olalım.
Evet bu batılı ülkeler böyle bu olaylarda devletler arasındaki bazı olaylara, kendi at şapkalarıyla bu olaya bakmaktadırlar. Kendi pencerelerinden, başka bir şekilde yanaşıyorlar,
1915 olaylarının mağdurları yanliz emeni halkı değildir. Bizim Türk ve kürt insanlarımızda çok mağdur ve perişan olmuş, bu ermeni mezaliminin bizim insanımıza yaptığı bu vahşet olan bu durumumuz neden dünya gündemine gelmiyor , Ermenilerce öldürdükleri ,bizim asker mehmedimiz ve civan insanımız neden gündeme gelmiyor. Üstelik onların arkasında rus devletinin büyük desteği vardı Bizim arkamızda allahımızdan başkası yoktu, onun bize verdiği inaç gücüyle canımızı ermeni mezalimine siper etmiştik, Bu Ermenilerin insanımıza yaptı bu vahşedi, bizler kendimizi tam yeterince uluslar arasındaki aranada ,seminerle ve toplantılarla bu vahşeti ve mezalimi dünya ülkelerine anlatamadık Avrupa ülkelerinde bu hususta seminerler ve toplantılar düzenliyemedik. Dost müslüman ülke devletlerinin , önemli meydanlarında, bu 1915’beş olaylarla ilgili, bu günün zülmünü anlatacak, birer abide ve anıt yaparak ermeni mezalimini lanetlemedik. Bu gibi olayları, dost ülkelerin nezaretinde, bu günü anarak, dünya gündemine koyup,bu olayı kendi lehimize çeviremedik. Bizler ancak bir birimizle, itişip kalkışara günümüzü geçiriyoruz., Şu anda da doğudaki insanları ikinci sınıf muamelesi yapıyoruz. Bu gün kendi kendimize güvenimiz kalmadı. Her kez köşe dönme telaşında, bir araya gelipte bu önemli sorunların hakından geleme çalışmıyoruz.
Bu gün bu güzel ülkenin haline bakın. Bu ülkeyi idare eden kurumların pozisyonlarına bakın, bölük pörçük durumda ülkeyi idare ediyorlar. Güçlüler her zaman haklı, bu ülkede hiçbir kuvvet onları , bu ülkeye yaptıkları büyük tahribatlardan hesap ve sorguya çekemiyor ve cezalandıramıyor. Bu ülkenin tüm yükünü asgari ücretle çalışan garip ve namuslu insanları çekiyor. Bu adalet mi, Allah aşkına, bu adalet mi. O duvara yazılı olan, (ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR:) bırakın Allah aşkına, böyle yalan söylemlere bu halkın karını tok. Sizler bu
insanların sırtından, asalak gibi geçiniyorsunuz.. Bu güzel kelimeler arkasında, entrikalar ve kaos senaryoları çeviriyorsunuz. Bu yaptığınızı, bundan böyle bu ülkedeki halka yutturamazsınız. Kedinin gözü açıldı. Yaptığınız bu haksızlığınız cezasız kalmıyacak, bu dünyada çekemiyecekseniz, birde diğer dünya var. Orada bu halk sizinle hesaplaşacaktır. Allahın adaleti büyüktür. Bu inanmış insan olarak, bu yaratanına inanıyor, en güzel adalet onun adaleti olduğuna inanıyoruz. Boynuzsuz koçun hakını, boynuzlu koçtan alınacağı, mahkemeyi kubrada, sorgulanacaktırlar. Bundan türk milleti olark içten eminiz.
Beyler boş lafla bu ülke sevilmez, bu ülke ve bu ülke insanı için, canını ortaya koyan , mücadeleci ve, gece gündüzünü halkının refahı ve huzuru için ortaya koyan, gerçek yiğitlerle bu ülkenin sorunlarının çözebilirsiniz. Laf üretmek le ,ne bu ülke insanını doyura bilirsiniz, nede Türkiye nin önemli meselerini çözersiniz. Konuşup konuşup aynı yerde , sayar sayıklarsınız..
Sizler gibi basireti bağlanmış, kendi çıkarlarınızdan, artan zamanları olursa, ancak bu gibi ülkenin sorunlarını , oda bir iki cümleyle geçiştirirsiniz.. Böyle devlet adamlığı olmaz. Böyle devletini ve milletini sevmek olmaz.
Nerde o ecdadım, kanuni sultan süleyman. Fıransada dünya halkının insanlarının, ahlakını tehdit ve dejenersyona uğratan bir icadını, Osmanlı sadrazamı, Osmanlı padışahına ,paşam bu ecnebi ülkesinde, hakın bazı değerlerini dejenersyon eden, bir oyun peyda edilmiş, korkarım halkımızın ahlakı bozula.,ve vezirin bu konuşması, Osmanlı padışahına duyurulunca. O günkü Osmanlı sultanı Kanuni Sultan Süleyman, bu ecnebi ülkenin, kıralına bu tepkisini bir fermanla ilettiğinde, Fıransız kıralı hemen o günkü , halkının arasında ki, yeni sahneye koyduğu, icat ettiği o dansı iptal ediyor. İşte o ecdat böyle bir insandı.
O avrupaki tüm ileri gelenleri ve patrikleri, ülkelerini ziyarete gelen, Osmanlı veziri ülkelerine geldi diye, atının özengilerini öperek , gittikleri yere , benim bu dudağım Osmanlı vezirinin, atının özengini öptü diye, ordaki o batılı isanlara hava atarken, bu sefer bu özengiyi öpen şahıs, ülkesinin gittikleri yerlerin insanlarından büyük saygı ,tevecühüne mazhar oluyor . Onu ziyarete gelen şahıslara, işte bu dudağımla o özengiyi öptüm diyince. Bu sefer gelen halk onun dudağını öpmek için sıraya girerlerdi, ve ona saygıda bulunurlardı. İşte o zaman ki, ecdadımızın, tavrı bu idi, şimdi ne hala düştük, bunun sizler gibi kıymetli halkımın takdirine bırakıyorum.
Çünkü o zaman ülkeyi idare edenler Osmanlı hünkarları ,ülkenin ve dünya insanlarının haklarını barışını güvenini korumak için, müşterek çaba sarfederek, güzel buyruklar ortaya koyarlardı. Bu kararlı oldukları buyruklarını bir fermanla, avrupada ki ecnebi ülkeler bilirdi, onlarda Osmanlının buyrukları gösteren, bu fermalarına karşı çıkmazlardı, saygıyla karşılardı.
O zamanki ulaşım araçları olan , bindikleri atla, dünyanın üçte birisini topraklarına topraklarına katmışlardı..
Hala şu an günümüze kadar ayakda duran, ordularına şavaş ta, moral veren ve cesaret veren, mehter takımına bakın. Okudukları ordu marşları insanın, başka alemlere götüren ve düşmana korku , dosta güven veren o marşlar. Ordularının cesaretini ve gücünü dünya ülkelerine ilan ediyordu.
Geçenlerde bir arkadaşım, amerikanda türk gününe katılmış. Gurbete biraz kaldım ama , türkiyemin kokusu burnumda bitiyordu, dalgalan o albayrağını ,günde beş vakit, susmuyan ezanını çok özlemiştim, bir an önce ülkeme gitmek istiyordum. Bu düşünceler içindeyken, Amerikadaki bu türk gündeki mehtaran takımın geçidini seyrederken, tüm ordaki seyirciler o muhteşem meter takımının , vaşintondaki o havanın birden değiştirmesi, ve ordaki her ülke insanından buluna o kalabalığın büyük bir coşkuyla bu meteranı selamlıyarak, eleri kırılacak şekilde alkış tutarak ,kimi ağlıyor sevincinden, kimi kendinden geçmiş, baygın bir vaziyette, ambulanslarla hastaneye kaldırılan.O an dedim kendi kendime konuşurken dedim, allahım bu ne biçim bir duygu, ve acdadıma o an içimden geçen duygularımı, dile getirirken, onlara dua etmeye başladım. Ecdadıma içten ,söylüyerek, dedimki, yarabi sen atalarımdan razı ol, mekanları cenet olsun. Sizleri her andıkca , duygulanıyoruz,ve gururlanıyoruz. Mehtarın vaşintondaki o büyük cadde geçişi esnasında, okuduğu marşlar insanın tüylerini ,diken gibi yapıyor. O ne biçim bir duyguydu yarabi, aklım başımdan gidercesine beni etkilemişti. Bu marşlar nasıl yazılmıştı, söylendikce, hiçbir şeyinden eksilme olmuyor, her söylendikçe insana bir lezet ve bir haz veriyordu.
Evet biz tekrar ,konumuz Ermenistanın mezalimi bu 1915 olaylarıyla ilgili, türk hükümetleri ne gibi kararlar aldı.
Şimdiye kadar iktidarda bulunan idareciler, makyaş niteliğinde geçici kararlar alarak , birkaç ay sonra unutuluyor, ve tekrar mualefet ve hükümet bir birbirlrini mecliste itip kalkışmalarına devam edip ve biri birlerini karalamaya başlayıp , o kıymetli zamanlarını bey hüde boşa yere kullanmaya devam ediyorlar.
Böylece ermeni yasası rafa kaldırılıp, tekrar yirmi dört nisana kadar hiç bununla uğraşılmamaktadır.
Ben bir vatandaş olarak, ve benim gibi düşünen insanların sayıları git gide artan, bir ülkede diyiyoruz ki, sizler ülkemizi hem içerde hem dışarıda iyi idare edmiyorsunuz. Bunu kabullenmeniz lazım.
Muhalefeteki partilere bir bakıyorsunuz, hiç bir çözüm üretmiyen verimsiz bir gurup.
Şimdi hükümetin bir kararına karşı çıkmaktadırlar, bakıyorsunuz hükümetin kararına karşı bir alternatifleri yor. Mecliste yaptığı muhalefet, ülkenin ilerlemesinin önüne abur cubur basit sebeplerden oluşan, engeller çıkarmak., bu aldıkları tavırlarla meclisin çalışmasını, engelmek için lüzümsüz gensoru oylarıyla ve gereksiz gündemi oluşturmakta, günlerini gereksiz tartışmalarla geçişmektedirler. Gündemi devamlı gergin tutmakta ve ülke insanlarına bir ümüt vermemektedirler.Ondan sora halkın aralarına, yüzleri olmadığından giremiyorlar.
Maalesef bu gelen giden iktidar ve muhalefet, bu ülkenin meclisini, çalıştırmıyacak duruma getirmişlerdir.
Yok bu hükümet olmaz diyen bazı cuntacılar , darbeyle hükümeti alaşağı edip, acmi yönetimle ülkeyi, yirmi yıl geriye götürüyorlar., yok olmadı, alsana seçimle o andaki ükümeti fes edip , seçime gidiyorlar, bu sefer ülkeyi büyük ekonomik borç batağına koymaktadırlar.. Bu şekilde ülkenin gündemlerini değiştirirler. Kendileri ve aileleri, padışahlar gibi hayat sürerek, halkıda yerlerde süründürerek asgari ücrete talim ettirirler. İşte o mutlu azınlık, bu şekilde hayatlarına devam ediyorlar.
Bakıryorsun Avrupa ve asya ülkelerine, bir kutlama günlerinde, devletin ileri gelenleri ve dini liderleri olan papazlar ve patriklerle, o kutlu günlerini halkıyla birlikte sevinçle ibadethanelerinde kutlama çalışırken. Orda yürürlükteki layiklik sistemleri bir başka işlemektedir. Ama bizim ülkemizin yüzde, doksanı Müslüman olan bir ülke, devletin en üst makamındaki idarecileri ve genel kurmayı ve diğer idarecileri, halkının ibadethanesi olan camilerde, bir safta göremiyorsunuz. Çünkü ülkemizin insanını arzuladığı bu tabloyu, onlara çok görüyoruz. Camiye gidenleri fişliyoruz, bu gibi kişilere devletin idare kurumlarında görev vermiyoruz. İşte bizdeki, kafamıza göre şekillendirilmiş layıklik sitemi bu. Ayrıca bu milletin, çocuklarının baş örtüsüyle uğraşılıyor, imamhatip okullarından mezun olan çocukları askeri okullara ve ünüvesitelere almıyorlar. Camileri zaten kedilerine düşman saydıkları yer olarak bilmektedirler.
Doğudaki insanların kürtce konuştuğu için ,insan yerine konulmadığını bu ülkede görüyorsunuz.
Şimdi doğudaki bir çocuğa desen, sen bu ülkeyi seviyormusun, çocuk, ben bu ülkenin neresindeyim, bilemiyorum ki. Bir bilsem neredeyim, bende ona göre konuşurum.
Bir televizyonda, bir araştırmacı doğunun bir köyünde, oradaki halkla raportaj yapmaktadır. Orda bir amcaya soruyor, o televizyoncu araştırmacı. Amca sen askerliğin nerede yaptın, amca kürçe bırak askerliği, benim nüfus cüzdanım bile yokki, sen bana askerlik yaptınmı diye soruyorsun. Televizyoncu yani sen askerlik yapmadınmı, hayır evladım. Şimdiye kadar hiçbir hükümet adamı köyümüze gelmedi ki. Ben bilmiyorum nerede yaşıyorum. Televizyoncu tekrar soruyor sen kaç yaşındasın, amca oğlum, ben taminen yüz yaşındayım.. Sen hiçmi hasta olmuyorsun. Evladım bizim buraları görüyorsun. Yolumuz yok, burada evimizin dışında devletin yatırımıyla ilgi bir şey görebiliyormusun. Tabiî ki hayır. Bizler kendi hastamızı, kendimiz tedavi etmekteyiz. İhtiyaçlarımızı yani evin geçimini biz kendi kendimiz tedarik ediyoruz. Şu ana kadarda öyle devam etti.
Bu gün bu bilgi çağındayız, bunu gibi ülkemin insanları doğunun dağ köylerinde vardır. Hükümet ne kadar yol yaptık desede, köylere evet yapmıştır, ama hala yolu , suyu ve elektiriği olmuyan köyler ve mezralar vardır,
Bizleri idare eden, idarecilerimiz Ankara da oturmakla, ve Ankara dan halka bakışıyla, bu ülke yönetilmez.
İdareciler sözde, bizler halkın, hizmetcileriyiz. Eğer halkın hizmetcileriyseniz., Bir yıl ülkeyi, Erzurum dan, bir yıl kars’tan, bir yıl Sivas tan ,bir yıl Antalya dan ,bir yıl İzmir den, bir yıl Edirne den, bir yıl Samsun dan, idare edersen, ve orda hükümeti idare ettiğinde, halkın arasına katılırsan, oralarda davetsiz misafir gibi, bir gün önceden haber vermeden ,misafir olup o ailenin derdine bir çözüm ararsan, işte o zaman halkın, hizmetcileri, olursun. Yoksa lafla, gemi yürütemezsin. Şehirden, ova ya,dağa,ve mezralara inerek, halkın arasına katılarak, bu ülke insanını anlarsın ve derdine derman olursun. Yoksa gerisi boş laf.
Evet tekrar konumuza gelmek istiyorum. 1915 olaylarıla ilgili, eğer Türk hükümeti olarak, dünyada bu olaylarda, Ermenileri destekliyen, ülkelere karşı tavrınızı kararlı bir şekilde ortaya koya bilmeniz için. Bu hususta iktidar ve muhalefet, biri biriyle itişmeyi ve kalkışmayı bir tarafa bırakıp, aklın yolu bir ,birlikte kararlı bir tavırlara bu tavır alan ülkelerin, karşısına kararlı bir şekilde çıkmalı.
Eğer bu sorun ermeni ve türkiyenin sorunu ise, bu iki devlet bu sorunları kendi aralarında medeni bir şekilde çözmeli. Diğer devletlere ne oluyor. Onların hiçmi sömürgeleri olmadımı. Yani onların tarihi çokmu parlak, önce bir kendilerini eleştirmeli, ondan sonra ,gelip türkiyeyi eleştirsinler. Onlar Türkiye cumhuriyeti Devleti olarak ,gerekli dersi vermemiz lazım, yok sa her nisanın yirmi dördünde bu konuyu pişirip, pişirip önümüze getirirler,
Allah yardımcımız olsun. Buda benim bir vatandaş olarak, düşüncemi siz kıymetli doslarımla paylaştım. Benim bu yazımı sabırla okuduğunuz için , sevgi ve saygılarımı sunuyorum.Allaha amanet olun. Türkiyem büyük bir devletir, en azından bunu bilmemiz lazım. Yeter birlikte olalım, bir birimizle eften püften gerekzis sebeplerle, didişip kalkışmıyalım. Bir olalım, diri olalım, büyük olalım.Sizler seviyorum.Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar! M. Kemal Atatürk
 Suna  2010-04-08
  Benimde yaşamaya hakkım var
 Beyim kaldığımız yer yüksek dağlarla çevrilmiş. Kışı uzun çok soğuk ve yazı kısa çok sıcak geçer. Ekseriyet bu çevre halkı hayvancılıkla uğraşır. Oda terör belasıyla bitmiş durumda.Ne can güvenliğimiz var nede düzgün bir sosyal yaşantımız. Evimizde bizlere yetecek bir parça ekmeğimiz olsun, kafamızı sokabilecek bir inimiz ve birde can güvenliğimiz olsa biz devletten bir şey beklemeyiz. Dünyanın en mutlu insanı biziz kendimizi öyle görürüz . Şimdi burada hayvancılığı bitirdiler, kimse eskisi gibi hayvan besleyemiyor. Eskiden her evin önünde bir iki büyük baş hayvan varken, şimdi çoğu hanelerin havlusu boş. Hayvanı olanda yazın uzak yerlere hayvanını götürmesi lazım. Oda bu terör ve kanun kaçakları yüzünden, yaylaya çıkamıyorlar. Jandarma karakolları var, onlar ancak kendilerini korumaya çalışıyorlar. Bir gün bir haber alıyorlar , bakıyorsunuz ki dağ taş asker doldu birkaç saat sonra bu askerler geri çekiliyor. Böyle yerlerin sık sık terörle başı dertte olan yerlerin, karakol sayılarının artırılması, bu karakolda çoğu zaman halkın içinde olması lazım. Halkta aralarındaki güvenlik amacıyla dolaşan askerleri görünce, onlarda kendilerini güvende hissederler. Çünkü devletini her zaman, halk yanında görmek ister. Buralara zaten bu durumdayken özel sektör gelip buralara yatırım yapmaz. Devlet kendisi buralara yapmadığı yatırımı, özel sektörden bekliyor. Bu gidişle çok bekler, kimse gelirde buralara yatırım yapmaz., Yatırım yapmak için gelen olursa devletin bazı kanunlarının boşluğundan yararlanarak, bazı çıkardığı teşfikler den yaralanmak için gelir.Teşfikile elde etiği parayı cebine koydu mu onun buralardaki yarım bıraktığı tesis ,o şekilde yarım kalır ve teşfikçimiz kayıplara karışır. Bizim buralar geçmiş hükümetler zamanında da , bu kendilerince uyanık geçinen lağım fareleri çoktur. Bu gün bu bölgelerde bir sürü yarım bırakılan inşaatlar ve tesisler var. Bu durum hiç yazılı ve görsel medyada göremiyoruz. Bu lağım farelerin devletten haksız elde etmiş olduğu bu kazançların faturası yine insanlarımıza çıkmaktadır. Devletimiz önce burada oturanların can güvenliğini sağlaması lazım.. Her haneye büyük ve küçük baş hayvan hibe edecek, bunu ziraat mühendistlerinin bilgi ışığında, hayvan veren haneleri koruyacaksınız.Ziraat mühendistleride bu halkı bilgilendirecek ki, bu haneler bu hayvanlarını nasıl beslemesi lazım bu hayvanlardan aldığı besinleri nasıl değerlendirmesi, kendi geçimlerini rahatlıkla yapabilsin ve her hane ayağını yere sağlam basınki, kendine mahsus yaşamlarını sürdürebilsin. Birde toki bu bölgede oturmakta olanlara depreme göre kendilerine bir konut yapıp uzun vadeli bir şekilde taksitle teslim ederse., Burada terör barınamaz, halkta devletin ona sağladığı güven içinde işine ve aşına bakar, ve devletine karşı güvencesi tam olur.
Ama buralarda oturmakta olan vatandaşlar can ve mal güveni olmadığı için ayrıca bir çocuğunu askerde bir çocuğunu dağda olmasını istemediği için, bu bölgeden hızlı göçler var, küçük ve büyük illere. Bu sefer orda ki insanların yaşam koşulları kendilerine uyamadığı için, şehir içinde terör çetelerine teslim oluyor. Bu sefer orda hırsızlıklar, adam öldürmeler, kapkaçlar, intiharlar ve çetelere karışıp haraç toplamaya başlamaktadır.
Bizler vatanımızı ve hakımızı seviyoruz. Burada yaşıyan insanları kamuoyuna kötütü bir şekilde lanse edilmektedir, biz bu durumdan rahatsız olmaktayız.Bizde bu ülkenin vatandaşıyız, diğer insanlarla aynı haklara sahibiz. Bizler ölürsek vatanımız türkiyede olmek isteriz. Başka bir yere kesinlikle gitmeyiz.
Bizler şimdi TRT-6’şi izliyoruz. Benim anneannem ve baba annem Türkçe bilmeden öldüler, keşke şimdi sağ olsaydı, bu gün TRT-6’şi izleseydi. Bizler devletimizi çok seviyoruz, yalnız bura atandırdıkları iadereciler ve memurlar, doktorlar, güvenlik kuvvetlerinden bazıları, bu bölgede görevlerini yanlış bir şekilde kullanarak buradaki insanlara kötü davranışta bulunmuşlardı. Tabi burada devletimizin suçu yok. Devletimizin buraya atandığı o görevlide suç var. Tabi bu durumu devletimize nasıl izah edebiliriz, bunun güçlüğünü yaşamaktaydık. Şimdi bu internet aracılığıy her derdimizi devletimizle ve kamuoyuyla paylaşıyoruz. Tabi bu bilgi çağıda güzel bir medeniyettir. Hepinizi seviyoruz, sevgi ve saygılarımızı yolluyoruz.
 Suna  2010-04-05
  HER KEZ KANUNLAR ÖNÜNDE EŞİTTİR;
 Halkın hukuka karşı güvenini sarsmayın. Hukuk güçlünün yanında değil, ırkı,dili, dini, rengi ve inancı ne olursa olsun, hakimin karşına kim çıkarsa çıksın o insanın yaptığı suçun karşılığında kanunlarımızın hükmettiği ceza verilir. İnsanların kafasının içindeki beyin ve düşüncesine göre değerlendirilmez. Bu gün ne yazıkki siyasetciler gibi yazılı ve görsel medyada boy boy beyanat veren hukukçularımıza sesleniyorum. Sizler Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Hukukçularını temsil ediyorsunuz, verdiğiniz karaların önemi çok büyük. Bu gün vermiş olduğunuz kararların durumu kamuoyunda tartışılacak duruma geldiği gibi, çoğu kararlarınız avrupa insan haklarından bozularak ülkenin hem itibarını hemde madi yönden kaybına sebep oluyorsunuz. Sizler ülke içinde tüm yaşıyan vatandaşların hukukçularısınız. Burda farklı konumda karar veremezsiniz. Halk hukukuna güveniyor bu ülkede, vatandaşın güvenini boşa çıkarmayın.. Güçlü her şey yapar caza verilmez, yaptığı yanına kar kalır mantığını bırakın. Kararınızı hukuk çerçevesi içinde, tarafsız vermek mecburiyetindesiniz. Herhangi bir partinin idolojisine göre hakim karar veremez, bu devlet hukukuna uymaz. Bu gün ülke üzerinde oynanan entrikalara bakıyoruz, vatandaş olarak dehşete kapılmaktayız. Bu şahıslar hakkında kesin iddanameler olduğu halde, bir hukukçu diğer hukukçunun kararını bazuyor, ve o cani cezaevine girmeden, medya karşısına çıkıyor pişkin pişkin bir yüzle kendisini komuoyu karşısında savunmaya çalışıyor. Bizler vatandaş olarak bu durumdan rahatsız oluyoruz.Göz göre göre ayrımcılık yapılmaktadır. Suçlunun makamı ve rütbesi ne olursa olsun anayasada kanunlar önünde eşittir . Mahkeme salonlarındaki duvarda (Adalet mülkin, temelidir) Bu söz gelişi güzel oraya yazılmamıştır, lütfe hukukumuzun kiymetini bilelim, herkez için bir gün hukuk lazım olur, öncelikle hukukçularımız için . Yükse savcılar hakimler başkanlığı, tüm savcıların haklarını, eşit tarafsız bir şekilde korumalıdır. Bu kurumun bazı savcının görevine son veriyor, bazı savcının hiçbir kanunda yeri bulunmuyan bir kararıyla bir nöbet sırasında, ondokuz kişiyi tahliye edişine karşında sessiz kalışı, bulunduğu kurumun onuruna yakışmıyor.Burda bu kurumun başındaki idareciler kendilerini bir gözden geçirmeleri gerekiyor. Hepimiz bu ülkenin vatandaşıyız. Kanunlar önünde eşitiz. Saygılarımı sunuyorum.
 Musa  2010-03-03
  MUHTARIN FERYADI
 





25.02.2010 08:00:00
Konya Musalla Bağları Mahallesi Muhtar Şenay Çobanoğlu, muhtarların işlevsiz bırakılmamasını istiyor.
Konya merkez Musalla Bağları Mahallesi muhtarı Şenay Çobanoğlu, muhtarlığı bir kutsal vazife olarak görüyor, "Muhtar demek halk demektir" diyor. Çeşitli illerde görev yaptıktan sonra astsubaylıktan emekli olan evli ve üç çocuk babası Şenay Çobanoğlu, mahalleli tarafından üç dönemdir muhtarlığa seçiliyor.
Şenay Çobanoğlu, her gelen iktidarın muhtarlık kurumunun sorunlarını çözmek yerine artırdığını ellerindeki yetkileri kısıtladığını vurgulayor. Çobanoğlu, ilgililerden muhtarları işlevsiz bırakmamalarını istiyor.
Şenay Çobanoğlu, muhtarlığın sorunlarıyla ilgili sık sık internet sitelerine yazılar gönderiyor ve mesleğine sahip çıkıyor. İşte Çobanoğlu'nun Haberhurriyeti Gazetesi'ne gönderdiği yazısı:
MUHTARIN FERYADI
Muhtarlıklar halkın ilk temas kurdukları devletin en küçük kurumlarıdır. Halkımızı ilk güler güzle ve şefkat sıcak elleriyle muhtarlıklarımız karşılamaktadırlar.
Halkımız muhtarlık kapısını kendisine daha yakın bularak, her sorununu muhtarla çözmek ister. Muhtarlıkları kendilerine daha yakın hisederler,her sorununun çözümünde muhtara koşarlar, ondan bilgi almaya çalışır.
"MUHTAR DEMEK HALK DEMEKTİR"
Muhtar demek, halk demektir, çünkü halkıyla bütünlenmiş, her zaman halkın içersinde dolaşan, İbadethanesinde, hac ziyaretinde, cenaze merasimlerinde, taziyelerinde, bayram tebriklerinde, hasta ziyaretlerinde ve halkınmızın bütün kutlamalarında onları yalnız bırakmıyan muhtarlarımız.Halkımızın eli kulağı ve hizmetkarlarıdırlar.
"HER GELEN İKTİDAR MUHTARIN YETKİSİNİ KISITLADI"
Böyle bir kurumları, maalesef üzülerek söylemekteyimki, her gelen iktidarlar, bu kurumların sorunlarını artırmışlar, ellerindeki yetkileri kısıtlamışlardır. Bu kadar sorumluluklarla yüklemiş oldukları bu kuruma, bu işleri yürütecek bir yer göstermemişlerdir. Ayrıca ısınma, elektrik, telefon, su, kira, internet ve kullandığı kırtasiyenin harcamalarını da, muhtar kendi cebinden ödemiştir. Bu gün ülkemizin neresine giderseniz gidin, sizleri ilk karşılıyan, devletin kurumları olarak onları görürsünüz. Onlar sizleri eve misafir eder. O muhit hakkından, O'nun vermiş olduğu bilgi ışığında orda görevinizi icra etmiş olursunuz. Elliüçbin gönüllü nefer ile Türkiyenin ücra köşelerinde, güç şartlar altında ülkelerine canla başla, hizmet etmektedirler.
"BİZİ İŞLEVSİZ BIRAKMAYIN"
İlgililere sesleniyorum, lütfen bu halkına gece ve gündüz demeden çalışmakta olan bu muhtarlık kurumlarımızı işlevsiz duruma düşürmeyin. Gece, gündüz demeden, telefonu 24 saat açık tutan bu kurumlara sahip çıkalım. Durumlarını, bazı özgür haklarını iyileştirelim. Bu gönüllü neferlerin hizmet aşkına destek olalım, köstek olmayalım. Ülkeye ve halkına çalışma azmine enerji katalım ki.Ülke kazansın, halkımız kazansın. Bu demokrasi açılımda, çıkacak olan yasada, her gelen hükümetin, elimizden alınan yetkilerimizin geri verilmesi, muhtarlık kurumlarını, bu bilgi çağının nimetleriyle biçimlendirmek, ağır ekonomik şartlarının iyileştirmesi temenli ediyor saygılarımı sunuyorum.



Bu Habere Yorumunuzu Ekleyin
İsim
E-posta
Başlık
Yorum
       Tüm alanlari doldurmaniz gerekmektedir

 Muş Ovası Bugün
 30 Nisan Bugün
 Köşe Yazarlarımız
Cevat DANIŞ
Muş'ta İz Bırakan Valiler
Bülent Toplu
Sayın Cumlurbaşkanımız, Hoş Geldiniz...
Üniversitemizden Yazarlar
Arş. Gör. Adem Palabıyık
Eksen Kayması (Aktif Dış Politika)
Yrd. Doç. Dr. Serdal Seven
Okul Öncesi Eğitimden Ne Beklemeliyiz?
Yrd.Doç.Dr.Nadir Çomak
Mutluyum Çünkü
 Konuk Yazarlar
Faruk Dinçer
Muş türküsü'nü Ret ve İnkar, Yakışmadı Cengiz Çandar!
Bülent Polat
Elbette Muş, Önce Muş
İlhan Ateş
Kitapların Büyülü Dünyasında (13)
Lalehan
İsimsiz Ölüler
Ayça Soner
Gerçek Delikanlılık
Hadi Önal
Bizim Kavgamız...
Av. Ercan Kılıç
Türkiye Neden Muş Olmasın!?
Şafak Şemal Yöyler
Yürek Ne Der, Dili Var mı?
Birsen Bayar
ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE
 Radyo 49
 Filiz Fm